Tom'un tam Boston'un dışında bir sürü arsaya sahip.
- Tom owns a lot of land just outside of Boston.
Güney Fransa'da dağın yamacında emeklilik evi yapmayı planladığım küçük bir arsa aldım.
- I bought a small lot on the hillside in Southern France where I plan to build a retirement home.
Yolda birçok hayvan gördü.
- She saw a lot of animals on the road.
Birçok İngilizce sözcük, Latince'den türemiştir.
- A lot of English words are derived from Latin.
Çok daha iyi hissediyorum.
- I'm feeling a lot better.
Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
- Japan consumes a lot of paper.
Dün Japonya'da bir sürü bina deprem dolayısıyla yıkıldı.
- A lot of buildings collapsed in Japan due to the earthquake yesterday.
Konserde bir sürü insan vardı.
- There were lots of people at the concert.
Birsürü insan Tokyo'da yaşıyor.
- A lot of people live in Tokyo.
Benim birsürü kitabım var.
- I have got a lot of books.
Partide bir sürü şarkı söyledik ve dans ettik.
- We did a lot of singing and dancing at the party.
Partide çok eğlendim.
- I had a lot of fun at the party.
O, bankaya çok miktarda para yatırdı.
- He deposited a lot of money in the bank.
O, çok miktarda para bağışladı.
- He kicked in a lot of money.
Bay Miyake Kurashiki'de kaldığım sırada bana bir sürü yer gösterdi.
- Mr Miyake showed me lots of places during my stay in Kurashiki.
Bir kural olarak, ikizlerin ortak çok şeyi var.
- As a rule, twins have a lot in common.
Sami bir piyango talihlisiydi.
- Sami was a lottery winner.
Çok param vardı ama hepsini harcadım.
- I had a lot of money, but spent everything.
Onların hepsi otoparkta bekliyor.
- They all are waiting in the parking lot.
Tom'un köpeği çok havlar.
- Tom's dog barks a lot.
Tom'un köpekler hakkında çok bilgisi var.
- Tom knows a lot about dogs.
Sel pek çok zarara neden oldu.
- The flood caused a lot of damage.
Maruyama Parkı pek çok insanın toplandığı bir yerdir.
- Maruyama Park is a place where a lot of people gather.
O, çok miktarda para katkısında bulundu.
- He contributed a lot of money.
Bay Jackson'ın verdiği ödev miktarı ile ilgili öğrencilerden gelen birçok şikâyetler olmaktadır.
- There have been a lot of complaints from students about the amount of homework that Mr. Jackson gives.
Çok sayıda ülke Olimpiyat Oyunlarına katıldı.
- A lot of countries participated in the Olympic Games.
Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.
- The game excited lots of people.
Bir sürü insan Tom'un hissettiği aynı şekilde hissediyor.
- A lot of people feel the same way Tom does.
O bugün çok daha iyi hissediyor.
- He feels a lot better today.
Tom'un arabasını park alanında gördüm.
- I saw Tom's car in the parking lot.
Tom'u park alanında gördüm.
- I saw Tom in the parking lot.
Tevrat'ta Lut, bakire kızını toplu tecavüze uğraması için sunuyor.
- In the Torah Lot offers his virgin daughter's to be gang raped.
Bugün hakkında düşünülecek birçok toplumsal sorunlarımız vardır.
- We have a lot of social problems to think about today.
Üç farklı grup halinde ders kitabı göndereceğiz.
- We'll send the textbooks in three different lots.
Festivalde bir sürü büyük gruplar vardı.
- There were a lot of great bands at the festival.
Tom birçok farklı kadınla cinsel ilişkiye girdi.
- Tom had sex with a lot of different women.
Türkiye birçok mineral üretir.
- Turkey produces a lot of minerals.
Birçok İngilizce sözcük, Latince'den türemiştir.
- A lot of English words are derived from Latin.
Yolda birçok hayvan gördü.
- She saw a lot of animals on the road.
Birçok müşteri danışma için avukata gelirler.
- A lot of clients come to the lawyer for advice.
Küçük kız kardeşim ve ben çok fazla kovalamaca oynardık. Birbirimizi kovalardık ve kovalayan kişi kovalanana dokunmaya çalışır ve ona Sen ebesin! diye seslenirdi.
- My little sister and I used to play tag a lot. We would chase each other, and the one chasing would try to tag the one being chased and yell: You're it!
Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
- Japan consumes a lot of paper.
Yolda birçok hayvan gördü.
- He saw a lot of animals on the road.
Yolda birçok hayvan gördü.
- She saw a lot of animals on the road.
O okulunu çok seviyor.
- She likes her school a lot.
Ailesini çok endişelendirdi.
- He caused his parents a lot of anxiety.
Okulun arkasındaki araç park yeri hemen hemen boş.
- The parking lot in the back of the school is almost empty.
Bir hayli mücevher satın aldın.
- You bought a lot of jewels.
Bilgisayarda bir hayli deneyimin var, değil mi?
- You have a lot of experience in computers, don't you?
Onların pek çok ortak yanı var.
- They have a lot in common.
Partide pek çok oyun oynadık.
- We played a lot of games at the party.
Ailesini çok endişelendirdi.
- He caused his parents a lot of anxiety.
Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.
- I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony.
Otoparka yüzlerce araba park edildi.
- Dozens of cars were parked in the parking lot.
Şu otoparkta arabasını çaldırdı.
- He had his car stolen in that parking lot.
Bir çok öğrenci Bay Brown'a saygı duyuyor.
- A lot of students look up to Mr Brown.
Son zamanlarda, uzaktan eğitim hakkında bir çok konuşma vardı.
- Recently, there's been a lot of talk about distance education.
I am very tired lately because i had burn a lot of midnight oil.
Tom birçok insanın hoşlanmadığı adam türüdür.
- Tom is the kind of guy lots of people just don't like.
Birçok kişi arabalarla ilgilenir fakat arabalar benim için bir şey ifade etmiyor.
- Lots of people are interested in cars, but they're really nothing to me.
He decided to throw in his lot with their party. - Onların partisine katılmaya karar verdi.
Bir sürü arkadaşım var.
- I have a lot of friends.
Japonya'da bir sürü güzel mekân var.
- There are a lot of beautiful places in Japan.
Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.
- I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind.
Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.
- The game excited lots of people.
Tom bize yiyecek bir sürü şey verdi.
- Tom gave us lots to eat.
Henüz sana söylemediğim bir sürü şey var.
- There are lots of things I haven't told you yet.
a building lot in a city.
as Jones alone was discovered, the poor lad bore not only the whole smart, but the whole blame; both which fell again to his lot on the following occasion.
to draw lots.
If I were in charge, I'd fire the lot of them.
a bad lot.
lots of people think so.
The Greeks expected their leaders to show physical courage, whether in the athletic arena or in battle, as well as piety, generosity, and nobility. Cimon had risen to power chiefly because of his military prowess, and any rival must be able to show at least honorable service and military competence. By this time, moreover, the generals were coming to be the most important political figures in Athens. Archons served only for one year and, since 487/6, they were chosen by lot. Generals, on the other hand, were chosen by direct election and could be reelected without limit.
a lot of stationery.
I have a lot of things to say.
It's a lot harder than it looks.
I go swimming a lot.
A lot depends on whether your parents agree.
There are a super lot of ants in that ant house.
But he's a bad lot, is the master — a thorough bad lot, take my word for it, and I'm one as knows him well — too well, by a deal.
A recommendation from him carries a lot of weight around here.
She made lots of new friends.
They purchased all of the adjacent lots.
Last year I ran lots faster than him.
Everard liked to shop at the stores specializing in odd lots down by the docks, as he was a cheapskate.
They paved paradise and put up a parking lot.
The 101 was a parking lot again today.
Thanks a lot! Now I'll have to do it all again.
... lot of these presentations. ...
... We have a lot to talk about. ...