huzur

listen to the pronunciation of huzur
Türkisch - Englisch
{i} tranquility

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

peace

Marriage, in peace, is this world's paradise; in strife, this life's purgatory. - Huzurlu evlilik bu dünyanın cennetidir, çekişmeli evlilik bu dünyanın arafıdır.

She passed away peacefully in her sleep. - O, uykusunda huzur içinde vefat etti.

sereneness
rest

She felt restless all day long. - O gün boyu huzursuz hissetti.

Tom was impatient and restless. - Tom sabırsız ve huzursuzdu.

ataraxy
calm

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

composure
presence, attendance
ease

Tom is ill at ease among strangers. - Tom yabancılar arasında huzursuz.

I saw at once that he was ill at ease. - Onun huzursuz olduğunu hemen anladım.

tranquillity, peace, freedom from disturbance or turmoil
presence, attendance; peace, ease, quiet, comfort, calm
tranquillity
languor
quietude
presence (of an exalted personage): Sultanın huzuruna çıktık. We came before the sultan. Huzura kabul olunmadı. He was not admitted to see him/her
serenity

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

presence

They made a fool of him in the presence of ladies. - Bayanların huzurunda onu aptal yerine koydular.

She felt shy in his presence. - Onun huzurunda utangaç hissettim.

evenness
peace of mind, freedom from anxiety
audience
quietness
quiet

Even at nighttime, it was not quiet and peaceful any more. - Gece vakti bile olsa, artık sessiz ve huzurlu değil.

Tom just wanted some peace and quiet. - Tom sadece biraz huzur ve sessizlik istedi.

comfort

I never feel comfortable in his presence. - Onun huzurunda asla rahat hissetmem.

repose
peacefulness
wellbeing
ataraxia
poise
huzur veren
soothing
huzur dolu
peaceful
huzur evi
nursing home

Tom works in a nursing home. - Tom bir huzur evinde çalışıyor.

Your mother is in a nursing home, isn't she? - Annen bir huzur evinde, değil mi?

huzur içinde
at peace
huzur veren
piping
huzur veren (zaman vb)
piping
huzur verici
restful

The silence in the forest is restful. - Ormandaki sessizlik huzur verici.

How restful it is to sleep under the shadow of a willow in an Anatolian village in summertime. - Bir Anadolu köyünde yazın söğüt gölgesinin altında uyumak ne kadar huzur vericidir.

huzur vermek
make someone in comfort
huzur vermek
give somebody peace
huzur vermek
give a break
huzur vermek
make someone peaceful
huzur ile. huzuru ile
with peace of mind. with peace
huzur bozan kimse
stormy petrel
huzur bozma
brawling
huzur bozucu
subversive

The lyrics seem innocent enough, but if you listen to them closely, you'll realize how subversive they really are. - Şarkı sözleri yeterince masum görünüyor fakat onları yakından dinlersen onların gerçekten ne kadar huzur bozucu olduğunu fark edersin.

huzur bozucu
disturbing

I found it disturbing. - Ben onu huzur bozucu buldum.

huzur bozucu bir şekilde
riotously
huzur bozucu bir şekilde
subversively
huzur dersi religious discourse held
in the sultan's presence during Ramazan
huzur evleri
(Tıp) homes for the aged
huzur hakkı money paid
for attending a meeting
huzur içinde yatsın
rest in peace

What a pity! He was a good professor. May he rest in peace. - Ne yazık! O iyi bir profesördü. Huzur içinde yatsın.

May your soul rest in peace. - Ruhun huzur içinde yatsın.

huzur içinde yatsın
God rest his soul
huzur içinde yatsın
lay rest in peace
huzur kaçırıcı
disquieting
huzur ortamı
an atmosphere of peace
huzur ve asayiş
peace and security
huzur ve mutluluk dönemi
Golden Age
huzur veren
quiet
huzur veren
balmy
huzur veren
(zaman vb.) piping
huzur veren
smooth
huzur veren
relaxing
huzur veren
balsamic
huzur veren
calming
huzur verici bir halde
balmily
huzur vermek
to put (someone) in a tranquil frame of mind, make (someone) feel at peace with the world, give (someone) peace
huzur vermemek
not to give (someone) any peace, to bother
huzur verici
balmy
huzur
inner peace
huzur veren
dulcet
Huzur içinde
at rest
huzur bulmak
to find peace
mutluluk, refah, huzur, zenginlik
happiness, prosperity, peace, prosperity
huzur veren
{s} restful
huzur verici
ataractic
rahatlık ve huzur diyarı
cockaigne
rahatlık ve huzur diyarı
cockayne
uyarılmayan huzur
ataraxy
uyarılmayan huzur
ataraxia
özlemi çekilen huzur
longed for rest
ülkede huzur sağlama
pacification
ülkeler arasında huzur
detente
huzur
Favoriten