She announced her intention to retire.
- O, ona emekli olma niyetini bildirdi.
They announced that a storm was coming.
- Onlar bir fırtınanın geldiğini bildirdiler.
Tom's death notice was in today's paper.
- Tom'un ölüm bildirimi bugünkü gazetedeydi.
The notice was badly printed.
- Bildirim kötü biçimde basıldı.
Why wasn't Tom notified?
- Neden Tom'a bildirilmedi?
If that happens, you'll be the first to be notified.
- Eğer bu olursa ilk olarak size bildirilecek.
Will you notify me after 3 minutes?
- 3 dakika sonra bana bildirir misin?
If there's a better solution, then I'll notify you about it as soon as possible.
- Daha iyi bir çözüm olursa en kısa sürede onu sana bildiririm.
I don't have anything to declare.
- Bildirecek bir şeyim yok.
Do you have anything to declare?
- Bildirecek bir şeyiniz var mı?
Do you know how to play mahjong?
- Mahjong oynamayı biliyor musun?
Do you know where your father went?
- Babanın nereye gittiğini biliyor musun?
Everybody knew that she was being pushy.
- Onun saldırgan olduğunu herkes biliyordu.
They knew they must fight together to defeat the common enemy.
- Ortak düşmanı yenmek için birlikte dövüşmek zorunda olduklarını biliyorlardı.
Knowing is nothing, imagination is everything.
- Bilmek bir şey değildir, hayal gücü her şeydir.
Tom accused Mary of not knowing how to love or how to accept someone's love.
- Tom Mary'yi sevmeyi ya da birinin aşkını kabul etmeyi bilmemekle suçladı.
Ken didn't know what to say next.
- Ken gelecek defa ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Ken talks as if he knew everything.
- Ken her şeyi biliyormuş gibi konuşur.
Mr Hashimoto is known to everyone.
- Bay Hashimoto herkes tarafından bilinir.
The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known.
- Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.
Babam alışveriş yaparken annem arabada kaldı.
- Mor blev i bilen mens far handlede ind.
O, bana yeni arabasını gösterdi.
- Hun viste mig sin nye bil.
Bu arabayı sana kim sattı?
- Hvem solgte denne bil til dig?