beklenen

listen to the pronunciation of beklenen
Türkçe - İngilizce
expected

Tom didn't realize what was expected of him. - Tom kendisinden bekleneni fark etmedi.

There were some expected answers. - Beklenen bazı cevaplar vardı.

inevitable
anticipated
due
bided
expected to

I did what I was expected to do. - Yapmam bekleneni yaptım.

I want to do everything I'm expected to do. - Yapmam beklenen her şeyi yapmak istiyorum.

awaited
(Bilgisayar) pending

We postponed our picnic pending a change in the weather. - Havada beklenen değişikliklikten pikniğimizi erteledik.

known
(Bilgisayar) no contingency
(Askeri) due in
expectable
in prospect
sure to happen
prospective
foregone
anticipatory
stock
to be expected
beklenen azami hasar
(Sigorta) probable maximum loss
beklenen düzeyde olmayan
poor
beklenen kar
expected profit
beklenen kayıp
(Ticaret) expected loss
beklenen kayıplar
expected loss
beklenen maliyet
(Bilgisayar) estimated cost
beklenen masraf
(Ticaret) commitment
beklenen olay
(Bilgisayar) invited event
beklenen parasal değer
(Ticaret) expected monetary value
beklenen yaşam süresi
life expectancy
beklenen yaşama süresi
life expectancy
beklenen şey
expectancy
beklenen şey
(Ticaret) prospect
beklenen aşma oranı
(Askeri) expected overtopping rate
beklenen başarı boşluğu
(Ticaret) performance-expectations gap
beklenen bir şekilde
expectedly
beklenen büyüklük
(Politika, Siyaset) expected scale
beklenen değer
(Ticaret) epected value
beklenen durumdan sapmak
aberrate
beklenen en şiddetli deprem
(Çevre) maximum credible earthquake
beklenen etki
(Politika, Siyaset) expected impact
beklenen fayda
(Ticaret) expected utility
beklenen gelir teorisi
(Ticaret) anticipated income theory
beklenen getiri
(Ticaret) epected return
beklenen gün
target date
beklenen ilgiyi çekememek
cut a poor figure
beklenen katkı
expected contribution
beklenen net kar oranı
(Ticaret) expected rate of net profits
beklenen parasal genişleme
(Ticaret) anticipated monetary expansion
beklenen politikalar
(Ticaret) anticipated policies
beklenen portföy getirisi
(Ticaret) expected portfolio return
beklenen reel faiz oranı
(Ticaret) ex ante real rate of interest
beklenen rol
anticipatory role
beklenen sonuç
expected result
beklenen sonuç
(deyim) foregone conclusion
beklenen sosyalleşme
anticipatory socialization
beklenen sıklık
(Pisikoloji, Ruhbilim) expected frequency
beklenen verim
(Ticaret) expected yield
beklenen yok satma miktarı
expected sell-out rate
beklenen şekilde
prognosticatively
beklenen: değer
(Bilgisayar) expected: value
bekle
expect

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

Did that hotel meet your expectations? - Otel beklentilerini karşıladı mı?

bekle
hold on

Hold on a moment, please. - Biraz bekleyin, lütfen.

If you hold on a moment, I will get Jane on the phone. - Eğer biraz beklerseniz, Jane'i telefona alacağım.

bekle
hang on

Hang on till I get to you. - Seni alana kadar bekle.

We're a bit busy at the moment. Can you hang on a minute? - Şu anda biraz meşgulüz. Bir dakika bekleyebilir misiniz?

bekle
held on
bekle
wait

I'll wait here until she comes. - O gelene kadar burada bekleyeceğim.

You shouldn't wait here. - Burada beklememen gerekir.

bekle
{f} expected

It is expected that the tsunami surge will be ten meters or less. - Tsunami dalgalarının on metre ya da daha az olacağı beklenmektedir.

Students are expected to stay away from dubious places. - Öğrencilerin şüpheli yerlerden uzak kalması bekleniyor.

bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekle
(Bilgisayar) pause

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
hold your horses
bekle
look forward

Tom told me he had nothing to look forward to. - Tom bana sabırsızlıkla beklediği bir şeyi olmadığını söyledi.

If we are to judge the future of ocean study by its past, we can surely look forward to many exciting discoveries. - Okyanus araştırmasının geleceğini onun geçmişiyle tahmin edeceksek birçok heyecan verici keşifleri elbette dört gözle bekleriz.

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
{f} bided
bekle
bode
bekle
wait for

Please wait for thirty minutes. - Lütfen yarım saat bekle.

Please wait for me at the station. - Lütfen beni istasyonda bekleyin.

bekle
watch for
bekle
watch to
bekle
bide

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

bekle
await

Awaiting your quick response . . . - Hızlı yanıtın bekleniyor.

Tom wasn't awaiting me. - Tom beni beklemiyordu.

bekle
{f} waiting

There were five patients in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

He kept me waiting for more than an hour. - O beni bir saatten daha fazla bekletti.

bekle
{f} biding
bekle
hold#on
bekle
look#forward
beklenen