Konuşmasını çok dikkatlice hazırladı.
- He prepared his speech very carefully.
O, çok kısa bir sürede yemeği hazırladı.
- She prepared the meal in a very short time.
Her önceden iyi hazırlanmış.
- Everything was prepared well in advance.
Hazırlanmış olmak zorunda olacağım.
- We'll have to be prepared.
Sami risk almak için hazırlanmak zorundaydı.
- Sami had to be prepared to take risks.
Biz hareket etmek için hazırlanmak zorundayız.
- We've got to be prepared to act.
Biz bir saldırı için hazırlandık.
- We prepared for an attack.
Toplantı için dikkatlice hazırlandı.
- He prepared carefully for the meeting.
Acil bir durum için hazırlıklı olmalısın.
- You must be prepared for an emergency.
Her zaman en kötü için hazırlıklı olmalıyız.
- We must always be prepared for the worst.
Life begins when you're ready to live it.
- Das Leben beginnt, wenn du bereit bist, es zu leben.
I am ready to do anything to make up for the loss.
- Ich bin bereit, alles zu tun, um den Verlust auszugleichen.