sakinleştirmek

listen to the pronunciation of sakinleştirmek
Turkish - English
calm

Tom did his best to calm Mary down. - Tom, Mary'yi sakinleştirmek için elinden geleni yaptı.

Tom did what he could to calm Mary down. - Tom Mary'yi sakinleştirmek için elinden geleni yaptı.

soothe
appease
pacify
still
quiet
to calm
hush
smooth down
tranquillize
placate
tranquilize
allay
becalm
steady
smooth
to calm, to calm sb down, to cool sb down, to soothe, to mollify, to quiet (down), to quieten (down), to pacify; to sedate, to tranquillize, to tranquilize
calm somebody down
cool down
(Politika, Siyaset) subside
cool somebody down
(Dilbilim) calm down
sedate
compose
mollify
quieten
calming down
sakin
tranquil

I guess I have some tranquilizers in my bag. - Sanırım çantamda biraz sakinleştirici var.

Did you give her the tranquilizer? - Ona sakinleştirici verdin mi?

sakin
habitant
sakin
{s} quiet

Tom asked Mary to be quiet. - Tom Mary'den sakin olmasını rica etti.

I would like to live in the quiet country. - Sakin bir ülkede yaşamak istiyorum.

sakin
{i} resident

Local residents are in a state of shock. - Yerel sakinler şok içinde.

The residents of this town are deeply religious and patriotic people. - Bu kasabanın sakinleri çok dindar ve vatansever insanlar.

sakin
calm

I closed my eyes to calm down. - Sakin olmak için gözlerimi kapattım.

He remains calm in the face of danger. - O, tehlike karşısında sakin kalır.

sakin
cool

Tom tried to act cool. - Tom sakin davranmaya çalıştı.

Calm down and be cool. - Sakin ol ve rahat ol.

sakin
{i} inhabitant

Since Puerto Rico is a US colony, Puerto Rico's head of state is the President of the USA, but inhabitants of Puerto Rico are not allowed to vote in US presidential elections. - Abd sömürgesi olduğundan beri Porto Riko'nun devlet başkanı Abd devlet başkanıdır ama Porto Riko sakinlerinin Abd devlet başkanlığı seçimlerinde oy kullanmasına izin verilmez.

He was elected an official by the inhabitants of this town. - O, bu kasabanın sakinleri tarafından bir yetkili seçildi.

sakin
{s} composed

Tom tried to stay composed. - Tom sakin kalmaya çalıştı.

sakin
{s} halcyon
sakin
even-tempered
sakin
leisurely

Sami was enjoying a leisurely life. - Sami sakin bir hayattan zevk alıyordu.

sakin
{s} steady
sakin
emotionless
sakin
citizen

I am also a citizen of Tokyo. - Ben de bir Tokyo sakiniyim.

I am a citizen of Chiba, but work in Tokyo. - Ben Chiba sakiniyim ama Tokyo'da çalışıyorum.

sakin
{i} local

Local residents are in a state of shock. - Yerel sakinler şok içinde.

She married a local boy. - O, yöre sakini bir çocukla evlendi.

sakin
phlegmatic
sakin
{s} cold

He jumped into the cold and calm waters of the gulf, and started to swim through the darkness. - O, körfezin soğuk ve sakin sularına atladı ve karanlığın içinden yüzmeye başladı.

sakin
untroubled
sakin
inhabiter
sakin
unmoved
sakin
ataraxic
sakin
denizen
sakin
statical
sakin
canny
sakin
tranquilizing
sakin
unhurried
sakin
unperturbed
sakin
equable
sakin
occupier
sakin
taciturn

Mary's partner is a taciturn person. - Mary'nin ortağı sakin bir kişidir.

sakin
shacker
sakin
static
sakin
matter-of-fact
sakin
equanimity
sakin
phlegmatical
sakin
residentiary
sakin
collected

Fadil was amazingly calm and collected after he had shot Rami. - Fadıl, Rami'yi vurduktan sonra inanılmaz biçimde sakin ve kendindeydi.

Tom was calm and collected. - Tom sakin ve aklı başındaydı.

sakin
douce
sakin
arcadia
sakin
occupant

The police vehicle's armor plating saved the lives of its occupants. - Polis aracının zırh kaplaması apartman sakinlerinin hayatlarını kurtardı.

sakin
balmy
sakin
easeful
sakin
self-possessed
sakin
sedated

They have him sedated. - Onlar onu sakinleştirdiler.

They have Tom sedated. - Onlar Tom'u sakinleştirdiler.

sakin
(deyim) as calm as a millpond
sakin
sedentary
sakin
stilly
sakin
meek
sakin
imperturbate
sakin
(Meteoroloji) lull
sakin
restrained
sakin
unruffled
sakin
soft
sakin
philosophical
sakin
esay
sakin
uneventful
sakin
(Askeri) clam
sakin
coolheaded
sakin
{s} even

Even a worm will turn. - En sakin bir insan bile bir noktada sinirlenir.

Tom's cool, calm, and collected, even under pressure. - Tom, baskı altındayken bile soğukkanlı, sakin ve aklı başında.

sakin
sleepy
sakin
restful
sakin
easy

Take it easy. I can assure you that chances are in your favor. - Sakin olun. Ben fırsatların sizin lehinize olduğunu size temin ederim.

Take it easy and get well. - Sakin olun ve iyi geçinin.

sakin
private
sakin
level-headed
sakin
dweller

For some dwellers of ancient China, antlers were probably among the most mysterious and beautiful things in the world. - Antik Çin'in bazı sakinleri için, boynuzlar muhtemelen dünyanın en gizemli ve güzel şeyleri arasındaydı.

sakin
on an even keel
sakin
imperturbable
sakin
off-peak
sakin
undisturbed
sakin
unflappable
sakin
placid

Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life. - O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.

This is a placid and cozy place. - Burası sakin ve sıcak bir yer.

sakin
orderly
sakin
beware of
sakin
beware
sakin
calmest
sakin
{s} peaceful

At night, this street is very peaceful. - Geceleyin bu sokak çok sakindir.

When Tom has trouble sleeping, he starts counting stoats. That quickly brings him into a peaceful mood, and he is fast asleep before he could count the stoats to fifty. - Tom'un uyumada problemi olduğunda, o kakımları saymaya başlar.O, onu çabucak sakin bir hale getirir. Ve o kakımları elliye kadar sayabilmeden önce derin uykuya dalar.

sakin
even tempered
sakin
{i} indweller
sakin
together

Tom and Mary enjoyed a quiet moment together. - Tom ve Mary birlikte sakin bir anın tadını çıkardı.

sakin
domicilled
sakin
laidback
sakin
{s} equal
sakin
{s} Pacific
sakin
{s} nerveless
sakin
{s} philosophic
sakin
{s} smooth

The sea looks calm and smooth. - Deniz sakin ve yumuşak görünüyor.

sakin
{s} dispassionate
sakin
{s} airless
sakin
{s} comfortable

He observed this calmly, from a comfortable distance. - Bunu uygun bir uzaklıktan sakince gözlemledi.

sakin
{s} idyllic
sakin
peaceable
sakin
{s} sedate

I was heavily sedated. - Ağır şekilde sakinleşmiştim.

They have Tom sedated. - Onlar Tom'u sakinleştirdiler.

sakin
{i} inmate
sakin
noiseless
sakin
hushed
sakin
tenant
sakin
(someone) who resides in or inhabits (a place)
sakin
(a) resident; (an) inhabitant
sakin
calm, tranquil, serene; still
sakin
calm, cool, placid, self-possessed, serene, imperturbate; quiet, taciturn; tranquil, peaceful, esay; inhabitant, dweller, resident, occupier, occupant sekene
sakin
calmative
sakin
{s} reposeful
sakin
{s} quiescent
sakin
contained
sakin
in repose
sakin
{s} serene
sakin
composedly
sakin
still

Tom stood perfectly still. - Tom kusursuzca sakin durdu.

Please remain perfectly still. - Lütfen tamamen sakin kal.

sakinleştirme
{i} conciliation
sakinleştirme
{i} calming
sakinleştirme
(ilaçla) sedation
Turkish - Turkish
Sakinleşmesini sağlamak, sessiz, dingin bir duruma getirmek
sakin
Hareket etmeyen, kımıldamayan, durgun, dingin
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Hareketsiz, kendi hâlinde. Bir yerde oturan. Kararlı
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Gr: Harekesi olmayıp cezimli (sakin okunan) harf
Sâkin
(Osmanlı Dönemi) İSKÂN
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
sakin
Hindu'ların çok korktuğu dişi şeytanlara verilen ad
sakin
Bir yerde oturan, sekene
sakin
Durgun, hareket etmeyen, kımıldamayan, dingin
sakin
Bir yerde oturanlar, sakinler
sakin
Sessiz
sakin
Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş: "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu
sakin
Bir yerde oturan: "Sakinleri Müslümanlardan ibaret olan semtte, bakkal dükkânı, günün her saatinde dolup boşalır."- S. Ayverdi
sakin
Sessiz: "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam."- S. F. Abasıyanık
sakinleştirme
Sakinleştirmek işi
sâkin
(Osmanlı Dönemi) bir yerde oturan
sakinleştirmek
Favorites