The day was largely uneventful.
- Gün büyük oranda olaysızdı.
You don't have to be very old to remember that event.
- O olayı hatırlaman için çok yaşlı olmana gerek yok.
The event affected his future.
- Olay onun geleceğini etkiledi.
The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP.
- Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.
The 1990's saw various incidents.
- 1990'lar çeşitli olayları gördü.
We had to call in social services. This was obviously a case of child neglect.
- Sosyal hizmetleri aramak zorunda kaldık. Bu apaçık bir çocuk ihmali olayıydı.
He had nothing to do with the case.
- Onun olayla bir ilgisi yoktu.
A rainbow is one of the most beautiful phenomena of nature.
- Bir gökkuşağı doğanın en güzel olaylarından biridir.
The scientist explained the strange phenomena in the light of recent scientific knowledge.
- Bilimci son bilimsel bilgiler ışığında garip olayları açıkladı.
It was an embarrassing episode.
- Utanç verici bir olaydı.
Given the circumstances, it was inevitable that such an incident should take place.
- Şartlar göz önüne alındığında, böyle bir olayın gerçekleşmesi kaçınılmazdı.
That is an actual fact.
- Bu gerçek bir olaydır.
Would you like to know the truth about this fact?
- Bu olay hakkındaki gerçeği bilmek istiyor musun?
You don't need to worry about that happening.
- O olay hakkında endişelenmenize gerek yok.
This is an actual happening.
- Bu gerçek bir olaydır.
This experience has changed me.
- Bu olay beni değiştirdi.
Tom had a similar experience.
- Tom benzer bir olay yaşadı.
Try to see things as they really are.
- Olayları gerçekten oldukları gibi görmeye çalış.
We must not get angry at things: they don't care at all.
- Biz olaylara kızmamalıyız: onlar hiç umursamıyor.
What surprised me most about that accident is how fast the lawyers arrived on the scene.
- Bu kazada beni en çok şaşırtan şey avukatların olay yerine bu kadar çabuk gelmeleri.
The scene of the car accident was a horrifying sight.
- Araba kazası olay yeri korkunç bir manzaraydı.
What's the big occasion today?
- Bugünkü büyük olay nedir?
That is the common occurrence in Japan.
- O, Japonya'da yaygın olaydır.
That occurrence is inevitable.
- O olay kaçınılmazdır.
In Sweden it is more common for a child to have three first names than one, but here, at home, this is a more unusual phenomenon.
- İsveç'te bir yerine üç isme sahip olmak bir çocuk için daha yaygındır, fakat burada, evde, daha sıra dışı bir doğal olaydır.
A rainbow is a natural phenomenon.
- Bir gök kuşağı doğal bir olaydır.
There was no evidence against him found at the scene.
- Olay yerinde bulunduğuna dair ona karşı herhangi bir kanıt yoktu.
A crowd gathered at the scene.
- Bir kalabalık olay yerinde toplandı.
It was a terrible affair.
- O, korkunç bir olaydı.
He expressed regret over the affair.
- Olaydan duyduğu üzüntüyü ifade etti.