gölgelik

listen to the pronunciation of gölgelik
Türkisch - Englisch
shade
umbrageous
arbor; bower
shady spot
window shade
awning, canopy
dais
canopy
tester
penthouse
shady spot; arbour, canopy, bower
bower
brim
arbour
shadiness
swail
baldachin
gölge
shade

An old man was resting in the shade of the tree. - Yaşlı bir adam ağacın gölgesinde dinleniyordu.

Let's take a rest in the shade. - Gölgede biraz dinlenelim.

gölge
{i} shadow

She is afraid of her own shadow. - O kendi gölgesinden korkuyor.

Tom thinks he's being shadowed by a private detective. - Tom özel bir dedektif tarafından gölge gibi izlendiğini düşünüyor.

gölge
dark

The light that casts away the darkness also creates shadows. - Karanlığı boşa çıkaran ışık da gölgeler yaratır.

A dark shadow passed behind Tom. - Tom'un arkasından karanlık bir gölge geçti.

gölge
ombre
gölge
silhoutte
gölge
{i} cloud

I try not to let my emotions cloud my judgment. - Duygularımın kararımı gölgelemesine izin vermemeye çalışıyorum.

gölge
simulacrum
gölge
ghost image
gölge
the shadow
gölge
shadow of
gölge
a shade
gölge
{i} umbra
gölge
shadow, silhouette
gölge
{i} silhouette
gölge
shadow, protection
gölge
shadow, shade
gölge
{i} umbrage
gölge
shadow, shading (in a painting or drawing)
gölge
shadow, a person who sticks close to someone
gölge
(Nükleer Bilimler) penumbra
gölge
shadow, umbra
kafes gölgelik
interlaced fencing
ormanda gölgelik yer
arbour [Brit.]
Türkisch - Türkisch
Gölge altında bulunan yer
Gölgesinde oturulan tente, çardak gibi herhangi bir şey
Gölgesinde oturulan tente, çardak gibi herhangi bir şey: "Çocuğa oracıktaki gölgelikte meme emzirmekte olan kadını gösterdi."- O. C. Kaygılı
(Osmanlı Dönemi) ZILLİYET
(Osmanlı Dönemi) ARŞ
(Osmanlı Dönemi) SEMA
(Osmanlı Dönemi) ZILALE
sayeban
tente
(Osmanlı Dönemi) MESELE
(Osmanlı Dönemi) VASUT
Gölge
eşka
Gölge
(Osmanlı Dönemi) ZILL
Gölge
saye
Gölgelikler
(Osmanlı Dönemi) ZULEL
gölge
(Osmanlı Dönemi) zılâl
gölge
Röfle
gölge
Ne olduğu anlaşılamayan karaltı, silüet
gölge
Yetkisi olmadığı hâlde etkili olan
gölge
Güneş ışınlarından korunacak yer: "Sakın kesme, gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin."- M. Ş. Esendal
gölge
Saydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık
gölge
Saydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık: "Etrafına gölge salmayan, yemiş vermeyen hangi kütük baltadan kurtulur?"- H. E. Adıvar
gölge
Koruma, kayırma himaye
gölge
Güneş ışınlarından korunacak yer
gölge
Resimde bir şekli cisimlendirmek için, onun ışık almaması gereken yerlerine vurulan az çok koyu renk
gölge
Ne olduğu anlaşılamayan karaltı, silüet: "Pencereden dışarıya bir gölge çıktı, arkasından seğirttiler."- A. Gündüz
gölge
Birinin yanından hiç ayrılmayan kimse
gölgelik
Favoriten