huzursuz

listen to the pronunciation of huzursuz
Türkisch - Englisch
uneasy

After he left, she started feeling uneasy. - Gittikten sonra, huzursuz hissetmeye başladı.

I sometimes get uneasy about the future. - Bazen gelecek ile ilgili huzursuzlanıyorum.

anxious
restless

I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up. - Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.

Tom was impatient and restless. - Tom sabırsız ve huzursuzdu.

unrestful
edgy
(Konuşma Dili) like a bear with a sore head
unquiet
on pins and needles
fidgety
disturbed
(Pisikoloji, Ruhbilim) irritable
discontent
tremulous
(place) which is lacking in tranquillity or peace, untranquil, unpeaceful
out of sorts
peaceless
ill at ease

He felt ill at ease in the new surroundings. - Yeni ortamlarda huzursuz hissettim.

Tom felt ill at ease. - Tom huzursuz hissetti.

unsettled
sleepless
uneasy, troubled
worrisome
restless, ill at ease
restive
comfortless
queasy
disgruntled
malcontent
malcontented
huzur
{i} tranquility

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzursuz etmek
annoy
huzursuz edici
embarrassing
huzursuz etmek
hump
huzursuz etmek
perturb
huzursuz bacak sendromu
(Tıp) restless leg syndrome
huzursuz etmek
hassle
huzursuz etmek
(Kanun) incommode
huzursuz, kararsız, karmaşık
uneasy, uncertain, complex
huzursuz edici
comfortless
huzursuz edici bir şekilde
comfortlessly
huzursuz edici bir şekilde
unsettlingly
huzursuz etmek
disquieten
huzursuz etmek
disturb
huzursuz etmek
fidget
huzursuz etmek
to hassle
huzursuz etmek
prey on
huzursuz görünüş
hunted look
huzursuz olmak
have the hump
huzur
{i} presence

She felt shy in his presence. - Onun huzurunda utangaç hissettim.

You must take off your hats in the presence of ladies. - Hanımefendilerin huzurunda şapkalarınızı çıkarmak zorundasınız.

huzur
{i} serenity

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzur
peace

Tom just wanted some peace and quiet. - Tom sadece biraz huzur ve sessizlik istedi.

Even at nighttime, it was not quiet and peaceful any more. - Gece vakti bile olsa, artık sessiz ve huzurlu değil.

huzur
{i} comfort

I never feel comfortable in his presence. - Onun huzurunda asla rahat hissetmem.

huzur
ataraxy
huzur
calm

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

huzur
rest

She felt restless all day long. - O gün boyu huzursuz hissetti.

Tom was impatient and restless. - Tom sabırsız ve huzursuzdu.

huzur
sereneness
huzur
{i} quiet

All Tom wanted was some peace and quiet. - Tom'un bütün istediği biraz huzur ve sessizlikti.

Tom just wanted some peace and quiet. - Tom sadece biraz huzur ve sessizlik istedi.

huzur
repose
huzur
tranquillity
huzur
ease

I saw at once that he was ill at ease. - Onun huzursuz olduğunu hemen anladım.

Tom felt ill at ease. - Tom huzursuz hissetti.

huzur
peacefulness
huzur
evenness
huzur
presence, attendance
huzur
presence (of an exalted personage): Sultanın huzuruna çıktık. We came before the sultan. Huzura kabul olunmadı. He was not admitted to see him/her
huzur
peace of mind, freedom from anxiety
huzur
audience
huzur
quietness
huzur
quietude
huzur
composure
huzur
wellbeing
huzur
poise
huzur
{i} languor
huzur
ataraxia
huzur
tranquillity, peace, freedom from disturbance or turmoil
huzur
presence, attendance; peace, ease, quiet, comfort, calm
huzursuz etmek
give smb. the hump
huzursuz etmek
give the hump
huzursuz
Favoriten