meselen

listen to the pronunciation of meselen
Türkisch - Englisch
issue of
mesele
matter

I leave the matter to your judgement. - Meseleyi senin yargına bırakıyorum.

That's the crux of the matter. - Meselenin püf noktası odur.

mesele
problem

This problem is a real challenge. - Bu mesele gerçek bir sorundur.

That's a First World problem. - O bir Birinci Dünya meselesidir.

mesele
issue

Speaking of religious matters is a delicate issue. - Dini meseleler hakkında konuşmak hassas bir mevzudur.

We have to grasp this issue. - Bu meseleyi anlamak zorundayız.

mesele
affair

There was an air of mystery about the whole affair. - Bütün mesele hakkında gizemli bir hava vardı.

I am not concerned with the affair. - Ben mesele ile ilgili değilim.

mesele
chose
mesele
puzzle
mesele
concern

It's a matter that concerns all of us. - Bu hepimizi ilgilendiren bir mesele.

I am not concerned with the affair. - Ben mesele ile ilgili değilim.

mesele
cause

They accused him of being in the classroom in order to cause trouble. - Onlar onu mesele çıkarmak için sınıfta olmakla suçladılar.

Please accept our apologies for the trouble this matter has caused you. - Lütfen bu meselenin neden olduğu sorun için özürlerimizi kabul edin.

mesele
subject matter
mesele
{i} res

I hope this matter is resolved quickly. - Bu meselenin hızla çözüleceğini umuyorum.

mesele
{i} topic
mesele
{i} hangup
mesele
affaire
mesele
{i} business

Tom is scrupulous in matters of business. - Tom iş meselelerinde vicdanlıdır.

mesele
{i} shebang
mesele
{i} point

That's not really the point. - O gerçekten mesele değil.

I think you're missing the point. - Bence asıl meseleyi gözden kaçırıyorsunuz.

mesele
{i} question

It's a question of life or death. - Bu bir ölüm kalım meselesi.

To be or not to be, that is the question. - Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.

mesele
proposition
mesele
{i} crux

That's the crux of the matter. - Meselenin püf noktası odur.

mesele
(Hukuk) case

As far as I know, this is not the case. - Bildiğim kadarıyla mesele bu değil.

mesele
problem, question, matter, issue, affair, case
mesele
questlon
Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) Misâl ve örnek olarak. Söz gelişi. Mesel
MESELE
(Osmanlı Dönemi) Gölgelik
mesele
Problem
mesele
Sorun: "Nevin meseleyi derhâl anlayarak kapıya geldi, arabacıya seslendi."- P. Safa
mesele
Güç iş
mesele
Güç iş: "Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir."- R. N. Güntekin
mesele
(Osmanlı Dönemi) düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem
mesele
Sorun
meselen
Favoriten