davalı

listen to the pronunciation of davalı
Türkçe - İngilizce
{i} defendant

The defendant was about to stand trial when he grabbed the deputy's gun and shot the judge. - Davalı, milletvekilinin silahını kaptığında ve yargıcı vurduğunda yargılanmak üzereydi.

The defendant admitted her guilt. - Davalı suçunu itiraf etti.

defendant, respondent; contested, in dispute
defense
disputed, contested
respondent
defence [Brit.]
libellee
libelee
1.defendant; respondent
(something) that propounds a particular point of view, constructed with a particular end in mind
litiginous
litigious
litigatious
{i} defence
dava
lawsuit

What is needed to win a lawsuit? - Bir davayı kazanmak için ne gereklidir?

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

davalı avukatı
counsel for the defense
davalı olmak
(for a plaintiff and a defendant) to be engaged in a lawsuit: Bir yıldır davalıyız. We've been fighting each other in court for a year now
dava
claim
dava
process
dava
{i} trial

The defendant was about to stand trial when he grabbed the deputy's gun and shot the judge. - Davalı, milletvekilinin silahını kaptığında ve yargıcı vurduğunda yargılanmak üzereydi.

Facebook and text messages have emerged as key evidence in the trial of a man for raping a student. - Facebook ve cep telefonu mesajları bir öğrenciye tecavüz etmesi nedeniyle bir adamın davasında kilit delil olarak ortaya çıkmıştır.

dava
prosecution
dava
cause

He contributed nothing to the cause. - O, davaya hiçbir katkıda bulunmadı.

Soon the movement was no longer growing. Many people became discouraged and left the cause. - Yakında hareket artmıyordu. Birçok kişinin cesareti kırıldı ve davadan ayrıldı.

dava
plea

The defendant will please rise. - Davalı lütfen ayağa kalkın.

dava
instance
dava
(Kanun,Politika, Siyaset) proceedings
dava
(Kanun) dispute
dava
(Kanun) proceeding

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

dava
litigate

There's nothing worse for children than litigated custody. - Çocuklar için velayet davasından daha kötü bir şey yoktur.

dava
(Ticaret) tare
dava
(Kanun) lis
dava
(Ticaret) accusation
dava
(Ticaret) courtcase
dava
(Kanun) clamor
dava
suit

Sami launched a suit against Layla. - Sami, Leyla'ya karşı dava açtı.

I brought a suit against the doctor. - Doktora bir dava açtım.

dava
case

I am really in the dark on this case. - Bu dava ile ilgili gerçekten bilgim yok.

He brought out the truth of the murder case. - O, cinayet davası ilgili gerçeği ortaya çıkardı.

dava
plaint

The judge decided against the plaintiff. - Hakim davacı aleyhine karar verdi.

I am the plaintiff in that trial. - O duruşmada davacı benim.

dava
litigation

Other factors of importance, which make litigation of large corporations more difficult, are the size and complexity of their activities. - Büyük şirketleri dava etmeyi zorlaştıran diğer önemli etkenler de faaliyetlerinin boyutları ve karmaşıklığıdır.

dava
pleading
dava
court cases
dava
cause, purpose or movement which is given militant support
dava
law trial
dava
case; trial
dava
suit, lawsuit, action, process; trial; claim, assertion; thesis; problem, question, matter
dava
1.suit, lawsuit, action
dava
(Hukuk) action, proceedings, case, prosection
dava
proposition, thesis
dava
{i} law

The lawsuit remains undecided. - Dava karar verilmeden kalır.

Lawyers make mega bucks when they win cases. - Avukatlar davaları kazandıklarında çok miktarda dolar kazanırlar.

dava
action

The actions she took were too careless, and she was left defenseless. - Onun açtığı davalar çok ilgisiz ve o savunmasız bırakıldı.

dava
question, matter
dava
(Matematik) problem
dava
claim, assertion, allegation, point at issue
dava
(Matematik) theorem
dava
slang sweetheart, love. (aleyhine)
davalılar
(Kanun) respondents
temyizde davalı taraf
appellee
Türkçe - Türkçe
Davası olan
Dava konusu olan (şey)
Kendisinden bir şey dava edilen kimse, müddeialeyh
Davası olan (kimse)
müddeialeyh
DAVALI
(Hukuk) Davacı tarafından davanın kendisine yöneltildiği, kişi; müddealeyh
dava
sav
Dava
aranç
Dava
(Osmanlı Dönemi) DÂİYE
Dâva
(Osmanlı Dönemi) NIHLE
dava
Hukukî korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurma
dava
çözümlenmesi gerekli olan konu
dava
İleri sürülerek savunulan düşünce, çözümlenmesi gerekli olan konu, sav
dava
Sevgili
dava
Hukuki korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurma. İleri sürülerek savunulan düşünce, çözümlenmesi gerekli olan konu, sav: "Erkekler davalarını hanımlar kadar hararetle müdafaa edememişlerdir."- H. C. Yalçın
dava
Ülkü
dava
Sorun: "O kırkyıllık davada beyhude akıntıya kürek çekmişiz."- Y. K. Beyatlı. Ülkü: "Ankara'nın bırakılışını Türkiye'nin ve davanın bırakılışı sayanlar vardı."- T. Buğra
dava
Sorun
dâvâ
(Osmanlı Dönemi) tâkip edilen fikir, iddia
İngilizce - Türkçe

davalı teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

dava
trial
davalı