şüphesiz

listen to the pronunciation of şüphesiz
Türkisch - Englisch
no doubt

There's no doubt that he likes taking walks. - Şüphesiz, o, yürüyüş yapmayı sever.

No doubt you will be able to pass the examination. - Hiç şüphesiz sınavı geçebileceksin.

definite
by all means

I must save the drowning child by all means. - Şüphesiz boğulan çocuğu kurtarmalıyım.

I'll do it by all means. - Şüphesiz onu ben yapacağım.

clearly

Wilson clearly had the best chance to win. - Wilson kazanmak için şüphesiz en iyi şansa sahipti.

Clearly, she knows a lot about biotechnology. - Şüphesiz, o, biyoteknoloji hakkında çok şey biliyor.

undoubted

The National Library is undoubtedly one of the points of interest. - Milli Kütüphane şüphesiz ilgi noktalarından biridir.

The English language is undoubtedly the easiest and at the same time the most efficient means of international communication. - İngiliz dili şüphesiz en kolay ve aynı zamanda uluslararası iletişimin en etkili aracıdır.

certain, sure
without fail

He will succeed without fail. - O şüphesiz başarılı olacak.

without doubt

He is without doubt one of the most successful businessmen in Japan. - O şüphesiz Japonya'daki en başarılı iş adamlarından biridir.

He will succeed without doubt. - O şüphesiz başarılı olacaktır.

unquestioned
undisputed
indubitable
certain
decidedly
of course

Of course it's not a problem if you go. - Şüphesiz gidersen sorun değil.

Tom was, of course, very tired. - Tom, şüphesiz, çok yorgundu.

easily
sure as death
doubtless

You are doubtless aware of his absence. - Şüphesiz onun yokluğunun farkındasın.

Doubtless you have heard the news. - Şüphesiz haberi duydun.

sure

Surely we can get in touch with Tom. - Şüphesiz Tom'la irtibata geçebiliriz.

Surely Tom is aware of that. - Şüphesiz Tom bunun farkında.

certain, sure, doubtless; doubtless, of course, no doubt, without doubt, surely, certainly, clearly
certainly
decided
without a doubt, certainly, surely
beyond doubt
unquestionably

He is unquestionably the oldest man in the village. - O şüphesiz köydeki en yaşlı adamdır.

sure thing
hands down
to be sure

She is rich, to be sure, but I don't think she's very smart. - O şüphesiz zengin ama onun çok akıllı olduğunu sanmıyorum.

It's a good idea, to be sure, but it's hard to put it into practice. - Şüphesiz iyi bir fikir ama uygulamaya koymak zor.

decisive
be sure

It's a good idea, to be sure, but it's hard to put it into practice. - Şüphesiz iyi bir fikir ama uygulamaya koymak zor.

He is a good fellow, to be sure, but he isn't reliable. - Şüphesiz o iyi bir adam ama güvenilir değil.

out of question
as sure as a gun
distinctly
unquestioning
secure
definitively
beyond any doubt
positive
means

I'll do it by all means. - Şüphesiz onu ben yapacağım.

The English language is undoubtedly the easiest and at the same time the most efficient means of international communication. - İngiliz dili şüphesiz en kolay ve aynı zamanda uluslararası iletişimin en etkili aracıdır.

indubitably
distinct
unquestionable
şüphesiz olarak
undoubtedly
şüphesiz doğru
bang on
hiç şüphesiz
undoubtedly
şek ve şüphe yok. şüphesiz. elbette
and no doubt shape. no doubt. of course
hiç şüphesiz
no doubt
hiç şüphesiz
without doubt
Türkisch - Türkisch
Kuşkusuz
Kuşkusuz: "İki üç gündür şüphesiz aç kalan tekir kedi kapıdan bakıyordu."- Ö. Seyfettin
(Osmanlı Dönemi) ZAHİR
(Osmanlı Dönemi) bîiştibah
(Osmanlı Dönemi) bilaşüphe
şüphesiz
Favoriten