hayalci

listen to the pronunciation of hayalci
Türkçe - İngilizce
dreamy
visionary
inclined to fantasize, dreamy
wool gathering
dreamer, castle-builder, builder of castles in the air, fantast
fanciful
puppeteer (of a shadow show)
dreamer, daydreamer; dreamy, visionary, fanciful
imaginative
stargazer
daydreamer

He's just a daydreamer. - O sadece bir hayalci.

romantic
hayal
imagination

When we write a novel, we exercise our imagination. - Bir roman yazarken, hayal gücümüzü çalıştırırız.

Knowing is nothing, imagination is everything. - Bilmek bir şey değildir, hayal gücü her şeydir.

hayal
dream

Claude, an autotropic boy in my class whose skin is green due to chlorophyll, dreams of foresting the moon. - Claude; sınıfımda klorofil dolayısıyla yeşil tenli olan ototrofik bir çocuk, ayın ormanlaşmasını hayal ediyor.

Dreams are the touchstones of our characters. - Hayaller kişiliklerimizin mihenktaşıdır.

hayal
{i} fancy

A dragon is a creature of fancy. - Bir ejderha hayali bir yaratıktır.

I never for a moment imagined I'd be able to afford to live in such a fancy house. - Böyle süslü bir evde yaşayabileceğimi bir an bile asla hayal etmedim.

hayâl
{i} daydream

Tom seems to be daydreaming. - Tom hayal kuruyor gibi görünüyor.

Tom was daydreaming in class. - Tom sınıfta hayal kuruyordu.

hayal
fantasy

Sometimes reality and fantasy are hard to distinguish. - Bazen gerçek ve hayali ayırt etmek zordur.

The inactive child is far more inclined to live in a world of fantasy. - Durgun olan çocuk bir hayal dünyasında yaşamaya daha meyillidir.

hayal
vision

Chaplin was visionary. - Chaplin hayalperestti.

hayal
make-believe

My daughter has a make-believe friend. - Kızımın hayali bir arkadaşı var.

hayal
(Konuşma Dili) air castle
hayal
(deyim) day dream
hayal
conceive
hayal
(Teknik,Televizyon) ghost image
hayal
(Bilgisayar) mystify
hayal
wishful thinking

This business plan of yours seems almost too optimistic. All I can say is I hope it's more than just wishful thinking. - Senin bu iş planı neredeyse çok iyimser görünüyor. Bütün söyleyebileceğim onun bir boş hayalden daha fazlası olduğunu ummamdır.

hayal
flight of fancy
hayal
castle in the air
hayal
{i} delusion

Tom is completely delusional. - Tom tamamen hayal görüyor.

Tom said that Mary was delusional. - Tom Mary'nin hayal dünyasında yaşayan olduğunu söyledi.

hayal
fiction
hayal
castle in spain
hayal
daydream

Tom seems to be daydreaming. - Tom hayal kuruyor gibi görünüyor.

I waste a lot of time daydreaming. - Hayal kurarak bir sürü zamanı boşa harcarım.

hayal
dreamy
hayal
reflection
hayal
phantasm
hayal
image

I could not image how cruel he was at that time. - Ben onun o zaman ne kadar acımasız olduğunu hayal edemiyordum.

I think the devil doesn't exist, but man has created him, he has created him in his own image and likeness. - Şeytanın var olmadığını düşünüyorum, bence insanlık onu yarattı,kendi hayalinde ve tasvirinde

hayal
pie in the sky
hayal
simulacrum
hayal
reverie
hayal
romance
hayal
castle

As he walked along, his brain was busy planning hundreds of wonderful things, building hundreds of castles in the air. - O yürürken onun beyni yüzlerce harika şeyler planlamakla, yüzlerce hayaller kurmakla meşguldü.

hayal
pipe dream
hayal
dreamed of
hayal
{i} shadow

Do ghosts have shadows? - Hayaletlerin gölgeleri var mı?

hayal
waking dream
hayal
shape

I woke up in the middle of the night and saw a strange, scary shape on my bed. - Gecenin ortasında uyandım ve yatağımda garip, korkunç bir hayalet gördüm.

hayal
hallunication
hayal
pink elephant
hayal
{i} illusiveness
hayal
species
hayal
bubble

During the bubble, people dreamt of a life of leisure. - Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.

hayal
castles in the air
hayal
castles in spain
hayal
dream, fantasy, daydream; image; reflection; fancy, imagination; spectre, phantom; pipe dream
hayal
shadow show
hayal
ghost, vision, apparition
hayal
{i} specter
hayal
shadow, indistinct image
hayal
{i} phantasy
hayal
imagined thing, vision, fancy; fantasy; dream; daydream
hayal
image, reflection
hayal
spectre [Brit.]
hayal
flat figure used in a shadow show
hayal
{i} phantom

The Phantom slowly, gravely, silently, approached. - Hayalet yavaş yavaş, ciddi, sessizce yaklaştı.

hayal
eidolon
hayal
imagery
hayal
illusion

Man is born without teeth, without hair, and without illusions. And he dies the same way: without teeth, without hair, and without illusions. - İnsanlar dişleri olmadan, saçları olmadan, hayalleri olmadan doğarlar. Ve aynı şekilde ölürler: dişleri olmadan, saçları olmadan ve hayalleri olmadan.

Everything is just an illusion. - Her şey bir hayalden ibaret.

hayal
{i} spectre
Türkçe - Türkçe
Hayale kapılan, hayal kuran, hayalperest: "Bizim kız biraz hayalci, biraz romantik, biraz çokça duygun olsaydı, belki başka şeyler de öğrenecekti."- M. Ş. Esendal
Bir şeyi gerçekleşmiş gibi kabul edip zihninde tasarlayan kimse
Karagöz oynatan kimse, hayalî
Hayale kapılan, hayal kuran, hayalperest
ütopist
HAYAL
(Osmanlı Dönemi) (C.: Hayâlât) Zihnen tasarlanan şey. Hakikatı bilinmeyip akılla tasarlanan veya gölgeli görünen şey
HAYAL
(Osmanlı Dönemi) Asıl olmayan ve akıldan geçen fikir
hayal
Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, imge, hülya
hayal
İmge
hayal
Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, imge, hülya: "Mustafa Kemal hayallerin değil, hakikatlerin adamı idi."- F. R. Atay. İmge
hayal
Aydınlatılan bir perde arkasında deri veya kartondan yapılmış, hareket edebilen resimlere verilen ad ve bu resimlerle oynatılan oyun: "Hayal, yani Karagöz oynatan bir sanatkârmış."- A. Ş. Hisar
hayal
Aydınlatılan bir perde arkasında deri veya kartondan yapılmış, hareket edebilen resimlere verilen ad ve bu resimlerle oynatılan oyun
hayal
Görüntü
hayal
Belli belirsiz görülen şey, gölge
hayalci