görmemek

listen to the pronunciation of görmemek
Türkçe - İngilizce
(neg. form of görmek ) not to see
omit
(Dilbilim) blind to
miss
uygun görmemek
disapprove
gör
saw

I saw her somewhere two years ago. - Onu ben iki yıl önce bir yerde gördüm.

I saw John at the library. - Kütüphanede John'u gördüm.

gör
{f} sighted
gör
{f} sight

The sight of fresh lobster gave me an appetite. - Taze ıstakozun görünüşü iştahımı açtı.

He fell in love with her at first sight. - İlk görüşte ona âşık oldu.

gör
{f} viewing

Image Viewer is an image viewing software. This software is a very small program. This software has basic functions only. This is translatable by Tatoeba Project users. - Image Viewer bir resim görüntüleme yazılımıdır. Bu yazılım çok küçük bir programdır. Bu yazılımda sadece basit fonksiyonlar var. Bu, Tatoeba Project kullanıcıları tarafından çevrilebilir.

gör
catch sight of

He happened to catch sight of a rare butterfly. - Tesadüfen nadir bir kelebeği gördü.

gör
{f} view

The view of the Earth from the Moon is one of the iconic images of the 20th century. - Dünya'nın Ay'dan görüntüsü, 20. yüzyılın ikonik resimlerinden birisidir.

Image Viewer is an image viewing software. This software is a very small program. This software has basic functions only. This is translatable by Tatoeba Project users. - Image Viewer bir resim görüntüleme yazılımıdır. Bu yazılım çok küçük bir programdır. Bu yazılımda sadece basit fonksiyonlar var. Bu, Tatoeba Project kullanıcıları tarafından çevrilebilir.

gör
{f} seen

I turned off the TV because I had seen the movie before. - Filmi daha önce gördüğüm için televizyonu kapattım.

I had never seen a panda until I went to China. - Çin'e gidene kadar hiç panda görmemiştim.

gör
see

It seems to me that you are wrong. - Bana öyle görünüyor ki sen hatalısın.

I want to see you before you go. - Sen gitmeden önce seni görmek istiyorum.

gör
{f} seeing

I remember seeing you all somewhere. - Hepinizi bir yerde gördüğümü hatırlıyorum.

The boy, upon seeing a butterfly, proceeded to run after it, provoking the anger of his mother, who had ordered him to stay quiet while she gossiped with the lady next door. - Çocuk kelebeği gördüğünde, onu kovalamaya girişti, bitişikteki bayanla sohbet ederken ona sessiz kalmasını söyleyen annesini kızdırdı.

beis görmemek
to see no harm in (something)
burununun ucundan ilerisini görmemek
to be unable to see further than one's nose
burununun ucunu görmemek
to be dead drunk
ceza görmemek
(Argo) go scot-free
dirlik yüzü görmemek
not to have a moment's peace
dirlik yüzü görmemek
to fail to reach a state of comfort and harmony
dünya yüzü görmemek
to be overwhelmed by circumstances
dünyayı gözü görmemek
to be so affected by something that one can't think of anything else
gelecek görmemek
see no future
gerek görmemek
not need
gerek görmemek
find unnecessary
gün görmemek
to know nothing but unhappiness
gün görmemek
to have hard times
hasar görmemek
be non-damaged
hasar görmemek
be not damaged
hiç yardım görmemek
get no change out of smb
hoş görmemek
to disapprove
ilgi görmemek
fall flat
rahat yüzü görmemek
to have no peace
rahat yüzü görmemek
have no peace
rahat yüzü görmemek
to be constantly plagued by troubles, not to have a moment's peace
rahat yüzü görmemek
not to have a moment's peace
uygun bulmamak/görmemek
to frown on/upon sth, to disapprove of sth
çok görmemek
not to grudge
Türkçe - Türkçe
Bir iş hiç yapılmamak: "Köşk kim bilir ne kadar zamandan beri su, süpürge görmemişti."- Y. K. Karaosmanoğlu
İngilizce - Türkçe

görmemek teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

rahat yüzü görmemek
not have a moment's peace
görmemek