planlamak

listen to the pronunciation of planlamak
Turkish - English
plan

Planning the wedding before proposing is putting the cart before the horse. - Evlilik teklif etmeden önce düğün planlamak arabayı atın önüne koymaktır.

Failing to plan is planning to fail. - Planlamak için başarısız olma başarısız olmak için planlamadır.

concert
intend
schedule

I'd like to schedule an appointment with Dr. Jackson. - Doktor Jackson'la bir randevu planlamak istiyorum.

I'd like to schedule an appointment for tomorrow. - Yarın için bir randevu planlamak istiyorum.

map something out
figure on
lay out
plan out

It rains so often in the wet season that it's hard to plan outings. - Yağışlı mevsimde o kadar sık yağmur yağar ki gezintileri planlamak zordur.

blue-print
think out
schema
map out
orchestrate
arrange
mark out
calculate
to plan

I have to plan everything. - Her şeyi planlamak zorundayım.

The revolutionary council met to plan strategy. - Devrim konseyi strateji planlamak için toplandı.

structure
architect
programme [Brit.]
blue print
program
devise
have in view
chart
work up
design
contrive
map
draft
to plan, to arrange, to map sth out
think
project
premeditate
{f} programme
envisage
envision
planlama
planning

He works in the planning section. - O, planlama bölümünde çalışıyor.

The attack began without enough planning. - Saldırı yeterli planlama yapılmadan başladı.

planla
{f} schedule

What time is your plane scheduled to leave? - Senin uçağının saat kaçta kalkması planlanmıştır.

What time is your plane scheduled to take off? - Senin uçağın saat kaçta kalkması planlanmıştır?

planlama
schedule

I'd like to schedule an appointment for tomorrow. - Yarın için bir randevu planlamak istiyorum.

I'd like to schedule an appointment. - Bir randevu planlamak istiyorum.

planlama
envisioning
planlama
envisaging
planlama
sparseness
planlama
pianning
planla
lay out
planla
{f} intended

I had no idea of what she intended to do. - Onun ne yapmayı planladığı hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Things did not go as intended. - İşler planlandığı gibi gitmedi.

planla
{f} planned

Tom had only planned to stay in Boston for just a day or two. - Tom iş için sadece bir ya da iki gün Boston'da kalmayı planlamıştı.

It seems that Tom had planned to give Mary the loan she had been looking for. - Tom Mary'nin aradığı krediyi vermeyi planlamış görünüyor.

planla
map out
planla
{f} schema
planla
{f} plan

You must accommodate your plans to mine. - Sen planlarını benimkine uydurmalısın.

We'll put these plans on ice. - Bu planları erteleyeceğiz.

planla
{f} scheduled

I believe we have a staff meeting scheduled for 2:30. - 2.30'da planlanan bir personel toplantımız olduğuna inanıyorum.

What time is your plane scheduled to take off? - Senin uçağın saat kaçta kalkması planlanmıştır?

planla
{f} planning

He works in the planning section. - O, planlama bölümünde çalışıyor.

As God as my witness Tom, I didn't tell her about the surprise party you're planning. - Tanrı şahidimdir ki Tom, planladığın sürpriz partiden ona bahsetmedim.

planla
think out
bütçe planlamak
plan a budget
planla
structure
planla
mapout
planla
thinkout
planlama
projection
önceden planlamak
plan ahead
Turkish - Turkish
Yapılacak bir işi belli plana göre düzenlemek
planlama
Planlamak işi
planlama
Hükûmet tarafından ulaşılacak amaçları belirleyen, tarım, ulaşım, sanayi gibi kesimlerdeki artış ölçüsünü tespit eden ve uygulanması gerekli çareleri önceden gösteren ekonomik, sosyal programın belli süreler için hazırlanması işi
planlamak
Favorites