I'll get the money from Tom one way or another.
- Tom'dan parayı bir şekilde alacağım.
We'll have to pay back that loan one way or another.
- Bu krediyi bir şekilde geri ödemek zorunda kalacağız.
I somehow got a passing grade in mathematics.
- Bir şekilde matematikten geçme notu aldım.
I must have it done somehow by six.
- Saat altıya kadar bir şekilde onu yaptırmalıyım.
He's somewhat hard of hearing, so please speak louder.
- O, bir şekilde zor işitiyor, bu yüzden lütfen yüksek sesle konuşun.
You have to be somewhat to blame for that.
- Onun için bir şekilde suçlu olmak zorundasın.
Musical talent can be developed if it's properly trained.
- Düzgün bir şekilde eğitilirse müzikal yetenek geliştirilebilir.
I like things done properly.
- Düzgün bir şekilde yapılan işleri severim.
An American Indian is more properly called a Native American.
- Bir Amerikalı Kızılderili daha uygun bir şekilde Yerli Amerikalı olarak bilinir.
Tom wanted to do his job properly.
- Tom işini uygun bir şekilde yapmak istedi.
Would you please explain it more simply?
- Lütfen onu daha sade bir şekilde açıklar mısın?
He badly exaggerated his ability to achieve a breakthrough.
- O bir atılımı gerçekleştirmek için yeteneğini berbat bir şekilde abarttı.
Mary has been badly let down.
- Mary berbat bir şekilde hayal kırıklığına uğratıldı.
The storm severely damaged the crops.
- Fırtına ürünlere ciddi bir şekilde zarar verdi.
The food on this cruise made me severely constipated.
- Bu gemi yolculuğundaki yiyecek beni ciddi bir şekilde kabız etti.
I shall never forgive Gilbert Blythe, said Anne firmly.
- Anne kararlı bir şekilde Gilbert Blythe'ı asla affetmeyeceğim dedi.
Everything went horribly wrong.
- Her şey korkunç bir şekilde yanlış gitti.
I'm terribly ashamed of this.
- Bundan korkunç bir şekilde utanıyorum.
Serbian trains are terribly slow.
- Sırp trenleri korkunç bir şekilde yavaş...
The two young girls smiled happily.
- İki genç kız mutlu bir şekilde gülümsedi.
The story ends happily.
- Hikaye mutlu bir şekilde sona erer.
Tom is a good employee. He gets things done quickly and efficiently.
- Tom iyi bir çalışandır. O işleri hızlı ve verimli bir şekilde yaptırır.
John runs the family business very efficiently.
- John aile şirketini çok verimli bir şekilde işletiyor.
Their prices are surprisingly cheaper than their rivals.