huzursuz

listen to the pronunciation of huzursuz
Türkisch - Englisch
uneasy

I sometimes get uneasy about the future. - Bazen gelecek ile ilgili huzursuzlanıyorum.

She felt uneasy when the children did not come home. - Çocuklar eve gelmediği zaman huzursuz hissetti.

anxious
restless

I suffer from restless leg syndrome. - Ben huzursuz bacak sendromundan muzdaribim.

I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up. - Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.

unrestful
discontent
on pins and needles
fidgety
edgy
(Konuşma Dili) like a bear with a sore head
(Pisikoloji, Ruhbilim) irritable
disturbed
tremulous
unquiet
worrisome
restless, ill at ease
ill at ease

Tom felt ill at ease. - Tom huzursuz hissetti.

Tom is ill at ease among strangers. - Tom yabancılar arasında huzursuz.

unsettled
sleepless
uneasy, troubled
peaceless
(place) which is lacking in tranquillity or peace, untranquil, unpeaceful
restive
out of sorts
comfortless
queasy
disgruntled
malcontent
malcontented
huzur
{i} tranquility

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzursuz etmek
annoy
huzursuz edici
embarrassing
huzursuz etmek
perturb
huzursuz etmek
hump
huzursuz bacak sendromu
(Tıp) restless leg syndrome
huzursuz etmek
(Kanun) incommode
huzursuz etmek
hassle
huzursuz, kararsız, karmaşık
uneasy, uncertain, complex
huzursuz edici
comfortless
huzursuz edici bir şekilde
unsettlingly
huzursuz edici bir şekilde
comfortlessly
huzursuz etmek
disquieten
huzursuz etmek
fidget
huzursuz etmek
disturb
huzursuz etmek
to hassle
huzursuz etmek
prey on
huzursuz görünüş
hunted look
huzursuz olmak
have the hump
huzur
{i} presence

You must take off your hats in the presence of ladies. - Hanımefendilerin huzurunda şapkalarınızı çıkarmak zorundasınız.

Not long ago we heard a father say in the presence of his large family, I don't want any of my boys to be lawyers. - Yakın zamanda bir babanın büyük ailesinin huzurunda, erkek çocuklarımdan hiçbirinin avukat olmasını istemiyorum. dediğini duyduk.

huzur
{i} serenity

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzur
{i} comfort

I never feel comfortable in his presence. - Onun huzurunda asla rahat hissetmem.

huzur
peace

Tom just wanted some peace and quiet. - Tom sadece biraz huzur ve sessizlik istedi.

Conversion was peaceful and gradual. - Dönüşüm huzurlu, yavaş yavaş oldu.

huzur
calm

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

huzur
rest

How restful it is to sleep under the shadow of a willow in an Anatolian village in summertime. - Bir Anadolu köyünde yazın söğüt gölgesinin altında uyumak ne kadar huzur vericidir.

I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up. - Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.

huzur
ataraxy
huzur
sereneness
huzur
{i} quiet

Even at nighttime, it was not quiet and peaceful any more. - Gece vakti bile olsa, artık sessiz ve huzurlu değil.

Tom just wanted some peace and quiet. - Tom sadece biraz huzur ve sessizlik istedi.

huzur
repose
huzur
tranquillity
huzur
ease

He felt ill at ease in the new surroundings. - Yeni ortamlarda huzursuz hissettim.

Tom felt ill at ease. - Tom huzursuz hissetti.

huzur
peacefulness
huzur
evenness
huzur
presence, attendance
huzur
presence (of an exalted personage): Sultanın huzuruna çıktık. We came before the sultan. Huzura kabul olunmadı. He was not admitted to see him/her
huzur
peace of mind, freedom from anxiety
huzur
audience
huzur
quietness
huzur
quietude
huzur
composure
huzur
wellbeing
huzur
poise
huzur
{i} languor
huzur
ataraxia
huzur
tranquillity, peace, freedom from disturbance or turmoil
huzur
presence, attendance; peace, ease, quiet, comfort, calm
huzursuz etmek
give smb. the hump
huzursuz etmek
give the hump
huzursuz
Favoriten