yetişmek

listen to the pronunciation of yetişmek
Turkish - English
catch

Sally was absent from school for two weeks, so she has to work hard to catch up with her class. - Sally iki haftadır okulda yok, bu yüzden sınıfa yetişmek için çok sıkı çalışmak zorunda.

I quickened my steps to catch up with her. - Ona yetişmek için adımlarımı hızlandırdım.

grow

Plants need sunlight to grow. - Bitkilerin yetişmek için güneş ışığına ihtiyacı var.

to reach, to attain; to catch; to catch sb up, to catch up (with sb); to keep up (with sb/sth); to suffice; to grow; to grow up, to be brought up; to come to the help of
keep up with

I must study hard in order to keep up with him. - Ona yetişmek için çok çalışmalıyım.

I had to study hard to keep up with the other students. - Diğer öğrencilere yetişmek için çalışmak zorundaydım.

to be old enough to have known, have been born in time to know; to live long enough to know: Ne günlere yetiştik! What times have I lived to see! O büyükbabasına yetişemedi. He wasn't born in time to know his grandfather. Yetiş!/Yetişin! Help! Yetişme! I hope you die! Yetişmeyesi! I hope he dies!
equal
to arrive in time (to help one); to come to one's aid in time
to be educated: Cem, Galatasaray'dan yetişti. Cem was educated at Galatasaray
to be able to do, manage to do (a specified amount of work)
catch up

She ran very fast to catch up with the other members. - O, diğer üyelere yetişmek için çok hızlı koştu.

I had to run to catch up with Tom. - Tom'a yetişmek için koşmak zorunda kaldım.

pull up with
reach

Tom was too short to reach the top shelf. - Tom üst rafa yetişmek için çok kısaydı.

hand up
to reach, get up to, get as far as: Boyum o rafa yetişmez. I'm not tall enough to reach that shelf. Bu ip ikinci kata kadar yetişir. This rope'll reach the second floor
run smb. close
catch up on
to catch up with, go fast enough to join
to catch, make, get to (a place) in time; to be in time for: Sekiz buçuk vapuruna yetişebildim. I was able to make the eight-thirty boat
pull up
overtake
(for a person or animal) to grow up, be raised
to suffice, be sufficient, be enough
draw up
(for something) to be ready or finished by (a specified time)
(for a plant) to grow: Manolyalar burada iyi yetişir. Magnolias grow well here
pull up to
come up with
get

I had to catch the first train this morning to get here in time. - Buraya zamanında gelmek için bu sabah ilk trene yetişmek zorundaydım.

You'll have to get a move on if you want to catch the train. - Eğer trene yetişmek istiyorsan derhal hareket etmelisin.

do
keep up

I couldn't run fast enough to keep up with them. - Onlara yetişmek için yeterince hızlı koşamadım.

I have to study hard to keep up with the other students. - Diğer öğrencilere yetişmek için çok çalışmak zorundayım.

suffice
to be brought up
be brought up
brought up
get on for
attain to
grow up
arrive
catch up with

Sally was absent from school for two weeks, so she has to work hard to catch up with her class. - Sally iki haftadır okulda yok, bu yüzden sınıfa yetişmek için çok sıkı çalışmak zorunda.

She ran very fast to catch up with the other members. - O, diğer üyelere yetişmek için çok hızlı koştu.

keep pace with
get up to
train

We hurried to the station only to miss the train. - Sadece trene yetişmek için istasyona aceleyle gittik.

You'll have to get a move on if you want to catch the train. - Eğer trene yetişmek istiyorsan derhal hareket etmelisin.

blossom
range
extend
yetişmek (yetmek)
suffice
imdadına yetişmek
rescue
yetişme
upbringing
(bir yerde) yetişmek
range
hızır gibi yetişmek
come as a godsend
hızır gibi yetişmek
a godsend
yetişme
nurture
yetiş
grown at
yetiş
got on for
yetiş
get on for
yetiş
{f} overtaken
yetiş
overtake

If you hurry, you will soon overtake her. - Eğer acele edersen yakında ona yetişirsin.

If you hurry, you will overtake him. - Acele edersen ona yetişirsin.

yetiş
catch up

I'll catch up with you later. - Daha sonra size yetişirim.

I quickened my steps to catch up with her. - Ona yetişmek için adımlarımı hızlandırdım.

yetiş
overtook
Hızır gibi yetişmek
to come as a godsend, come to the rescue at the right moment
Hızır gibi yetişmek
to be a godsend, to come as a godsend
bol yetişmek
luxuriate
dar yetişmek barely
to get (to a place) in time
imdada yetişmek
stand in the breach
imdadına yetişmek
come to help
imdadına yetişmek
succor
imdadına yetişmek
help
imdadına yetişmek
succour [Brit.]
imdadına yetişmek
to come to the help of, to come to sb's rescue, to succour, to succor
imdata yetişmek
to come to someone's rescue
kapalı yetişmek
to be brought up without having much contact with other people
kıtı kıtına yetişmek
to be just barely enough to go around
kıtı kıtına yetişmek
to be barely sufficient
son anda yetişmek
cut it fine
son dakikada yetişmek
touch-and-go
ucu ucuna yetişmek
cut it fine
yardımına yetişmek
to come to (someone's) aid
yetişme
cultivation
Turkish - Turkish
Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak: "Öteki tünelle gelseler de vapura yetişeceklerini bilirlerdi."- A. Ş. Hisar
Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek
Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek: "İşte bu kadronun içinde yetişecektim ben."- Y. Z. Ortaç. İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek
Tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak
Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak: "Bol zamanına yetişti de, ben onu böyle şımarık büyüttüm."- P. Safa. Üremek, büyümek, olmak: "Şu Marmara kıyılarında o sene bol meyve yetişmişti."- S. F. Abasıyanık
Yardım etmek, yardımına koşmak: "Tam o sırada talih imdadıma yetişti."- R. H. Karay
Yardım etmek, yardımına koşmak
Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak
Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek
Ulaşmak, ermek, vasıl olmak
İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek
Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak
Vakit bulmak, yapabilmek
Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak
Üremek, büyümek, olmak
Ulaşmak, ermek, vasıl olmak: "Gâvur Ali kahvedeki cemaate hiçbir şey söylemeden küçük çobanla uzaklaştı, bir nefeste ağıla yetişti."- Ö. Seyfettin
Değmek, uzanıp dokunabilmek
Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak: "Kadınlar, derme çatma ayakkabılarıyla onlara zor yetişebiliyorlardı."- Y. K. Karaosmanoğlu
Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak
(Osmanlı Dönemi) LEHAK
üremek
ulaşmak
(Osmanlı Dönemi) EDD
büyümek
(Osmanlı Dönemi) MUSADEFE
(Osmanlı Dönemi) HAZB
(Osmanlı Dönemi) NÜVBE
(Osmanlı Dönemi) MEBLAĞ
Yetişme
(Osmanlı Dönemi) İNKİŞAF
Yetişme
(Osmanlı Dönemi) İSTİKFAF
Yetişme
(Osmanlı Dönemi) VEFA
Yetişme
gelme
yetişme
Yetişmek işi
yetişmek
Favorites