kolda

listen to the pronunciation of kolda
Turkish - English
socius
workfellow
kol
{i} sleeve

These blouses are long sleeved. - Bu bulüzler uzun kolludur.

She held him by the sleeve. - O, onu kolundan tuttu.

kol
arm

She would have fallen into the pond if he had not caught her by the arm. - Eğer onu kolundan yakalamasaydı, göletin içine düşmüş olacaktı.

I perspired under the arms. - Kollarımın altında terledim.

kol
{i} handle

This car handles very easily. - Bu araba çok kolay kullanılır.

This machine is easy to handle. - Bu makineyi idare etmek kolaydır.

kol
branch

Which branch of the armed forces were you in? - Silahlı kuvvetlerin hangi kolundaydın?

Those branches break easily. - O dallar kolayca kırılır.

kol
offtake
kol
{i} foreleg
kol
{i} flipper
kol
(Havacılık) col

Bogdan Tanjević will resign because of colon cancer. - Bogdan Tanjević kolon kanseri nedeniyle istifa edecek.

France's currency was the franc, and its symbol was ₣. While it is no longer used in France, francs are still in use in some former French colonies such as Guinea. - Fransa'nın para birimi franktı ve sembolü ₣ idi. Frank Fransa'da artık kullanılmıyor ama Gine gibi bazı eski Fransız kolonilerinde hâlâ kullanılmaktadır.

kol
fin

Finding his office was easy. - Onun bürosunu bulmak kolaydı.

Finding his office was easy. - Onun ofisini bulmak kolaydı.

kol
bracket
kol
{i} crank

I grind my coffee by hand with a coffee grinder with a crank handle. - Ben kahvemi bir çevirme kollu kahve değirmeni ile öğütürüm.

Tom's car has crank windows. - Tom'un arabasının pencere açma kolu vardır.

kol
post

I don't have a stamp collection, but I have a Japanese postcard collection that I could use as an excuse to invite him. - Pul koleksiyonum yok ama onu davet etmek için bir mazeret olarak kullanabildiğim Japon kartpostal koleksiyonum var.

The bridge is supported by 10 posts. - Köprü on kolonla destekleniyor.

kol
(Tıp) chol

My cholesterol levels are high. - Benim kolesterol seviyelerim yüksektir.

Tom had to get a cholera shot. - Tom bir kolera aşısı yaptırmak zorunda kaldı.

kol
section

I asked for a seat in the smoking section. - Sigara içilen bölümde bir koltuk istedim.

Mary cleared the platforming section with ease. - Mary, platformlama bölümünü kolaylıkla temizledi.

kol
stay

It is easier to stay out than to get out. - Dışarıda kalmak dışarı çıkmaktan daha kolaydır.

It's not always easy to stay healthy. - Sağlıklı kalmak her zaman kolay değil.

kol
hand

This machine is easy to handle. - Bu makineyi idare etmek kolaydır.

This car handles very easily. - Bu araba çok kolay kullanılır.

kol
subsection
kol
(Mimarlık) annex
kol
leg

She has long arms and legs. - Onun uzun kolları ve bacakları var.

I'm on crutches since I broke both my legs. - Her iki bacağımı kırdığım dan beri koltuk değneği kullanıyorum.

kol
bellcrank
kol
shank
kol
lever handle
kol
(Coğrafya) affluent
kol
team

Our team could easily have brought home the bacon, if it weren't for the team's best man being injured. - Takımın en iyi adamı yaralanmasaydı, takımımız kolayca başarabilirdi.

Beating the other team was no sweat at all. - Diğer takımı yenmek hiç kolay değil.

kol
truss
kol
bell crank
kol
wing

She took me under her wing and taught me everything she knew. - O bana kol kanat gerdi ve bildiği her şeyi bana öğretti.

Tom took me under his wing. - Tom bana kol kanat gerdi.

kol
brachial
kol
embranchment
kol
tappet
kol
brachion
kol
tributary
kol
limb
kol
phylum
kol
department
kol
{i} Rod
kol
arm of
kol
{i} offset
kol
outfall
kol
stolon
kol
{i} stick

Your arms are more important than that stick, so instead of using your arm, use the stick. - Kollarınız o çubuktan daha önemlidir, bu nedenle kolunuzu kullanmak yerine çubuğu kullanın.

kol
bar

I can barely bend my left arm. - Sol kolumu zar zor bükebiliyorum.

Winston was an earthborn, but he emigrated to the Martian colony Barsoom in his teenage years. - Winston bir faniydi ama gençlik yıllarında Mars kolonisi Barsoom'a göç etti.

kol
(Anatomi) brachium
kol
rounds
kol
{i} ramification
kol
detent
kol
gang; troupe
kol
limb, large branch (of a tree)
kol
arm; foreleg
kol
strand (of a rope)
kol
sleeve; handle
kol
arm (of a chair)
kol
brace

Tom noticed the bracelet on Mary's arm. - Tom Mary'nin kolundak bileziği fark etti.

Whenever an accident happens, the first thing the doctors look for is a bracelet, a necklace, or some accessory that can provide some information about the patient. - Ne zaman bir kaza olsa doktorların aradığı ilk şey hasta hakkında bazı bilgiler sağlayan bir bilezik, bir kolye, veya bir aksesuardır.

kol
lever

Press down on the lever. - Kolun üstüne bastırınız.

Tom put two slices of bread into the toaster and pushed down on the lever. - Tom ekmek kızartma makinesine iki dilim ekmek koydu ve kolu aşağı itti.

kol
handle; lever
kol
neck (of a musical instrument)
kol
(giysi) sleeve
kol
side (direction)
kol
arm; sleeve; foreleg; flipper; branch; bar, handle, crank, lever; (okulda) club; team, gang, troupe; patrol; column
kol
butchery shank
kol
club (in a school)
kol
phys. arm
kol
division, branch
kol
(bitki) branch
kol
formerly wing (of an army)
kol
(Askeriye) column
kol
patrol
kol
stolon; subsection
English - English

Definition of kolda in English English dictionary

KOL
sign of affection (in Internet chats)
Turkish - Turkish

Definition of kolda in Turkish Turkish dictionary

kol
İnsan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm
Kol
dal
kol
Giysinin kolu saran bölümü: "Kara yağız oğlan yalandan gözlerinin yaşını pembe mintanının kollarına siliyordu."- O. C. Kaygılı
kol
Bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü
kol
Güvenliği sağlamak amacıyla dolaşan polis, jandarma veya asker topluluğu, karakol, devriye
kol
Ağaçlarda gövdeden ayrılan kalın dal
kol
Koyun, dana, kuzu vb.nde ön ayağın üst bölümü
kol
Bir koltukta, bir divanda kol dayamaya yarayan parça
kol
Avcılıkta gözetleme deliğinin çevresine ve bu giden yolun iki yanına konan çalı çırpı
kol
Dizi, düzen
kol
Bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri, dal, kısım, branş
kol
İş takımı, ekip, grup
kol
şube, dal
kol
Güvenliği sağlamak amacıyla dolaşan polis, jandarma veya asker topluluğu, karakol, devriye: "Lakin böyle kardan yolların örtüldüğü bu gecede, koldan korku yoktu
kol
Rahatça eğlenebilirlerdi."- R. H. Karay. İş takımı, ekip, grup: "Öteki koldaki iki hamlacıdan birisi acınacak bir zayıflıktaydı."- S. F. Abasıyanık
kol
Giysinin kolu saran bölümü
kol
Makinelerde tutup çevirmeye veya çekmeye yarayan ağaç veya metal parça
kol
Kanat
kol
Ön ayağın üst bölümü
kol
Flasaların bir tarafa bükülmeisi sonucu halatta elde edilen elemanlar
kol
Bir halat oluşturan bükülmüş lif demetlerinden her biri
kolda
Favorites