takımlar

listen to the pronunciation of takımlar
Türkisch - Englisch
(Mekanik) tooling
(Mekanik,Otomotiv) tools

I'll need my own tools. - Kendi takımlarıma ihtiyacım olacak.

takım
squad

Tom used to be a member of the bomb squad. - Tom bomba takımının bir üyesiydi.

The match was postponed because half the squad came down with food poisoning. - Takımın yarısının gıda zehirlenmesi geçirmesi nedeniyle maç ertelendi.

takım
suit

I want a suit made of this material. - Bu kumaştan yapılmış bir takım elbise istiyorum.

Where did you have your new suit made? - Yeni takım elbiseni nerede yaptırdın?

takım
{i} team

I am not the captain of the new team. - Ben yeni takımın kaptanı değilim.

Our team defeated them by 5-0 at baseball. - Takımımız beyzbolda onları 5-0 mağlup etti.

takım
set

Is this tea set complete? - Bu çay takımı tam mı?

Apparently, Tom's car needs a new set of tires. - Öyle görünüyor ki Tom'un arabasının yeni bir takım lastiğe ihtiyacı var.

takım
{i} band
takım
{i} tribe
takım
tool

Tom opened his toolbox. - Tom takım kutusunu açtı.

Please bring your toolkit. - Lütfen araç takımınızı getirin.

takım
(Biyoloji,Gıda) order

A totally ordered set is often called a chain. - Bütünüyle sipariş edilmiş bir takıma çoğunlukla bir zincir denilir.

Tom had all of his suits made to order. - Tom bütün takımlarını sipariş üzerine yaptırdı.

takım
brigade
takım
group

The good team spirit in the work group is valued positively. - Çalışma grubundaki iyi takım ruhu olumlu olarak değerlendirilir.

elmas takımlar
(Mekanik) diamond tools
takım
furniture
takım
sort
takım
(Tıp) ordo
takım
kind
takım
{i} gear

Tom was wearing scuba gear. - Tom dalış takımını giyiyordu.

There's a problem with the plane's landing gear. - Uçağın iniş takımında bir sorun var.

takım
cluster
takım
furnishings
takım
{i} posse
takım
cohort
takım
type
takım
(Bilgisayar) accessory
takım
(Matematik) family
takım
{i} clique
takım
platoon
takım
troop
takım
range
takım
togs
takım
unit

Manchester United is one of the most successful teams in both the Premier League and England. - Manchester United, hem Premier League'de hem de İngiltere'de en başarılı takımlardan biridir.

Their team has a strong sense of unity. - Onların takımının güçlü bir birlik duyusu var.

takım
utensil

Tom asked me to bring my own eating utensils. - Tom kendi sofra takımımı getirmemi istedi.

Nobody brought eating utensils to the party. - Hiç kimse çatal-bıçak takımlarını partiye getirmedi.

takım
pool
takım
outfit
takım
battery

Where did I put my battery pack? - Pil takımımı nereye koydum?

takım
parcel
takım
tackle

I wish I had a tackle box as nice as yours. - Keşke seninki kadar güzel bir takım kutum olsa.

I saw Tom and Mary carrying their fishing poles and tackle boxes. - Ben Tom ve Mary'yi olta kamışlarını ve takım kutularını taşırken gördüm.

takım
caboodle
takım
kit
takım
team of
gümüş takımlar
silver plate
gümüş takımlar
silverware
porselen takımlar
chinaware
rakip takımlar
(Spor) opponent teams
seramik takımlar
(Mekanik) ceramic tools
takım
genus
takım
{i} rig

Your brother's soccer team won the game and is celebrating right now. - Erkek kardeşinin futbol takımı maçı kazandı ve şu anda kutlama yapıyorlar.

We have a good team right now. - Şimdi iyi bir takımımız var.

takım
{i} suite
takım
{i} bunch
takım
bevy
takım
toolbox

Tom opened his toolbox. - Tom takım kutusunu açtı.

takım
fitting
takım
fleet
takım
ensemble
takım
side
takım
group, team, crew, troop, set, gang, band, or bunch (of people)
takım
covey
takım
gang
takım
(Botanik) , (Zooloji) order
takım
(Askeriye) platoon
takım
gram., see tamlama. bir
takım
{i} fitment
takım
suit (of playing cards)
takım
mech. train: dişli takımı gear train
takım
cigarette holder
takım
set; lot; suit; suite; team; squad, platoon; class; kind, sort, type; order; crew, gang; cigarette-holder
takım
set (of things): çay takımı tea set, tea service, or set of napkins (to be used with a tea set). tornavida takımı set of screwdrivers. oda takımı living room suite (of furniture). yatak takımı bedroom suite (of furniture) or set of bedsheets and pillowcases (for one bed)
takım
burton
Türkisch - Türkisch

Definition von takımlar im Türkisch Türkisch wörterbuch

takım
Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, ekip, trup
Takım
kat
takım
Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman
takım
Benzer, gibi
takım
Birbirini tamamlayan şeylerin tümü: "Kadın kahve takımlarını alıp çıktı."- N. Cumalı
takım
Bölüğü oluşturan birliklerden her biri: "Bu binayı merkez taburundan bir takım bekleyecek."- Ö. Seyfettin
takım
Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu
takım
Bölüğü oluşturan birliklerden her biri
takım
Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk
takım
Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu
takım
Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri
takım
Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik
takım
Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk
takım
Benzer, gibi: "... bu takım düşünceler arasında, dün sütçüye verilen paranın üstünün eksik geldiğini de hatırlıyor."- M. Ş. Esendal
takım
Topluluk
takım
Birbirini tamamlayan şeylerin tümü
takım
Sigara ağızlığı
takım
Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk: "Anlaşıldı, Sabit Bey ağabey takımı, Sinekli Bakkal Sokağı'ndan geçerken artık sağa sola bakmaz, kimseye omuz vurmaz oldu."- H. E. Adıvar
takımlar
Favoriten