kızgınlıkla

listen to the pronunciation of kızgınlıkla
Türkçe - İngilizce
hotly
in no uncertain terms
angrily

Just now, you were looking. You Peeping Tom,she said angrily. - O, Şu anda bakıyorsun. Sen röntgenliyorsun Tom dedi kızgınlıkla.

He shouted angrily, Hey! You contaminated my water! - Kızgınlıkla Hey, suyumu kirlettiniz! diye bağırdı.

indignant
irately
kızgın
mad

Why are you mad at me? - Niçin bana kızgınsın?

Your wife is mad at you. - Eşiniz size çok kızgın.

kızgın
hot

Tom is likely to be hot. - Tom muhtemelen kızgın olacak.

kızgın
angry

Tom ran as fast as he could to escape from the angry bear. - Tom kızgın ayıdan kaçmak için elinden geldiği kadar hızlı koştu.

I'm never angry without reason. - Sebep olmadan asla kızgın olmam.

kızgın
furious

The governor of Texas was furious. - Teksas valisi kızgındı.

Republicans were furious. - Cumhuriyetçiler çok kızgındı.

kızgın
{s} annoyed

Tom seems to be annoyed with himself. - Tom kendisine kızgın görünüyordu.

I was annoyed with him for keeping me waiting. - Beni beklettiği için ona kızgındım.

kızgın
roasting
kızgın
{s} incensed
kızgın
frowning
kızgın
{s} inflamed
kızgın
burning
kızgın
exercised
kızgın
exercise
kızgın
belligerent
kızgın
estral
kızgın
heated
kızgın
(Konuşma Dili) in a bad temper
kızgın
(Otomotiv) scalding
kızgın
surly
kızgın
superheated
kızgın
infuriated
kızgın
wild

Savages fear the appearance of a fierce wild beast. - Barbarlar kızgın vahşi bir hayvanın görünüşünden korkuyorlar.

kızgın
ireful
kızgın
glowing
kızgın
huffish
kızgın
irate
kızgın
hot under the collar
kızgın
cross

When my wife crosses her arms and taps her foot I know she's angry. - Karım kollarını bağladığında ve ayağını yere vurduğunda, onun kızgın olduğunu biliyorum.

kızgın
fierce

Savages fear the appearance of a fierce wild beast. - Barbarlar kızgın vahşi bir hayvanın görünüşünden korkuyorlar.

Tom gave me a fierce look. - Tom bana kızgın bir görüntü verdi.

kızgın
ratty
kızgın
{i} infuriating
kızgın
flaming
kızgın
fiery
kızgın
shirty
kızgın
red-hot
kızgın
exasperated

The nineties generation in tennis has been utterly useless so far, exasperated fans say. - Teniste doksanlı nesil şimdiye kadar son derece başarısız oldu, kızgın hayranlar söylüyor.

kızgın
enraged
kızgın
red hot
kızgın
{s} vexed
kızgın
{s} resentful

Sami was a little resentful because he worked so much. - Sami çok çalıştığı için biraz kızgındı.

kızgın
huffy
kızgın
{s} wroth
kızgın
{s} sore
kızgın
indignantly
kızgın
{s} black

Why does he look black? - O niçin kızgın görünüyor?

kızgın
{s} indignant

Tom looked indignant. - Tom kızgın görünüyordu.

kızgın
{s} snappish
kızgın
{s} red
kızgın
whitehot
kızgın
hot, red-hot; angry, furious, cross, black; in heat, in rut
kızgın
{s} dyspeptic
kızgın
{s} fervent
kızgın
must

Tom must be furious with Mary. - Tom Mary'ye kızgın olmalı.

Tom must be angry with Mary. - Tom Mary'ye kızgın olmalı.

kızgın
in a glow
kızgın
rampageous
kızgın
angry with

The moment I saw him, I knew he was angry with me. - Onu gördüğüm an, bana kızgın olduğunu biliyordum.

Sue's very angry with you, my new waitress said. - Sue size çok kızgın, yeni garson kız söyledi.

kızgın
baking
kızgın
ardent
kızgın
estral, in heat; in rut
kızgın
red-hot, red or glowing with heat
kızgın
hot blooded
kızgın
in a tiff
kızgın
{s} boiling
kızgın
narky
kızgın
pissed off [sl.]
kızgın
hot-blooded
kızgın
in a pet
kızgın
redhot
Türkçe - Türkçe

kızgınlıkla teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

kızgın
Kızmış olan, öfkeli, mütehevvir
kızgın
Çok ısınmış, ısıtılmış veya kızdırılmış
kızgın
Kızmış olan, öfkeli, mütehevvir: "Hani Allah sizi inandırsın, bu kadar kızgın olmasaydım, korkardım."- S. F. Abasıyanık
kızgın
Çok ısınmış, ısıtılmış veya kızdırılmış: "Kızgın bir demire dökülen damla iz bırakmaz, buhar olur."- C. Meriç
kızgın
Kızışık, zorlu, sert, şiddetli
kızgın
Eş arayan (hayvan)
kızgınlıkla