meraklı

listen to the pronunciation of meraklı
Türkisch - Englisch
curious

She's curious to find out who sent the flowers. - O, çiçekleri kimin gönderdiğini bulmak için meraklıdır.

My child is curious to know everything. - Çocuğum her şeyi bilmeye meraklı.

inquisitive

Tom looks inquisitive. - Tom meraklı görünüyor.

My daughter is a communicative and inquisitive girl. - Kızım iletişim kuran ve meraklı bir kızdır.

nosy

I didn't mean to be nosy. - Ben meraklı olmak istemedim.

Tom said that Mary was nosy. - Tom Mary'nin meraklı olduğunu söyledi.

interested

I'm always interested in reading his column. - Her zaman onun makalesini okumaya meraklıyım.

Magdalena is interested in geography. - Magdalena coğrafyaya meraklıdır.

keen on

He is not very keen on coming tomorrow. - Yarın gelmeye çok meraklı değil.

hipped
devotee
quizzical

She looked quizzically at him. - O meraklı meraklı ona baktı.

curious, inquisitive, nosey, nosy; keen (on), interested (in); interesting, gripping, piquant; meticulous, peevish; anxious, solicitous; fan, buff , Nosey Parker
enthusiastic follower
anxious, inclined to worry
snoop; amateur; fancier
addicted
very fond of, having a great interest in (something)
snoopy
prying
given to
nosey

Tom says I'm too nosey. - Tom fazla meraklı olduğumu söylüyor.

addict
splenetic
curious, inquisitive, inquiring
particular, scrupulous, or exacting (about)
hipped on
keen

He is not very keen on coming tomorrow. - Yarın gelmeye çok meraklı değil.

curious person
freak; splenetic
aficionado
quidnunc
buff
inquisitorial
inquiring
interested in

I'm always interested in reading his column. - Her zaman onun makalesini okumaya meraklıyım.

Piotr is interested in soccer. - Piotr futbola meraklıdır.

enthusiastic
interesting
meticulous
peevish
fiend
(Gıda) connoisseur
head
gripping
dabbler
solicitous
awestruck
rubberneck
whimsical
hobbyist

Tom calls himself a hobbyist. - Tom kendine meraklı diyor.

Tom is a model railroad hobbyist. - Tom model demiryolu meraklısı.

troubled
unquiet
anxious
nosy parker
searching
hooked
fond

I am fond of Australian food. - Avusturalya yemeklerine çok meraklıyımdır.

I am fond of the cinema. - Ben sinema meraklısıyım.

sneezy
crotchet
juicy
{i} freak
{i} snoop
{i} amateur
visionary
{i} fancier
{i} lover
persnickety
{i} bug
{i} hound
merak
{i} curiosity

His story excited everyone's curiosity. - Onun hikayesi herkesin merakını uyandırdı.

Curiosity killed the cat. - Fazla merak iyi değildir.

merak
worry

Don't worry. This won't happen again. - Merak etme. Bu bir daha olmayacak.

Don't worry. You can confide in me. - Merak etme. Bana güvenebilirsin.

meraklı olmak
to be keen on
meraklı kadın
daughter of Eve
meraklı olmak
be hot for
meraklı taze
quidnunc
meraklı taze
nosey parker
meraklı taze
snoop
meraklı tip
rubberneck
merak
{i} interest

Ania is interested in computers. - Ania bilgisayarlara meraklıdır.

Tom wondered why many people in America think that baseball is more interesting to watch than soccer. - Tom Amerika'daki birçok insanın niçin beyzbolun futboldan daha ilginç olduğunu düşündüklerini merak etti.

merak
{i} concern

Your friends are really concerned about your health. - Arkadaşların senin sağlığını gerçekten merak ediyorlar.

aşırı meraklı
fanatic
merak
{i} whim
merak
wonder

He will be wondering what we are doing. - Ne yaptığımızı merak ediyor olacak.

I wonder who that girl is. - Şu kızın kim olduğunu merak ediyorum.

merak
{i} fancy

He has a great fancy for travelling. - Onun seyahat için büyük bir merakı var.

merak
passion

I have no special talents. I am only passionately curious. - Ben özel yetenekleri yok. Ben sadece tutkuyla meraklıyım.

merak
(Argo) kick
merak
foible
merak
fuss
merak
fond

My sister is fond of music. - Kız kardeşim müziğe meraklıdır.

I am fond of the cinema. - Ben sinema meraklısıyım.

merak
espial
merak
mania
merak
maggot
merak
relish
merak
keenness
merak
great interest
merak
taste

She wondered what his lips would taste like. - O, onun dudaklarının nasıl tad alacağını merak ediyordu?

This popcorn tastes stale. I wonder when it was popped. - Bu patlamış mısırların tadı bayat. Ne zaman yapıldıklarını merak ediyorum.

merak
conceive
merak
cult

I am curious about Japanese culture. - Japon kültürünü merak ediyorum.

merak
inquietude
merak
fad

Fadil became interested in Islam. - Fadıl, İslam'a merak sardı.

merak
solicitude
merak
wondered about
merak
be wondering
aşırı meraklı
fanatical
havacılığa meraklı
air minded
merak
crotchet
merak
{i} avocation
merak
being particular or fastidious about
merak
disquietude
merak
missile
merak
{i} care

I wonder if you have ever really cared for me. - Beni gerçekten sevip sevmediğini merak ediyorum.

I wonder if Tom and I can take care of ourselves. - Tom ve benim kendimize bakabilip bakamayacağımızı merak ediyorum.

merak
{i} bug
merak
curiosity; great interest, concern, passion; anxiety, solicitude, worry
merak
{i} hobby

Tom is a model railroad hobbyist. - Tom model demiryolu meraklısı.

Tom calls himself a hobbyist. - Tom kendine meraklı diyor.

merak
wonderment
merak
anxiety, worry
merak
great interest in, great liking for; passion for (something)
merak
sensation
merak
disquiet
merak
anxiety
meraklılar
the fancy
modaya meraklı
faddish
sefahate meraklı
Dionysiac
Türkisch - Türkisch
Titiz
Titiz: "Rakım Bey yaşlı, ak saçlı, temizlik meraklısı, temizlik mütehassısı bir adamdı."- A. Ş. Hisar
Her şeyi anlamak ve bilmek isteyen, mütecessis
Kaygılı
Bir şeye çok düşkün olan, sürekli onunla uğraşan kimse
Her şeyi anlamak ve bilmek isteyen, mütecessis: "Büyük kapının önünde binlerce meraklı birikmişti."- H. Taner
Bir şeye çok düşkün olan, sürekli onunla uğraşan kimse: "Sedef ve gümüş kakmalı bıçaklara, revolverlere meraklıydı."- Y. K. Beyatlı
Kendisini ilgilendirmeyen bir konuda bilgi sahibi olmaya çalışan kimse
merak
Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek: "Ona bu merak nereden, nasıl, niçin, ne zaman illet olmuştur diye az kafa yormadım."- H. Taner
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Dalgınlık. Kara sevdâ
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.(... Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi hikmet-i İlâhiyeyi ittiham ve rahmet-i İlâhiyeyi tenkid ve Hâlik-ı Rahiminden şekva hükmünde olduğu için aksi maksadiyle tokad yer, hastalığı ziyadeleşir. L.)
Merak
(Osmanlı Dönemi) BESS
merak
Bir şeyi edinmek, yapmak, bir şeyle uğraşmak isteği: "Öteden beri güzel giyinmeye, güzel konuşmaya merakım vardır."- R. N. Güntekin
merak
Bir şeyi edinmek, yapmak, bir şeyle uğraşmak isteği
merak
öğrenme isteği
merak
Düşkünlük, heves
merak
Kaygı, tasa
merak
Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek
meraklı
Favoriten