ayırtmak

listen to the pronunciation of ayırtmak
Türkçe - İngilizce
{f} book

I'd like to book a bedroom. - Bir yatak odası ayırtmak istiyorum.

I'd like to book a table for four for tomorrow night. - Yarın akşam için dört kişilik bir masa ayırtmak istiyorum.

{f} reserve

It's faster to reserve a taxi. - Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.

I'd like to reserve a seat on this train. - Bu trende yer ayırtmak istiyorum.

to reserve, to book
bespeak
to reserve (space, tickets) for oneself
to have (something) set apart
allocate
ayır
break into
yer ayırtmak
to book
Ayır
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

ayır
{f} abstract
ayır
{f} spaced
ayır
{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

ayır
{f} reserve

I'd like to reserve a table for two. - İki kişilik bir masa ayırtmak istiyorum.

It's faster to reserve a taxi. - Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.

ayır
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

ayır
sever from
ayır
demarcate
ayır
{f} parting
ayır
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

ayır
{f} allocated
ayır
{f} parted
ayır
break down into
ayır
{f} spare

Tom has time to spare. - Tom'un ayıracak zamanı vardı.

Because they had no time to spare, they hurried back to town. - Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.

ayır
disjoin
ayır
{f} separating

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

ayır
{f} abstracted
ayır
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
{f} separated

The policeman separated the two men who were fighting. - Polis kavga eden iki adamı ayırdı.

Tom is sad, as in German sentences he is often separated from Mary by a comma. - Tom. Almanca cümlelerde Mary'yi sık sık bir virgülle ayırdığı için üzgün.

ayır
separate into
ayır
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

ayır
isolate
ayır
disconnect

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable. - Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.

ayır
make disconnected
ayır
make disjoint
ayır
{f} resolving
ayır
{f} segregated
ayır
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

ayır
{f} separate

We must separate politics from religion. - Siyaseti dinden ayırmalıyız.

It is no use trying to separate the sheep from the goats while in a state of madness. - Çok sinirliyken iyiyle kötüyü ayırmaya çalışmanın bir faydası yoktur.

ayır
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
{f} part

I will love you for better for worse till death us do part. - Ölüm bizi ayırana kadar iyi ve kötü günde seni seveceğim.

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

ayır
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

ayır
spaced at
ayır
allocate to
ayır
{f} isolated
ayır
set apart
ayır
{f} reserved

We ought to have phoned ahead and reserved a table. - Telefon edip bir masa ayırtmalıydık.

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

ayır
cut into
ayır
segregate
ayır
{f} detached
ayır
sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

ayır
{f} discriminating
ayır
distinguished

The original and the copy are easily distinguished since the one is much more vivid than the other. - Biri diğerinden çok daha canlı olduğundan, orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.

These machines are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu makineler, özellikle yüksek kaliteli işçilik ile ayırt edilir.

ayır
zoning
ayır
disjoined
ayır
setapart
ayır
disarticulate
ayır
differentiated
ayır
uncouple
ayır
unstuck
ayır
allocateto
ayır
splitinto
ayır
unstick
ayır
sunder
ayır
disengage
ayır
disengaged
ayır
seclude
ayır
secluded
ayır
unsphere
ayır
separateinto
ayır
(Biyoloji) dissect

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

bu uçakta yer ayırtmak istiyorum
I'd like to reserve a seat on this plane
yer ayırtmak
bespeak a seat
yer ayırtmak
make a reservation
yer ayırtmak
book in advance
önceden yer ayırtmak
book in advance
ıki kişilik bir masa ayırtmak istiyorum
I'd like to reserve a table for two
Türkçe - Türkçe
Ayırma işini yaptırmak
(Osmanlı Dönemi) TEDENNÜK
(Osmanlı Dönemi) FAHS
ayırtma
Ayırtmak işi
ayırtmak