huzurlu

listen to the pronunciation of huzurlu
Türkisch - Englisch
peaceful

Conversion was peaceful and gradual. - Dönüşüm huzurlu, yavaş yavaş oldu.

He had worked hard to keep Kansas peaceful. - Kansas'ı huzurlu tutmak için çok çalıştı.

tranquil

Hunting game is forbidden in this tranquil wilderness. - Avcılık oyunu bu huzurlu vahşi doğada yasaklanmıştır.

The forest was very tranquil. - Orman çok huzurluydu.

peace and quiet
idyllic
calmy
blessed
ataraxic
easeful
at ease
peaceful, at ease; comfortable
tranquil, peaceful
restful

Air travel is fast; sea travel is, however, restful. - Hava seyahati hızlı ancak deniz seyahati huzurlu.

reposeful
easy
calm

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

quiet

This forest is quiet and peaceful. - Bu orman sakin ve huzurlu.

We're quieter than Tom. - Tom'dan daha huzurluyuz

serene

Ah! How serene is this temple! - Oh! Bu tapınak ne kadar huzurlu!

welfare
comfortable
halcyon
huzur
{i} tranquility

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzurlu bir şekilde
tranquilly
huzurlu olmak
be tranquil
huzurlu olmak
be peaceful
huzurlu olmak
become peaceful
huzurlu olmak
become tranquil
huzurlu ortam
peaceful atmosphere
huzurlu ölmek
die peacefully
huzur
{i} presence

She felt shy in his presence. - Onun huzurunda utangaç hissettim.

Not long ago we heard a father say in the presence of his large family, I don't want any of my boys to be lawyers. - Yakın zamanda bir babanın büyük ailesinin huzurunda, erkek çocuklarımdan hiçbirinin avukat olmasını istemiyorum. dediğini duyduk.

huzur
{i} serenity

Nature photos of animals taken in complete tranquility and serenity, are truly masterpieces. - Hayvanların huzur ve sükunet içinde çekilen doğa resimleri gerçekten şaheserdir.

huzur
peace

Even at nighttime, it was not quiet and peaceful any more. - Gece vakti bile olsa, artık sessiz ve huzurlu değil.

Marriage, in peace, is this world's paradise; in strife, this life's purgatory. - Huzurlu evlilik bu dünyanın cennetidir, çekişmeli evlilik bu dünyanın arafıdır.

huzur
{i} comfort

I never feel comfortable in his presence. - Onun huzurunda asla rahat hissetmem.

huzur
calm

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

huzur
sereneness
huzur
ataraxy
huzur
rest

She felt restless all day long. - O gün boyu huzursuz hissetti.

The silence in the forest is restful. - Ormandaki sessizlik huzur verici.

huzur
tranquillity
huzur
{i} quiet

All Tom wanted was some peace and quiet. - Tom'un bütün istediği biraz huzur ve sessizlikti.

Even at nighttime, it was not quiet and peaceful any more. - Gece vakti bile olsa, artık sessiz ve huzurlu değil.

huzur
ease

He felt ill at ease in the new surroundings. - Yeni ortamlarda huzursuz hissettim.

Tom felt ill at ease. - Tom huzursuz hissetti.

huzur
repose
huzur
peacefulness
huzur
ataraxia
huzur
{i} audience
huzur
{i} quietness
huzur
wellbeing
huzur
{i} quietude
huzur
{i} composure
huzur
{i} evenness
huzur
peace of mind, freedom from anxiety
huzur
poise
huzur
presence (of an exalted personage): Sultanın huzuruna çıktık. We came before the sultan. Huzura kabul olunmadı. He was not admitted to see him/her
huzur
presence, attendance
huzur
presence, attendance; peace, ease, quiet, comfort, calm
huzur
tranquillity, peace, freedom from disturbance or turmoil
huzur
languor
mutlu ve huzurlu ortam
bed of roses
rahat ve huzurlu
palmy
rahat ve huzurlu günler
halcyon days
Türkisch - Türkisch
huzurlu
Favoriten