Mary and I dated a long time ago.
- Mary ve ben uzun zaman önce çıktık.
When was the last time you went on a date?
- En son ne zaman biriyle çıktın?
What are the measures of time?
- Zamanın ölçüsü nedir?
Some read books just to pass time.
- Bazıları yalnızca zaman geçsin diye kitap okurlar.
It is even becoming accepted even in exam-English that that called simple future tense does not exist.
- Basit gelecek zaman denilen şey İngilizce sınavında kabul edilse bile, o mevcut değildir.
Tom says that he always feels tense when Mary is in the room.
- Mary odada iken, Tom her zaman gergin hissettiğini söylüyor.
Please drop in at my house when you have a moment.
- Lütfen zamanın olduğunda evime uğra.
I'll talk to him at the earliest possible moment.
- Mümkün olan en kısa zamanda onunla konuşacağım.
Is it possible for you to come to the office an hour earlier than usual tomorrow?
- Yarın her zamankinden bir saat daha erken ofise gelmen mümkün mü?
When I was a child, I spent many hours reading alone in my room.
- Çocukken odamda yalnız başına kitap okuyarak çok fazla zaman geçirdim.
I often study while listening to music.
- Müzik dinlediğim zaman sık sık çalışırım.
He always sings while having a shower.
- O her zaman duş alırken şarkı söyler.
I want to ask them when their wedding day is.
- Ben onlara düğün günlerinin ne zaman olduğunu sormak istiyorum.
Every time I hear that song, I think of my high school days.
- O şarkıyı duyduğum her zaman,lise günlerimi düşünürüm.
When will the rainy season be over?
- Yağışlı sezon ne zaman bitecek?
When does the rainy season in Japan begin?
- Japonya'da yağışlı sezon ne zaman başlar?
When do you usually go to bed?
- Genellikle ne zaman yatarsın?
When will you return?
- Ne zaman geri döneceksin?
There was a time when kings and queens reigned over the world.
- Kralların ve kraliçelerin dünyada hüküm sürdüğü bir zaman vardı.
Once upon a time there lived an emperor who was a great conqueror, and reigned over more countries than anyone in the world.
- Bir zamanlar büyük bir fatih olan bir imparator yaşardı ve dünyadaki herhangi birinden daha fazla ülkede hüküm sürdü.
Tom occasionally visited Mary at her parents' house.
- Tom zaman zaman Mary'yi anne babasının evinde ziyaret eder.
He occasionally visited me.
- O, zaman zaman beni ziyaret etti.
If it's not from Scotland and it hasn't been aged at least twelve years, then it isn't whisky.
- İskoçyalı ve en az on iki yıllık değilse, o zaman viski değildir.
Tom always makes it a rule never to ask a woman her age.
- Tom her zaman bir kadına yaşını asla sormamayı bir kural olarak benimser.
The goal of the center should be to train young people from other countries within a specific time period.
- Merkezin hedefi, diğer ülkelerden gelen gençleri belli bir zaman aralığında eğitmek olmalıdır.
The students' lunch period is from twelve to one.
- Öğrencilerin öğlen yemeği zamanı saat on ikiden saat bire kadardır.
If geometry is the science of space, what is the science of time?
- Geometri uzay bilimi ise, zaman bilimi nedir?
Between space and time.
- Uzay ve zaman arasında.
I make it a rule to read the newspaper every day lest I should fall behind the times.
- Zamanın gerisinde kalmayayım diye her gün gazete okumayı bir alışkanlık haline getirdim.
In Viking times Greenland was greener than today.
- Viking zamanında, Grönland bugünkünden daha yeşildi.
Everytime I look at him, he smiles.
- Ona ne zaman baksam gülümser.
In my opinion, Twitter is a waste of time.
- Bence Twitter bir zaman kaybıdır.
The event was forgotten in progress of time.
- Zamanın ilerlemesiyle olay unutuldu.
Ten years is a long time.
- On yıl uzun bir zamandır.
If it's not from Scotland and it hasn't been aged at least twelve years, then it isn't whisky.
- İskoçyalı ve en az on iki yıllık değilse, o zaman viski değildir.
I always get up at six.
- Her zaman altıda kalkarım.
To be always honest is not easy.
- Her zaman dürüst olmak kolay değildir.
When can I swim here?
- Ne zaman burada yüzebilirim?
Did the error occur right from the start or later on? - When?
- Hata baştan sağda mı yoksa sonradan mı meydana geldi? - Ne zaman?
All of us are connected with the past and the future as well as the present.
- Hepimiz şimdiki zamanın yanı sıra geçmişle ve gelecekle bağlandık.
There's no time like the present.
- Şimdiki zaman gibi zaman yok.
To gain time we took the plane.
- Zaman kazanmak için uçağa bindik.
Drizzt, not wasting time, quickly arrived by his halfling friend's side!.
ara beni zaman zaman.
I meet him from time to time.
- Ben zaman zaman onunla karşılaşırım.
You should look after the children from time to time.
- Zaman zaman çocuklara bakmalısın.
Tom and Mary have been dating on and off for a year.
- Tom ve Mary bir yıldır zaman zaman çıkıyorlardı.
It was raining on and off all night long.
- Bütün gece boyunca zaman zaman yağmur yağıyordu.
Tom hears from Mary every now and then.
- Tom zaman zaman Mary'den haber alır.
I meet him at school now and then.
- Zaman zaman okulda onunla karşılaşırım.
What should I do in order to spare time?
- Zaman ayırmak için ne yapmalıyım?
At times, I can't trust him.
- Zaman zaman, ona güvenemiyorum.
Though Tom's English seems quite good at times, he doesn't seem to know his limitations and it's impossible to convince him that he's wrong when he makes a mistake.
- Tom'un İngilizcesi zaman zaman oldukça iyi görünsede, o sınırlarını biliyor gibi görünmüyor ve o bir hata yaptığında onu hatalı olduğuna ikna etmek imkansızdır.
The network is moving your show to another time slot.
- Şebeke gösterinizi başka bir zaman aralığına taşıyor.
We have to spend time with Tom now.
- Biz şimdi Tom ile zaman harcamak zorundayız.
Tom didn't want to spend time in jail.
- Tom hapiste zaman harcamak istemiyordu.
Fibonacci numbers show up occasionally in nature.
- Fibonacci sayıları doğada zaman zaman görünür.
Tom occasionally visited Mary at her parents' house.
- Tom zaman zaman Mary'yi anne babasının evinde ziyaret eder.
The goal of the center should be to train young people from other countries within a specific time period.
- Merkezin hedefi, diğer ülkelerden gelen gençleri belli bir zaman aralığında eğitmek olmalıdır.
If you concentrate, you'll be able to finish within a shorter time interval.
- Eğer konsantre olursanız, daha kısa zaman aralığında bitirebileceksiniz.
I live in the Pacific time zone in the USA.
- ABD'de Pasifik Zaman Dilimi'nde yaşıyorum.
It's morning here in my time zone.
- Benim zaman dilimimde burada sabah.
looking for a perfect job is a wild goose chase.
I meet him from time to time.
- Ben zaman zaman onunla karşılaşırım.
You should look after the children from time to time.
- Zaman zaman çocuklara bakmalısın.
In my opinion, Twitter is a waste of time.
- Bence Twitter bir zaman kaybıdır.
Men believe that discussing problems is a waste of time.
- İnsanlar sorunları tartışmanın bir zaman kaybı olduğuna inanıyorlar.
I fall asleep in the class every now and then.
- Zaman zaman sınıfta uyuyakalırım.
Tom hears from Mary every now and then.
- Tom zaman zaman Mary'den haber alır.
He reads detective stories on occasion.
- O, zaman zaman dedektif hikayeleri okur.
We've met on occasion.
- Biz zaman zaman buluştuk.
Nasıl vakit buluyor bilmiyorum.
- Buna nasıl zaman ayırıyor bilmiyorum.
Şu sıralar BT sertifikasyonlarına çalışmaya çok vakit harcıyorum.
- Bu aralar IT sertifikasyonlarına çalışmak için epey zaman harcıyorum.