aslında

listen to the pronunciation of aslında
Türkçe - İngilizce
actually

I'm saying For the sake of Earth's environment, but actually it's For the sake of the people living on Earth. - Dünyanın çevresinin iyiliği için söylüyorum, ama aslında o Dünya üzerinde yaşayan insanların iyiliği için.

Tom doesn't actually live within Boston city limits. - Tom aslında Boston şehri sınırları içinde yaşamıyor.

essentially

It is essentially a question of time. - Aslında bir zaman sorunu.

That's essentially what happened here. - Burada olan şey aslında odur.

as such

We do not become good drivers by concentrating on driving as such. - Aslında sürmeye yoğunlaşarak iyi sürücüler olmayız.

Money, as such, has no meaning. - Paranın, aslında, hiçbir anlamı yok.

indeed

Esperanto indeed is not difficult. - Esperanto aslında zor değil.

Indeed, that place does appear to be far from here. - Aslında o yer buradan uzakta gibi görünüyor.

in fact

In fact, Marie Curie is Polish, not French. - Aslında Marie Curie Fransız değil, Polonyalıdır.

In fact, the inhabitants have been exposed to radioactive rays. - Aslında, yerleşik halk radyoaktif ışınlara maruz kalmaktadır.

(Hukuk) substantially
actually, as a matter of fact, essentially, in reality, in actual fact
virtually

Virtually the entire population is infected with one of eight herpes viruses. - Aslında tüm nüfusun sekizde birine herpes virüsleri bulaşmıştır.

originally

I think we need a lot more than I originally thought. - Sanıyorum aslında düşündüğümden çok daha fazlasına ihtiyacımız var.

I now live in Helsinki, but I'm originally from Kuopio. - Şu an Helsinki'de yaşıyorum ama aslında Kuopioluyum.

truly

A healthy curiosity is truly a fine thing. - Sağlıklı bir merak, aslında güzel bir şeydir.

by rights
per se
(Konuşma Dili) deep down
intrinsically
all intents and purposes
as far as it goes
for all intents and purposes
honestly

Honestly, I would also like to go. - Aslında ben de gitmek istiyorum.

I think the world is much older than the Bible tells us, but honestly, when I look around — it looks much younger! - Dünyanın İncilin söylediğinden çok daha yaşlı olduğunu düşünüyorum fakat aslında etrafa baktığımda o çok daha genç görünüyor!

in effect

In effect, flowers are the creators of honey. - Aslında, balın yaratıcıları çiçeklerdir.

strictly speaking
in point of fact
(Konuşma Dili) inside
automatically
(Konuşma Dili) in spite of appearance
iwis
under the skin
to tell the truth
clannishness
natively
principally
really

Tom talked for a long time, but didn't really say much. - Tom uzun süre konuştu fakat aslında çok şey söylemedi.

He seems like a respectable businessman, but he's really part of the Mafia. - O saygın bir iş adamı gibi görünüyor ama aslında Mafyanın bir üyesidir.

in itself

Competition is neither good nor evil in itself. - Yarışma aslında ne iyi ne de kötü.

Competitiveness is neither good nor bad in itself. - Rekabet aslında ne iyi ne de kötü.

at heart

They are all good men at heart. - Aslında onların hepsi iyi insanlar.

I'm an executive at heart. - Ben aslında bir yöneticiyim.

in very deed
verily
in reality

I remember it as if it were yesterday, but in reality it was fifteen years ago. - Ben onu sanki dünmüş gibi hatırlıyorum ama aslında on beş yıl önceydi.

In reality, all they are interested in is power. - Aslında, onların bütün ilgilendiği güçtür.

in first place
in sober fact
basically

Tom does basically the same thing as Mary does. - Tom aslında Mary'nin yaptığı aynı şeyi yapar.

He basically supported the free market system. - O aslında serbest piyasa sistemini destekledi.

primarily
at bottom
au fond
in truth
as a matter of fact
properly
fact of
the fact that
substantial
effect

In effect, flowers are the creators of honey. - Aslında, balın yaratıcıları çiçeklerdir.

aufond
aslında bulunan kusur
(Ticaret) inherent defect
aslında değil
not really
esas olarak, gerçekte, aslında
mainly, in fact, actually
Türkçe - Türkçe
bir kere
(Hukuk) FİLASIL
haddizatında