itibarlı

listen to the pronunciation of itibarlı
Türkisch - Englisch
(someone) who has a good credit rating
creditable
respected

Tom is respected in the business community because he is always fair and square in his dealings with others. - Tom, başkaları ile olan ilişkilerinde her zaman adil ve kararlı olduğundan dolayı iş dünyasında itibarlıdır.

esteemed, valued; trusted; influential
of weight
credited
reputable
accredited
esteemed, influential
acceptable, redeemable (bill, draft)
honorable
of note
prestigious
estimable
of
wellthoughtof
itibar
dignity
itibar
reputation

You live freely if you haven't a reputation to lose. - Kaybedecek bir itibarın yoksa; özgürce yaşarsın.

He cares a lot about his reputation. - İtibarına çok dikkat eder.

itibar
esteem

Tom holds Mary in high esteem. - Tom Mary'yi yüksek itibarda tutuyor.

They held her in high esteem as their benefactor. - Onlar, hayırseverleri olarak onu yüksek itibarda tuttu.

itibarlı kimseler
respectabilities
itibar
{i} credit

The boy is a credit to our school. - Oğlan okulumuz için bir itibar.

itibar
regard
itibar
{i} ascendency
itibar
(Hukuk) consideration

The massacre in Norway and the recent rebellion and the booty in England, are dreadful in consideration of the circumstances that the world drifted into. - Norveç'te yaşanan katliam ve son günlerde İngiltere'deki ayaklanma ve yağma, dünyanın içine sürüklendiği durum itibarı ile dehşet vericidir.

itibar
weight
itibar
effective

The law will be effective from the 1st of April. - Yasa 1 Nisan'dan itibaren geçerli olacak.

itibar
recognition
itibar
estimate
itibar
stature
itibar
account
itibar
status

As of January 2011, Jupiter has 50 named moons. 13 more have been discovered but not given official status or names. - Ocak 2011 itibariyle, Jüpiter'in 50 tane adlandırılmış uydusu vardır. 13 tane daha keşfedildi ama resmi statü veya isim verilmemiştir.

itibar
repute
itibar
goodwill
itibar
value
itibar
honour
itibar
{i} standing
itibar
stending
itibar
tick

This ticket is only valid for two days after purchase. - Bu bilet satın alma tarihinden itibaren yalnızca iki gün geçerlidir.

itibar
{i} authority
itibar
eminencecy
itibar
ascendantent
itibar
{i} importance
itibar
{i} Eminence
itibar
{i} Eminency
itibar
{i} odour
itibar
{i} face

I don't want to lose face. - İtibarımı kaybetmek istemiyorum.

To lose face means to be humiliated. - İtibarını kaybetmek aşağılanmak anlamına gelir.

itibar
honor
itibar
{i} prestige

I tried to repair his damaged prestige. - Zarar görmüş itibarını tamir etmeye çalıştım.

itibar
{i} estimation
itibar
esteem, prestige, eminence, regard, consideration; credit kredi
itibar
odour [Brit.]
itibar
com. credit
itibar
esteem, consideration, regard, honor
itibar
{i} respectability
itibar
odor
itibar
altitude
itibar
ascendancy
itibar
effectiveness
itibar
estate
Türkisch - Türkisch
Gözde olan, önemli sayılan
Kredisi olan
Gözde olan, önemli sayılan: "Köşedeki itibarlı masalardan birine karşılıklı oturduk."- Ç. Altan
İtibarı, değeri olan, saygın
itibar
Saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, saygınlık, prestij: "Benim bir kuru itibardan başka neyim var bu dünyada kaybedecek?"- N. Cumalı
itibar
Saymaca
itibar
Saygınlık
itibar
Saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, saygınlık, prestij
itibar
Borç ödemede güvenilir olma durumu, kredi
îtibar
(Osmanlı Dönemi) ehemmiyet vermek; hürmet, riâyet ve hatırsamak, kulak asmak, ibret alıp uyanık olmak, birisini veya sözünü makbul farzetmek şeref, haysiyet, bir şeyin gerçek değil, kararlaştırılan değeri
İtibar
(Osmanlı Dönemi) AB
İtibar
(Osmanlı Dönemi) NAZAR
itibarlı
Favoriten