bozulmaz

listen to the pronunciation of bozulmaz
Türkçe - İngilizce
indefectible
imperishable
incorruptible
indissoluble
boz
{i} grizzle
boz
{s} gray

Don't eat me, gray wolf, I'll sing a song for you. - Bozkurt, beni yeme, senin için bir şarkı söylerim.

boz
discomposed
boz
disrupted

My sleep cycle has been disrupted. - Benim uyku döngüm bozuldu?

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

boz
muck up
boz
{f} impaired

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
{f} corrupted

Easy living corrupted the warrior spirit. - Kolay yaşamak savaşçı ruhu bozdu.

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

boz
{f} spoil

Does milk spoil quickly? - Süt çabuk bozulur mu?

The figure on the left spoils the unity of the painting. - Soldaki figür resmin bütünlüğünü bozuyor.

boz
{f} spoiling

You're spoiling the mood. - Sen ruh halini bozuyorsun.

I'm not spoiling their view. - Ben onların manzarasını bozmuyorum.

boz
{f} blight
boz
grizzly

Dan made a grizzly discovery. - Dan bir boz ayı keşfetti.

Tom was attacked by a grizzly bear. - Tom bir boz ayı tarafından saldırıya uğradı.

boz
{f} bungling
boz
{f} disrupting
boz
deface
boz
{f} hashing
boz
infringe
boz
distort
boz
impair

He has some cognitive impairment. - Onun biraz bilişsel bozukluğu var.

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
{f} spoiled

I haven't had anything to eat for three days other than a stale sandwich, a rotten apple, and some spoiled yogurt. - Üç gündür, bayat bir sandviç, çürük bir elma ve biraz bozuk yoğurt dışında hiçbir şey yemedim.

She has spoiled her work by being careless. - Dikkatsizliği ile işini bozdu.

boz
annul
boz
{f} spoilt
boz
unmake
boz
addle
boz
check off
boz
make imperfect
boz
discompose
boz
disarrange
boz
deprave
boz
mar

Tom was feeling down because Mary made fun of his hair style. - Tom'un morali bozuktu çünkü Mary onun saç sitiliyle dalga geçti.

Tom broke off his engagement to Mary. - Tom Mary ile nişanını bozdu.

boz
{f} bungle
boz
quash
boz
{f} corrupting

These foreign words are corrupting our beautiful language. - Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.

boz
corrupt

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

The morals of our politicians have been corrupted. - Siyasetçilerimizin ahlakı bozuldu.

boz
{f} depraved
boz
bang up
boz
{f} marred
boz
blemished
boz
{f} distorted
boz
dele
boz
deformed
boz
{s} grey
boz
muckup
boz
discomfit

Don't worry. Your joke did not really discomfit me. - Endişelenme. Şakan beni gerçekten bozmadı.

boz
deform
boz
rough, waste, uncultivated (land)
boz
rumple
boz
derange
boz
grey, gray; (toprak) uncultivated
boz
dun
boz
defaced
boz
griseous
boz
earth-brown; brown; ash-gray; gray
bozulmaz