çıkarmamak

listen to the pronunciation of çıkarmamak
Türkçe - İngilizce
(neg. form of çıkarmak ) not to shut in
shut in
keep on
çıt çıkarmamak
to make no noise, to keep silent
çıt çıkarmamak
not to make a sound, not to utter a peep
çık
drop out of
çık
(Bilgisayar) escape

They wanted to escape on vacation. - Tatile çıkmak istediler.

Her name often escapes me. - Onun adı sık sık hatırımdan çıkıyor.

çık
(Bilgisayar) break

I went for a walk after breakfast. - Kahvaltıdan sonra yürüyüşe çıktım.

Tom sprang out of bed, threw on some clothes, ate breakfast and was out of the door within ten minutes. - Tom, yataktan dışarı fırladı, bazı giysiler giyiverdi, kahvaltı yaptı ve on dakika içinde kapıdan çıktı.

çık
took off for
çık
get out

I couldn't get out of my garage because there was a car in the way. - Yolda bir araba olduğu için garajımdan çıkamadım.

They'll get out of class in forty minutes. - Kırk dakika içerisinde sınıftan çıkacaklar.

çık
taken off for
çık
emanate
çık
go forth
çık
take off for
çık
gone forth
çık
{f} exited

Tom exited the tunnel at 80 miles an hour. - Tom saatte 80 mil hızla tünelden çıktı.

Sami exited the underground parking lot. - Sami yeraltı otoparkından çıktı.

çık
{f} exit

Everybody in the building headed for the exits at the same time. - Binadaki herkes aynı anda çıkışa yöneldi.

Where is the emergency exit? - Acil çıkış kapısı nerede?

çık
emerge

The robber emerged from the darkness. - Karanlıktan bir soyguncu ortaya çıktı.

Russia had emerged as a second superpower. - Rusya ikinci bir süper güç olarak ortaya çıkmıştı.

çık
got out

Tom got out of prison after 30 years. - Tom otuz yıldan sonra hapishaneden çıktı.

The argument quickly got out of control. - Tartışma hızla kontrolden çıktı.

çık
went forth
çık
go out

I wish you would shut the door when you go out. - Keşke dışarı çıktığın zaman kapıyı kapatsan.

Go out and breathe some fresh air instead of watching TV. - Televizyon seyretmek yerine, dışarıya çıkıp biraz temiz hava al.

çık
move up
akıldan çıkarmamak
to bear in mind, to take into consideration
gıkını çıkarmamak
to clam up
hatırından çıkarmamak
to keep in mind, continue one's concern for
ses çıkarmamak
let
ses çıkarmamak
1. to raise no objection. 2. to keep quiet, not to say anything
ses çıkarmamak
a) not to make a noise b) to say nothing, not to object, to acquiesce
ses çıkarmamak kabul etmektir
silence gives consent
sesini çıkarmamak
to keep one's opinions to oneself, keep quiet
çık
exeunt
çık
quit

Tom couldn't quite make out what the sign said. - Tom işaretin ne anlama geldiğini tam olarak çıkaramadı.

She advised him to take a long holiday, so he immediately quit work and took a trip around the world. - O, ona uzun bir tatile çıkmasını tavsiye etti, bu yüzden o, derhal işi bıraktı ve dünya yolculuğuna çıktı.

çıkarmamak