huzursuz

listen to the pronunciation of huzursuz
Türkisch - Englisch
uneasy

I sometimes get uneasy about the future. - Bazen gelecek ile ilgili huzursuzlanıyorum.

I felt cold and uneasy all night. - Ben bütün gece üşüdüm ve huzursuz hissettim.

anxious
restless

I suffer from restless leg syndrome. - Ben huzursuz bacak sendromundan muzdaribim.

She felt restless all day long. - O gün boyu huzursuz hissetti.

unrestful
edgy
(Konuşma Dili) like a bear with a sore head
unquiet
on pins and needles
fidgety
disturbed
(Pisikoloji, Ruhbilim) irritable
discontent
tremulous
(place) which is lacking in tranquillity or peace, untranquil, unpeaceful
out of sorts
peaceless
ill at ease

Tom is ill at ease among strangers. - Tom yabancılar arasında huzursuz.

I feel ill at ease with her. - Onunla birlikte huzursuz hissediyorum.

unsettled
sleepless
uneasy, troubled
worrisome
restless, ill at ease
restive
comfortless
queasy
disgruntled
malcontent
malcontented
huzur
{i} tranquility

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzursuz etmek
annoy
huzursuz edici
embarrassing
huzursuz etmek
hump
huzursuz etmek
perturb
huzursuz bacak sendromu
(Tıp) restless leg syndrome
huzursuz etmek
hassle
huzursuz etmek
(Kanun) incommode
huzursuz, kararsız, karmaşık
uneasy, uncertain, complex
huzursuz edici
comfortless
huzursuz edici bir şekilde
comfortlessly
huzursuz edici bir şekilde
unsettlingly
huzursuz etmek
disquieten
huzursuz etmek
disturb
huzursuz etmek
fidget
huzursuz etmek
to hassle
huzursuz etmek
prey on
huzursuz görünüş
hunted look
huzursuz olmak
have the hump
huzur
{i} presence

Not long ago we heard a father say in the presence of his large family, I don't want any of my boys to be lawyers. - Yakın zamanda bir babanın büyük ailesinin huzurunda, erkek çocuklarımdan hiçbirinin avukat olmasını istemiyorum. dediğini duyduk.

She felt shy in his presence. - Onun huzurunda utangaç hissettim.

huzur
{i} serenity

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzur
peace

Conversion was peaceful and gradual. - Dönüşüm huzurlu, yavaş yavaş oldu.

She passed away peacefully in her sleep. - O, uykusunda huzur içinde vefat etti.

huzur
{i} comfort

I never feel comfortable in his presence. - Onun huzurunda asla rahat hissetmem.

huzur
ataraxy
huzur
calm

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

huzur
rest

I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up. - Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.

Tom was impatient and restless. - Tom sabırsız ve huzursuzdu.

huzur
sereneness
huzur
{i} quiet

I would like some peace and quiet. - Biraz huzur ve sessizlik isterim.

Even at nighttime, it was not quiet and peaceful any more. - Gece vakti bile olsa, artık sessiz ve huzurlu değil.

huzur
repose
huzur
tranquillity
huzur
ease

Tom is ill at ease among strangers. - Tom yabancılar arasında huzursuz.

Tom felt ill at ease. - Tom huzursuz hissetti.

huzur
peacefulness
huzur
evenness
huzur
presence, attendance
huzur
presence (of an exalted personage): Sultanın huzuruna çıktık. We came before the sultan. Huzura kabul olunmadı. He was not admitted to see him/her
huzur
peace of mind, freedom from anxiety
huzur
audience
huzur
quietness
huzur
quietude
huzur
composure
huzur
wellbeing
huzur
poise
huzur
{i} languor
huzur
ataraxia
huzur
tranquillity, peace, freedom from disturbance or turmoil
huzur
presence, attendance; peace, ease, quiet, comfort, calm
huzursuz etmek
give smb. the hump
huzursuz etmek
give the hump
huzursuz
Favoriten