şüphesiz

listen to the pronunciation of şüphesiz
Türkçe - İngilizce
no doubt

She is no doubt pretty, but she isn't beautiful. - Şüphesiz sevimli, ama güzel değil.

No doubt he did his best, but he didn't succeed. - Şüphesiz elinden geleni yaptı ama başarmadı.

definite
by all means

I'll do it by all means. - Şüphesiz onu ben yapacağım.

I must save the drowning child by all means. - Şüphesiz boğulan çocuğu kurtarmalıyım.

clearly

Clearly, she knows a lot about biotechnology. - Şüphesiz, o, biyoteknoloji hakkında çok şey biliyor.

Wilson clearly had the best chance to win. - Wilson kazanmak için şüphesiz en iyi şansa sahipti.

undoubted

This is undoubtedly the best country in the world. - Burası şüphesiz dünyadaki en iyi ülke.

The computer is undoubtedly a valuable tool. - Şüphesiz bilgisayar, kıymetli bir alettir.

certain, sure
without fail

He will succeed without fail. - O şüphesiz başarılı olacak.

without doubt

He will without doubt succeed in the exam. - Şüphesiz o, sınavda başarılı olacak.

He will succeed without doubt. - O şüphesiz başarılı olacaktır.

unquestioned
undisputed
indubitable
certain
decidedly
of course

Tom was, of course, very tired. - Tom, şüphesiz, çok yorgundu.

Of course it's not a problem if you go. - Şüphesiz gidersen sorun değil.

easily
sure as death
doubtless

Doubtless you have heard the news. - Şüphesiz haberi duydun.

You are doubtless aware of his absence. - Şüphesiz onun yokluğunun farkındasın.

sure

Surely Tom is aware of that. - Şüphesiz Tom bunun farkında.

He is a good fellow, to be sure, but he isn't reliable. - Şüphesiz o iyi bir adam ama güvenilir değil.

certain, sure, doubtless; doubtless, of course, no doubt, without doubt, surely, certainly, clearly
certainly
decided
without a doubt, certainly, surely
beyond doubt
unquestionably

He is unquestionably the oldest man in the village. - O şüphesiz köydeki en yaşlı adamdır.

sure thing
hands down
to be sure

He is a nice person, to be sure, but not very clever. - O iyi bir insan, şüphesiz, fakat çok akıllı değil.

She is rich, to be sure, but I don't think she's very smart. - O şüphesiz zengin ama onun çok akıllı olduğunu sanmıyorum.

decisive
be sure

She is rich, to be sure, but I don't think she's very smart. - O şüphesiz zengin ama onun çok akıllı olduğunu sanmıyorum.

It's a good idea, to be sure, but it's hard to put it into practice. - Şüphesiz iyi bir fikir ama uygulamaya koymak zor.

out of question
as sure as a gun
distinctly
unquestioning
secure
definitively
beyond any doubt
positive
means

I must save the drowning child by all means. - Şüphesiz boğulan çocuğu kurtarmalıyım.

The English language is undoubtedly the easiest and at the same time the most efficient means of international communication. - İngiliz dili şüphesiz en kolay ve aynı zamanda uluslararası iletişimin en etkili aracıdır.

indubitably
distinct
unquestionable
şüphesiz olarak
undoubtedly
şüphesiz doğru
bang on
hiç şüphesiz
undoubtedly
şek ve şüphe yok. şüphesiz. elbette
and no doubt shape. no doubt. of course
hiç şüphesiz
no doubt
hiç şüphesiz
without doubt
Türkçe - Türkçe
Kuşkusuz
Kuşkusuz: "İki üç gündür şüphesiz aç kalan tekir kedi kapıdan bakıyordu."- Ö. Seyfettin
(Osmanlı Dönemi) ZAHİR
(Osmanlı Dönemi) bîiştibah
(Osmanlı Dönemi) bilaşüphe
şüphesiz