ümitsiz

listen to the pronunciation of ümitsiz
Türkisch - Englisch
hopeless

Tom knew that it was hopeless. - Tom onun ümitsiz olduğunu biliyordu.

Lee did not agree that the situation was hopeless. - Lee durumun ümitsiz olduğunu kabul etmedi.

forlorn
hopeless, desperate
dreary
drear
past cure
pathetic

You really are pathetic. - Gerçekten ümitsizsin.

gloomy

I got gloomy and thought of giving up. - Ümitsizdim ve vazgeçmeyi düşündüm.

frantic

No wonder you're frantic. - Ümitsiz olmana şaşmamalı.

past hope
gone
desperate
droop
(Konuşma Dili) sick at heart
despondent
unpromising
despairing
ümit
expectation
Ümit
(isim) Hope

The patient is sick beyond all hope. - Hasta ümitsiz bir hasta.

Hope is when you suddenly run to the kitchen like a mad man to check if the empty chocolate cookie box you just finished an hour ago is magically full again. - Ümit; bir saat önce bitirdiğin çikolatalı çörek kutusunun sihirle tekrar dolup dolmadığını kontrol etmek için çılgın bir adam gibi birdenbire mutfağa doğru koştuğundadır.

ümitsiz ve üzgün
forlorn
ümitsiz vaka
hopeless
ümitsiz girişim
forlorn hope
ümitsiz hastanın ilaçla öldürülmesi
euthanasia
ümitsiz iş
lost cause
ümit
trust
ümit
breathing
ümit
sight
ümit
line
ümit
expectancy
ümit
{i} prospect
ümit
esperance
ümit
hope; expectation
ümit
lookout
ümit
expectance
Türkisch - Türkisch
Umutsuz: "Ümitsiz bir tavırla gazetelerini yatağının üstüne fırlattı."- Y. K. Karaosmanoğlu
Umutsuz
ümitsiz vaka
Başarma olasılığı olmayan kişi ya da başarı olasılığı olmayan kişi
ümitsiz vaka
(deyim) Lost cause
Ümit
(Osmanlı Dönemi) BEYÛS
ümit
Afrika'nın en güney ucundaki burun
ümit
Umma, beklenti, umut: "Büyük bir ümit, sevinç ve heyecan içinde şu mektubu yazdım."- A. Gündüz
ümit
Umma, beklenti, umut
ümit
(Osmanlı Dönemi) recâ
ümit
(Osmanlı Dönemi) ricâ
ümitsiz
Favoriten