ulaştırmak

listen to the pronunciation of ulaştırmak
Türkçe - İngilizce
clock
to transport or convey (something) to
to communicate, to transport, to transmit, to convey
convey
transmit
(Ticaret) transport
lead
ulaş
{f} reach

You can reach the village by bus. - Otobüsle köye ulaşabilirsin.

She's too short to reach the top. - O,tepeye ulaşamayacak kadar çok kısadır

doruğa ulaştırmak
crown
ulaş
got through

What you said really got through to Tom. - Söylediğin gerçekten Tom'a ulaştı.

ulaş
{f} arriving

The storm prevented us from arriving on time. - Fırtına zamanında ulaşmamızı engelledi.

The storm prevented her from arriving on time. - Fırtına onun zamanında ulaşmasını engelledi.

ulaş
attain

They attained their goal. - Onlar hedeflerine ulaştılar.

In hopes of attaining superhuman powers, Christopher Columbus once stared at the sun for five minutes straight. It didn't work. - İnsanüstü güçlere ulaşmak umuduyla, Kristof Kolomb bir zamanlar beş dakika güneşe doğruca dik dik baktı.İşe yaramadı.

ulaştırma
{i} transmission
ulaş
get through

I tried to reach you on the phone, but I was unable to get through - Ben sana telefonla ulaşmaya çalıştım ama başaramadım.

I tried to reach you on the phone, but I was unable to get through. - Telefonda sana ulaşmaya çalıştım,ancak bu mümkün olmadı.

ulaş
{f} reaching

I succeeded in reaching the top of the mountain. - Dağın tepesine ulaşmayı başardım.

They succeeded in reaching the mountain summit, but had an accident when coming back down. - Dağın zirvesine ulaşmayı başardılar, ama geri inerken bir kaza geçirdiler.

ulaş
{f} total

Our team achieved five medals in total. - Ekibimiz toplamda beş madalyaya ulaştı.

The total bill for drinks came up to 7000 dollars. - İçecekler için toplam fatura 7000 dolara ulaştı.

ulaş
gotten through
ulaş
got at
ulaş
arrive

You should arrive at school before nine. - Okula saat dokuzdan önce ulaşmalısın.

Yesterday I arrived in Tokyo. - Dün Tokyo'ya ulaştım.

ulaş
{f} totaled
ulaş
get at

He wasn't tall enough to get at the ceiling. - O, tavana ulaşmak için yeterince uzun değildi.

He was too short to get at the grapes. - Üzümlere ulaşamayacak kadar kısaydı.

ulaş
run into
ulaş
arrive in

No ship could arrive in Cuba. - Hiçbir gemi Küba'ya ulaşamadı.

I believe she'll arrive in a short time. - Ben onun kısa sürede ulaşacağına inanıyorum.

çözüme ulaştırmak
iron out
çözüme ulaştırmak
Resolve
doruğa ulaştırmak
climax
iş kayıtlarını AB standartlarına ulaştırmak
(Hukuk) to bring the business register up to EU standards
sonuca ulaştırmak
carry through
ulaştırma
communications, transportation
ulaştırma
(Hukuk) transport

A car, a bicycle, an airplane, a boat, and a train are all means of transportation. - Bir araba, bir bisiklet, bir uçak, bir tekne ve bir tren tümü ulaştırma araçlarıdır.

By what means of transport did you get here? - Hangi ulaştırma aracıyla buraya geldin?

ulaştırma
communication
Türkçe - Türkçe
Ulaşmasını sağlamak
(Osmanlı Dönemi) BELL
(Osmanlı Dönemi) MESRUDE
(Osmanlı Dönemi) SIKKE
(Osmanlı Dönemi) HETL
(Osmanlı Dönemi) IDAFE
ULAŞTIRMA
(Hukuk) Nakliyat;insanların veya yüklerin gidecekleri yere götürülmesi için gerekli faaliyet
Ulaştırma
isal
Ulaştırma
(Osmanlı Dönemi) TESELSÜL
Ulaştırma
münakalat
ulaştırma
Ulaştırmak işi. İnsanların, malların, haberlerin ulaşmasını sağlayan işlerin ve araçların tümü, münakalat
ulaştırma
Ulaştırmak işi
ulaştırma
İnsanların, malların, haberlerin ulaşmasını sağlayan işlerin ve araçların tümü, münakalât
ulaştırma
Orduda malzeme ve personel taşıma işlerini sağlayan sınıf
ulaştırma
(Osmanlı Dönemi) îsâl