şüphesiz

listen to the pronunciation of şüphesiz
Türkisch - Englisch
no doubt

She is no doubt pretty, but she isn't beautiful. - Şüphesiz sevimli, ama güzel değil.

No doubt he did his best, but he didn't succeed. - Şüphesiz elinden geleni yaptı ama başarmadı.

definite
by all means

I'll do it by all means. - Şüphesiz onu ben yapacağım.

I must save the drowning child by all means. - Şüphesiz boğulan çocuğu kurtarmalıyım.

clearly

Wilson clearly had the best chance to win. - Wilson kazanmak için şüphesiz en iyi şansa sahipti.

Tom clearly has potential. - Şüphesiz Tom'da potansiyel var.

undoubted

The English language is undoubtedly the easiest and at the same time the most efficient means of international communication. - İngiliz dili şüphesiz en kolay ve aynı zamanda uluslararası iletişimin en etkili aracıdır.

This is undoubtedly the best country in the world. - Burası şüphesiz dünyadaki en iyi ülke.

certain, sure
without fail

He will succeed without fail. - O şüphesiz başarılı olacak.

without doubt

That was without doubt a magical moment. - Hiç şüphesiz, büyüleyici bir andı bu.

He is without doubt one of the most successful businessmen in Japan. - O şüphesiz Japonya'daki en başarılı iş adamlarından biridir.

unquestioned
undisputed
indubitable
certain
decidedly
of course

Of course it's not a problem if you go. - Şüphesiz gidersen sorun değil.

Tom was, of course, very tired. - Tom, şüphesiz, çok yorgundu.

easily
sure as death
doubtless

Doubtless you have heard the news. - Şüphesiz haberi duydun.

You are doubtless aware of his absence. - Şüphesiz onun yokluğunun farkındasın.

sure

Surely the weather will become fine. - Şüphesiz havalar düzelecektir.

Surely Tom is aware of that. - Şüphesiz Tom bunun farkında.

certain, sure, doubtless; doubtless, of course, no doubt, without doubt, surely, certainly, clearly
certainly
decided
without a doubt, certainly, surely
beyond doubt
unquestionably

He is unquestionably the oldest man in the village. - O şüphesiz köydeki en yaşlı adamdır.

sure thing
hands down
to be sure

She is rich, to be sure, but I don't think she's very smart. - O şüphesiz zengin ama onun çok akıllı olduğunu sanmıyorum.

It was a shock, to be sure. - Şüphesiz, o bir şoktu.

decisive
be sure

He is a nice person, to be sure, but not very clever. - O iyi bir insan, şüphesiz, fakat çok akıllı değil.

It was a shock, to be sure. - Şüphesiz, o bir şoktu.

out of question
as sure as a gun
distinctly
unquestioning
secure
definitively
beyond any doubt
positive
means

The English language is undoubtedly the easiest and at the same time the most efficient means of international communication. - İngiliz dili şüphesiz en kolay ve aynı zamanda uluslararası iletişimin en etkili aracıdır.

I must save the drowning child by all means. - Şüphesiz boğulan çocuğu kurtarmalıyım.

indubitably
distinct
unquestionable
şüphesiz olarak
undoubtedly
şüphesiz doğru
bang on
hiç şüphesiz
undoubtedly
şek ve şüphe yok. şüphesiz. elbette
and no doubt shape. no doubt. of course
hiç şüphesiz
no doubt
hiç şüphesiz
without doubt
Türkisch - Türkisch
Kuşkusuz
Kuşkusuz: "İki üç gündür şüphesiz aç kalan tekir kedi kapıdan bakıyordu."- Ö. Seyfettin
(Osmanlı Dönemi) ZAHİR
(Osmanlı Dönemi) bîiştibah
(Osmanlı Dönemi) bilaşüphe
şüphesiz
Favoriten