sakinleştirme

listen to the pronunciation of sakinleştirme
Turkish - English
(ilaçla) sedation
conciliation
{i} calming
sakin
tranquil

Did you give her the tranquilizer? - Ona sakinleştirici verdin mi?

Would you like a tranquilizer? - Bir sakinleştirici ister misiniz?

sakinleştirmek
calm

Layla did her best to calm Sami down. - Leyla, Sami'yi sakinleştirmek için elinden geleni yaptı.

Tom did all he could to calm Mary down. - Tom Mary'yi sakinleştirmek için elinden gelen her şeyi yaptı.

sakin
habitant
sakin
{s} quiet

The two sisters lived very quietly. - İki kız kardeş çok sakince yaşadılar.

The mother was quieting her crying baby. - Anne ağlayan bebeğini sakinleştiriyordu.

sakinleştirmek
soothe
sakin
resident

Many Boston residents oppose the mayor's plan. - Birçok Boston sakini belediye başkanının planına karşı çıkıyor.

The residents of this town are deeply religious and patriotic people. - Bu kasabanın sakinleri çok dindar ve vatansever insanlar.

sakin
calm

I closed my eyes to calm down. - Sakin olmak için gözlerimi kapattım.

When I contemplate the sea, I feel calm. - Denizi düşündüğümde, sakin hissediyorum.

sakin
cool

Mike always stays cool. - Mike her zaman sakin kalır.

I was as cool as a cucumber. - Ben son derece sakindim.

sakin
{i} inhabitant

The inhabitants of the city depend upon the river for drinking water. - Şehrin sakinleri içme suyu için nehre bağlıdır.

The inhabitants of the island are friendly. - Adanın sakinleri cana yakındır.

sakin
{s} composed

Tom tried to stay composed. - Tom sakin kalmaya çalıştı.

sakin
{s} steady
sakin
{s} halcyon
sakin
even-tempered
sakin
leisurely

Sami was enjoying a leisurely life. - Sami sakin bir hayattan zevk alıyordu.

sakin
emotionless
sakinleştirmek
appease
sakinleştirmek
calm somebody down
sakin
citizen

I am a citizen of Chiba, but work in Tokyo. - Ben Chiba sakiniyim ama Tokyo'da çalışıyorum.

I am also a citizen of Tokyo. - Ben de bir Tokyo sakiniyim.

sakin
{i} local

She married a local boy. - O, yöre sakini bir çocukla evlendi.

Local residents are in a state of shock. - Yerel sakinler şok içinde.

sakin
shacker
sakin
esay
sakin
philosophical
sakin
soft
sakin
static
sakin
(Meteoroloji) lull
sakin
equable
sakin
unhurried
sakin
occupier
sakin
untroubled
sakin
{s} cold

He jumped into the cold and calm waters of the gulf, and started to swim through the darkness. - O, körfezin soğuk ve sakin sularına atladı ve karanlığın içinden yüzmeye başladı.

sakin
canny
sakin
taciturn

Mary's partner is a taciturn person. - Mary'nin ortağı sakin bir kişidir.

sakin
unperturbed
sakin
inhabiter
sakin
unmoved
sakin
tranquilizing
sakin
phlegmatic
sakin
ataraxic
sakin
statical
sakin
denizen
sakin
uneventful
sakin
residentiary
sakin
meek
sakin
stilly
sakin
sedentary
sakin
(deyim) as calm as a millpond
sakin
sedated

They have Tom sedated. - Onlar Tom'u sakinleştirdiler.

She's sedated, she could not hurt a fly. - O sakin, bir karıncayı bile incitemez.

sakin
self-possessed
sakin
balmy
sakin
matter-of-fact
sakin
occupant

The police vehicle's armor plating saved the lives of its occupants. - Polis aracının zırh kaplaması apartman sakinlerinin hayatlarını kurtardı.

sakin
arcadia
sakin
(Askeri) clam
sakin
collected

Tom's cool, calm, and collected, even under pressure. - Tom, baskı altındayken bile soğukkanlı, sakin ve aklı başında.

Fadil was amazingly calm and collected after he had shot Rami. - Fadıl, Rami'yi vurduktan sonra inanılmaz biçimde sakin ve kendindeydi.

sakin
douce
sakin
phlegmatical
sakin
equanimity
sakin
coolheaded
sakin
restrained
sakin
easeful
sakin
imperturbate
sakin
unruffled
sakinleştirmek
(Dilbilim) calm down
sakinleştirmek
(Politika, Siyaset) subside
sakinleştirmek
cool somebody down
sakinleştirmek
cool down
sakin
{s} even

The wind calmed down in the evening. - Rüzgar akşam sakinleşti.

Tom's cool, calm, and collected, even under pressure. - Tom, baskı altındayken bile soğukkanlı, sakin ve aklı başında.

sakin
imperturbable
sakin
undisturbed
sakin
level-headed
sakin
easy

Take it easy. I can assure you that chances are in your favor. - Sakin olun. Ben fırsatların sizin lehinize olduğunu size temin ederim.

Calm down, Tom. Take it easy. - Sakin ol, Tom. Sinirlenme.

sakin
restful
sakin
unflappable
sakin
orderly
sakin
private
sakin
placid

Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life. - O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.

This is a placid and cozy place. - Burası sakin ve sıcak bir yer.

sakin
off-peak
sakin
on an even keel
sakin
sleepy
sakin
dweller

For some dwellers of ancient China, antlers were probably among the most mysterious and beautiful things in the world. - Antik Çin'in bazı sakinleri için, boynuzlar muhtemelen dünyanın en gizemli ve güzel şeyleri arasındaydı.

sakinleştirmek
still
sakinleştirmek
compose
sakinleştirmek
quieten
sakinleştirmek
pacify
sakinleştirmek
mollify
sakinleştirmek
tranquillize
sakinleştirmek
sedate
sakin
beware of
sakin
beware
sakin
calmest
sakinleştirmek
calming down
sakin
{s} sedate

I was heavily sedated. - Ağır şekilde sakinleşmiştim.

They have Tom sedated. - Onlar Tom'u sakinleştirdiler.

sakin
together

Tom and Mary enjoyed a quiet moment together. - Tom ve Mary birlikte sakin bir anın tadını çıkardı.

sakin
{i} inmate
sakin
calmative
sakin
{s} reposeful
sakin
{s} nerveless
sakin
{s} idyllic
sakin
{s} equal
sakin
laidback
sakin
{s} Pacific
sakin
{s} philosophic
sakin
{s} dispassionate
sakin
domicilled
sakin
even tempered
sakin
{s} peaceful

This forest is quiet and peaceful. - Bu orman sakin ve huzurlu.

The strike had not been peaceful, however, and Rev. Martin Luther King, Jr. begged both sides to be patient and calm. - Ancak, grev huzurlu olmamıştı ve Aziz Martin Luther King, Jr her iki taraftan sabırlı ve sakin olmasını rica etti.

sakin
{i} indweller
sakin
{s} comfortable

He observed this calmly, from a comfortable distance. - Bunu uygun bir uzaklıktan sakince gözlemledi.

sakin
{s} airless
sakin
{s} smooth

The sea looks calm and smooth. - Deniz sakin ve yumuşak görünüyor.

sakin
{s} quiescent
sakin
peaceable
sakin
calm, cool, placid, self-possessed, serene, imperturbate; quiet, taciturn; tranquil, peaceful, esay; inhabitant, dweller, resident, occupier, occupant sekene
sakin
{s} noiseless
sakin
hushed
sakin
tenant
sakin
(someone) who resides in or inhabits (a place)
sakin
(a) resident; (an) inhabitant
sakin
calm, tranquil, serene; still
sakin
in repose
sakin
composedly
sakin
still

Please remain perfectly still. - Lütfen tamamen sakin kal.

Tom stood perfectly still. - Tom kusursuzca sakin durdu.

sakin
contained
sakin
{s} serene
sakinleştirmek
{f} steady
sakinleştirmek
smooth down
sakinleştirmek
{f} becalm
sakinleştirmek
quiet
sakinleştirmek
{f} tranquilize
sakinleştirmek
to calm
sakinleştirmek
hush
sakinleştirmek
to calm, to calm sb down, to cool sb down, to soothe, to mollify, to quiet (down), to quieten (down), to pacify; to sedate, to tranquillize, to tranquilize
sakinleştirmek
{f} smooth
sakinleştirmek
placate
sakinleştirmek
allay
Turkish - Turkish
Sakinleştirmek işi
sakin
Hareket etmeyen, kımıldamayan, durgun, dingin
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Hareketsiz, kendi hâlinde. Bir yerde oturan. Kararlı
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Gr: Harekesi olmayıp cezimli (sakin okunan) harf
Sâkin
(Osmanlı Dönemi) İSKÂN
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
sakin
Hindu'ların çok korktuğu dişi şeytanlara verilen ad
sakin
Bir yerde oturan, sekene
sakin
Durgun, hareket etmeyen, kımıldamayan, dingin
sakin
Bir yerde oturanlar, sakinler
sakin
Sessiz
sakin
Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş: "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu
sakin
Bir yerde oturan: "Sakinleri Müslümanlardan ibaret olan semtte, bakkal dükkânı, günün her saatinde dolup boşalır."- S. Ayverdi
sakin
Sessiz: "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam."- S. F. Abasıyanık
sakinleştirmek
Sakinleşmesini sağlamak, sessiz, dingin bir duruma getirmek
sâkin
(Osmanlı Dönemi) bir yerde oturan
sakinleştirme
Favorites