miktar

listen to the pronunciation of miktar
Turkish - English
number

A human body consists of a countless number of cells. - Bir insan vücudu sayısız miktarda hücreden oluşur.

Japan exports a great number of cars to foreign countries. - Japonya yabancı ülkelere büyük miktarda araba ihraç eder.

quantity

Japan imports a large quantity of oil. - Japonya büyük miktarda petrol ithal eder.

I prefer quality to quantity. - Kaliteyi miktara tercih ederim.

amount

It is a term used to describe the warming of the earth due to increasing amounts of carbon dioxide in the atmosphere. - O, atmosferdeki karbon dioksit miktarlarının artmasından dolayı Dünyanın ısınmasını tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

The amount of smoke that comes out of an electronic cigarette isn't bad at all. - Elektronik sigaradan çıkan duman miktarı hiç fena değil.

deal

I can get you a deal. - Sana bir miktar alabilirim.

The project requires a great deal of money. - Proje büyük miktarda para gerektiriyor.

quantum
quantities

Daffodils contain a toxic alkaloid that may even be lethal when ingested in high quantities. - Fulyalar, yüksek miktarlarda yutulduğu zaman öldürücü bile olabilen zehirli bir alkali madde içerir.

Japan used to trade silk in large quantities. - Japonya büyük miktarda ipek ticareti yapardı.

(Kanun) bulk
body

A human body consists of a countless number of cells. - Bir insan vücudu sayısız miktarda hücreden oluşur.

gage
stock
(Ticaret) measures
redundance
abundance
(Bilgisayar) amounts are in
yield
extent

I accept what you say to some extent. - Söylediğini bir miktar kabul ediyorum.

quantite
content

Bananas are slightly radioactive due to their potassium content. - Muzlar potasyum içeriğinden dolayı az miktarda radyoaktiftirler.

ration
(Bilgisayar) qty
doorbell
measure

Harvard scientists have measured the amount of male hormone in the saliva of 58 single and married men with or without children. - Harvard'ın bilim adamları, çocuk sahibi olan veya olmayan 58 bekâr ve evli erkek tükürüğündeki erkek hormon miktarını ölçtü.

quantity, amount; extent
proportion

You get paid in proportion to the amount of the work you do. - Yaptığınız işin miktarı ile orantılı olarak para alırsınız.

quanta
portion, part; group
supply

We have a plentiful supply of water. - Bol miktarda suyumuz var.

Between meals, he usually manages to stow away a generous supply of candy, ice cream, popcorn and fruit. - Yemekler arasında genellikle bol miktarda şekerleme, dondurma, patlamış mısır ve meyve yiyebiliyor.

quantity, amount, number
dosage (of a medicine)
portion
sum

She deposited a large sum of money in the bank. - O bankaya büyük miktarda bir para yatırdı.

He realized a large sum by the sale of the plantation. - O ekili alanın satışını büyük miktarda gerçekleştirdi.

quantitative
(Kanun) consideration
level
dose
lot

He contributed a lot of money. - O, çok miktarda para katkısında bulundu.

There have been a lot of complaints from students about the amount of homework that Mr. Jackson gives. - Bay Jackson'ın verdiği ödev miktarı ile ilgili öğrencilerden gelen birçok şikâyetler olmaktadır.

bit
{i} volume

The river carries a huge volume of water. - Nehir çok büyük miktarda su taşır.

smart
bir defada alınan miktar
batch
miktar analizi
(Kimya) quantitative analysis
miktar indirimi
(Ticaret) quantity discount
miktar tayini
quantitation
miktar ölçümü
quantification
miktar belirtir
a
miktar belirtmek
quantify
miktar belirtmesi
quantification
miktar denkliği
(Ticaret) quantity equation
miktar doğrudur
(Tıp) quantum rektum
miktar farkı
(Ticaret) quantity variance
miktar fazlası
(Ticaret) excess quantity
miktar kotası
(Ticaret) quantitative quota
miktar kullanım
(Bilgisayar) amount per use
miktar kısıtlamalarının kaldırılması
(Hukuk) elimination of quantitative restrictions
miktar sapması
(Ticaret) quantity variance
miktar tüzüğü
(Ticaret) quantity theory
minimum miktar
minimum content
alınan miktar
intake
çok miktar
muckle
az miktar
inch
yeterli miktar
enough

Markku and Liisa had just enough to keep the wolf from the door. - Markku ve Liisa kıt kanaat geçinecek kadar yeterli miktara sahipti.

It's more than enough. - Bu, yeterli miktardan daha fazla

(miktar) ölçmek
quantify
belirsiz bir miktar
some
epey büyük (bir miktar)
goodly
talep etmek (bir miktar para)
assess
temsili miktar
(Tıp) aliquot
toplam miktar
(Bilgisayar) total amount
toplam miktar
(Bilgisayar) full amount
toplam miktar
grandtotal
toplam miktar
totality
toplam miktar
absolute
az bir miktar
cast
az miktar
suggestion
az miktar
drop
bloke miktar
blocked amount
bloke miktar
blocked sum
ithalat miktar kısıtlamaları
(Ticaret) quantitative import restrictions
miktarlar
amounts

Many of the states owed large amounts of money. - Devletlerin çoğu, büyük miktarlarda para borçluydu.

It is a term used to describe the warming of the earth due to increasing amounts of carbon dioxide in the atmosphere. - O, atmosferdeki karbon dioksit miktarlarının artmasından dolayı Dünyanın ısınmasını tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

(hava) (askeri (mil) olarak) görüş, miktar (bulut); (bulut yüksekliği) tavan (bi
(Askeri) (weather) visibility (in miles), amount (of clouds, in eighths), (height of cloud) top (in thousands of feet), (height of cloud) base (in thousands of feet)
(verilen) en yüksek miktar
(Konuşma Dili) top dollar
akan miktar
flow
akan miktar
outflow
az miktar
shade
az miktar
tinge
az miktar
twopence
az miktar
few

A few years ago, our room had little furniture in it. - Birkaç yıl önce, bizim odanın içinde az miktarda mobilya vardı.

az miktar
suspicion
az miktar
mickle
az miktar
trifle
az miktar
smallness
az miktar
fewness
az miktar
little

I lent him what little money I had. - Sahip olduğum az miktarda parayı ona ödünç verdim.

There is little chance of his winning. - Onun az miktarda kazanma şansı vardır.

az miktar
dribblet
az miktar
driblet
az miktar
modicum
azıcık miktar
denier
azıcık miktar
soupcon
azıcık miktar
sprinkling
azıcık miktar
sprinkle
azıcık miktar
spot
belirsiz miktar
indefinite quantity
belirsiz miktar
unknown quantity
bir miktar
somewhat
bir miktar
a number of

The councilor tabled a number of controversial motions. - Meclis üyesi bir miktar tartışmalı önerge sundu.

A number of books were stolen. - Bir miktar kitap çalındı.

bir miktar
some, a little
bir miktar para
a sum of money
bir penilik miktar
pennyworth
bol miktar
slathers
büyük miktar
muckle
büyük miktar
immensity
büyük miktar
raft
büyük miktar
slue
cari standart miktar
(Ticaret) standard run quantity
depolama ve taşıma sırasında ziyan olan miktar
outage
dolduracak miktar
fill
ek miktar
plussage
ek miktar
plusage
eksik miktar
less
en az miktar
least
en fazla miktar
most
en fazla miktar
outside
en yüksek miktar
superlative
epey (bir miktar)
quite a/an
epeyce miktar
a fair sum
eser miktar
trace amount
fazla miktar
slew
fazla miktar
plus quantity
fincan dolusu miktar
cupful
fiziksel miktar
(Ticaret) physical quantity
gerekli miktar
deficient amount
gerekli miktar
(Gıda) quantum satis
gerekli miktar
required quantity
iki misli miktar
twice the sum
istenen toplam miktar
(Bilgisayar) total requested
kesin miktar
definite quantity
küçük bir miktar
element
küçük miktar
mickle
kırpılan miktar
clip
nicelik ya da miktar
quantum
nominal miktar
nominal amount
oldukça büyük miktar
an awful lot
oransız miktar
irrational
orantılı miktar
proportional
ortalama miktar
average amount
pozitif miktar
plus
programın gerçekleştirilmesi için ayrılan miktar
(Hukuk) amounts devoted to carrying out the programme
sonsuz küçük miktar
infinitesimal quantity
sınırlı miktar
(Çevre) limited quantity
sınırlı miktar
limited amount
tadımlık miktar
taste
taşan miktar
outflow
taşan miktar
overspill
toplu miktar
parcel
yeterli miktar
sufficiency
yeterli miktar para
a sufficiency of money
yüz katına çıkarılmış miktar
centuplicate
zimmete geçirilen miktar
defalcation
çekilen miktar
sniff
çok az miktar
pittance
çok az miktar
atom
çok fazla miktar
oodles
çok fazla miktar
superabundance
çok miktar
slue
çok miktar
load
çok miktar
slew
çok miktar
slathers
çıkarılan miktar
deduction
önemli miktar
size
önemsiz miktar
negligible quantity
Turkish - Turkish
Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik
Ölçü
Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik. Ölçü
misil
(Osmanlı Dönemi) GIRAR
(Osmanlı Dönemi) TAVIR
(Osmanlı Dönemi) ZEVV
(Osmanlı Dönemi) NAHV
(Osmanlı Dönemi) SECİHA
(Osmanlı Dönemi) ZÜHA'
(Osmanlı Dönemi) NÜHA
miktar
Favorites