tümü

listen to the pronunciation of tümü
Türkisch - Englisch
all of

We lost all of our money. - Biz paramızın tümünü kaybettik.

You have to answer all of these questions. - Bu soruların tümünü cevaplamalısın.

as a whole
all

I'm sorry, we're all out of manti. - Üzgünüm, mantıların tümü bitti.

Our soccer team beat all the other teams in the town. - Futbol takımımız kasabadaki diğer takımların tümünü yendi.

the whole shebang
(Bilgisayar) more
gamut
lot
shebang
tüm
all

All the other languages are easier than Uighur. - Diğer tüm diller Uygurca'dan daha kolaydır.

The baby cried all night. - Bebek tüm gece ağladı.

tüm
whole

This window overlooks the whole city. - Bu pencere tüm şehre bakıyor.

The whole population of New Zealand is 3,410,000, and one seventh of it are the Maori people. - Yeni Zelanda'nın tüm nüfusu 3.410.000 olup, bunun yedide biri Maori halkıdır.

tüm
{s} entire

The introduction of the new tax is expected to affect the entire economy. - Yeni vergi girişinin tüm ekonomiyi etkilemesi bekleniyor.

Jane could not believe it when her date polished off an entire chocolate cake. - Jane randevusunda tüm bir çikolatalı kekin bittiğine inanamadı.

tüm
overall
tümü içinde
(Bilgisayar) all in
tümü ile değiştirmek
(Hukuk) changeover
tümü ile/üyle
completely
tüm
utter
tüm
aggregate
tüm
the whole of
tüm
(Bilgisayar) more

I hope this expense report contains all the relevant business expenses because I'm not paying a cent more after this. - Umarım bu harcama raporu tüm ilişkili iş masraflarını içerir,çünkü bundan bir sent daha fazlasını ödemeyeceğim.

You know that two nations are at war about a few acres of snow somewhere around Canada, and that they are spending on this beautiful war more than the whole of Canada is worth. - Kanada civarında bir yerde birkaç dönüm karla ilgili iki ulusun savaşta olduğunu ve bu güzel savaşa tüm Kanada'nın değdiğinden daha çok para harcadıklarını bilirsiniz.

tüm
absolute

The dictator had the absolute loyalty of all his aides. - Diktatörün tüm yardımcıları ile ilgili mutlak sadakatı vardı.

I ate absolutely nothing the whole day. - Tüm gün katiyen bir şey yemedim.

tüm
total

Tom successfully carried the state with nearly sixty percent of the total statewide vote. - Tom başarılı bir biçimde tüm eyaletteki oyların yaklaşık yüzde sekseninin desteğini alacak duruma erişti.

tüm
entirety
birlikte yemek yiyenlerin tümü
All who eat together
tüm
of all

Out of all the attributes of the gods, the one I find most pitiable is their inability to commit suicide. - Tanrıların tüm niteliklerinden acınacak bulduğum, onların intihar etme yeteneksizlikleridir.

80% of all English words come from other languages. - Tüm İngilizce sözcüklerin %80'i diğer dillerden gelmiştir.

aynı kuluçkadan çıkan yavruların tümü
covey
bölge hayvanlarının tümü
fauna
gelenlerin tümü
all comers
konuyla ilgililerin tümü
symposium
taşınabilir malların tümü
goods and chattels
tüm
{i} totality
tüm
the whole of; whole, all; entire; total, absolute
tüm
{s} clear

From the hotel, we could see the entire park very clearly. - Otelden tüm parkı çok net bir şekilde görebiliyorduk.

He was cleared of all charges and released yesterday. - Dün tüm suçlamalardan aklandı ve serbest bırakıldı.

tüm
pan

About 250 million years ago, all the continents we see today were one big supercontinent called Pangaea. - Yaklaşık 250 milyon yıl önce, bugün gördüğümüz tüm kıtalar Pangaea denilen büyük bir süperkıtaydılar.

When Tom was little he was clumsy and would fall often. All his pants would have knee patches. - Tom küçükken hantaldı ve sık sık düşerdi. Tüm pantolonlarının diz yamaları olurdu.

tüm
all of, all: tüm bunlar all of these
tüm
full complement
tüm
entirety, whole, sum total
tüm
full

The banquet was in full swing. - Ziyafete tüm hızıyla devam edildi.

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

tüm
completely

Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it. - Asal sayılar hayata benzer, onlar tamamen mantıksaldır fakat, eğer tüm zamanınızı onun hakkında düşünmek için harcarsanız kurallarının bulunması imkânsızdır.

A person cannot understand another person completely. - Bir insan başka bir insanı tümüyle anlamayabilir.

tüm
(Hukuk) integral
tüm
undivided

May I have your undivided attention? - Tüm dikkatini alabilir miyim?

tüm
all over the

She traveled all over the world. - O, tüm dünyayı gezdi.

He became famous all over the world. - Tüm Dünyada ünlü oldu.

Türkisch - Türkisch
tümü
Favoriten