kendine

listen to the pronunciation of kendine
Turkish - English
him

Hasn't he looked at himself in a mirror? - O, aynada kendine bakmadı mı?

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

auto-
yourself

Behave yourself, and you'll get something nice. - Kendine gelirsen, hoş bir şey alırsın.

No matter how sneaky you are, you can never surprise yourself. - Ne kadar sinsi olursan ol, asla kendine sürpriz yapamazsın.

herself

Jane's dream was to find herself a sugar daddy. - Jane'nin hayali kendine yaşlı ve zengin bir sevgili bulmaktı.

Emi ordered herself a new dress. - Emi kendine yeni bir elbise ısmarladı.

her

She is muttering to herself. - O kendi kendine mırıldanıyor.

Emi ordered herself a new dress. - Emi kendine yeni bir elbise ısmarladı.

self

The cafeteria was self-service. - Kafeterya kendi kendine servis.

Self confidence is the key to success. - Kendine güven başarının anahtarıdır.

oneself

One ought to be true to oneself. - İnsan kendine karşı dürüst olmalı.

himself

Hasn't he looked at himself in a mirror? - O, aynada kendine bakmadı mı?

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

to oneself
kendi kendine
by herself

I didn't tell her. She found out by herself. - Ona söylemedim. O kendi kendine öğrendi.

kendi kendine
by himself
kendi kendine
on one's own
kendi kendine
by itself

The sea will turn deep by itself. - Deniz kendi kendine derinleşecek.

You have only to stand in front of the door. It will open by itself. - Sen sadece kapının önünde durmak zorundasın. O kendi kendine açılacak.

kendi
own

This is a picture of her own painting. - Bu, onun kendi çizimi olan bir resimdir.

I perceive myself as my own god. - Kendimi kendi tanrım olarak görüyorum.

kendi
self

Is it possible to pass the tax accountant exam by self study? - Kendi kendine çalışma ile, vergi muhasebecisi sınavını geçmek mümkün mü?

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

kendine saygı
self esteem

The lower your self esteem, the more you tend to focus on negative things. - Kendine saygın ne kadar düşük olursa o kadar fazla olumsuz şeylere odaklanmaya niyet edersin.

kendine özgü
specific

You have to be more specific than that. - Bundan daha kendine özgü olmak zorundasın.

kendine gelmek
recover
kendine güvenen
self-confident
kendine saygı
(Ticaret) self-esteem
kendine güvenen
confident

Tom isn't so confident. - Tom çok kendine güvenen değil.

Mary is confident and independent. - Mary kendine güvenen ve bağımsızdır.

kendine iyi bak
take care of yourself
kendine güven
confidence

Tom lacks confidence. - Tom kendine güvenmiyor.

Tom's confidence is high. - Tom'un kendine güveni yüksektir.

kendine dikkat et
take care of yourself
kendine gelmek
regain consciousness
kendine güveni olmayan
diffident
kendine hakim olmak
be poised
kendine yeten
self-contained
kendine yeten
self contained
kendine acıma
self-pity
kendine bağlamak
bewitch
kendine düşkün
self indulgent
kendine gelmek
get over
kendine gelmek
(deyim) come to oneself
kendine gelmek
(deyim) find oneself
kendine gelmek
behave oneself
kendine gelmek
come round
kendine getirme
(Bilgisayar) recovery
kendine getirmek
(deyim) bring home to
kendine güven
assurance
kendine güvenen
self-reliant
kendine güvenen
assertive
kendine güvenme
aplomb
kendine güvenmek
be sure of oneself
kendine güvenmek
sure of oneself
kendine hakim
phlegmatic
kendine hakim
collected
kendine hakim
restrained
kendine hakim olan
self contained
kendine hakim olma
self-control
kendine hakim olma
self-restraint
kendine hakim olma
owning
kendine hakimiyet
composure
kendine has
on one's part
kendine iyi bak!
take care!
kendine katma
absorption
kendine katmak
absorb
kendine mahsus
unique
kendine mal etmek
commandeer
kendine mal etmek
take over
kendine saygı
self-worth
kendine yardım
self help
kendine yeterlilik
(Politika, Siyaset) self sufficiency
kendine çok güvenen
self-assertive
kendine özgü
original
kendine özgü
(İnşaat) intrinsic
kendine özgü
own

He doesn't have a mind of his own. - Onun kendine özgü bir düşünme tarzı yok.

kendine bağlamak
Connect yourself
kendine gel
Behave yourself! Be yourself! Snap out of it!
kendine haksızlık etmek
being unfair/unjust to one's self. - "You are being unfair to yourself." "Kendine haksızlık ediyorsun."
kendine iyi bak
take caretake good care of yourself
kendine kıymak
to commit suicide
kendine mal etme
to own property
kendine müslüman olmak
Do things for your own benefits without thinkng anyone else
kendine özgü
distinctive

Sami decorated the place in his distinctive style. - Sami mekanı kendine özgü tarzıyla süsledi.

Kendine aşık olan adam
Narcissus
Kendine gel
Pull yourself together
kendine acıma
self pity
kendine acıyan
self-pitying
kendine acıyarak
self-pityingly
kendine ait
to one's name
kendine ayrılan süre
leisure time
kendine aşırı güvenen
overconfident

You were overconfident. - Sen kendine aşırı güvenendin.

You're overconfident. - Sen kendine aşırı güvenensin.

kendine aşırı güvenme
cockiness
kendine bakmak
look after oneself
kendine bağlama
enamouring
kendine bağlama
enthrallment
kendine bağlama
enchainment
kendine bağlama
enchaining
kendine bağlama
enthralment
kendine bağlama
enamoring
kendine bağlamak
to captivate
kendine başvuran
self referent
kendine başvurma
self reference
kendine dikkat etmek
to take care of oneself
kendine dönük zeka
(Eğitim) intrapersonal intelligence
kendine etmek
to harm oneself
kendine eziyet etmek
grill oneself
kendine fazla acıma
self pity
kendine fazla güvenme
overconfidence
kendine gel
be yourself!
kendine gel
snap out of it

Snap out of it! You haven't done a thing all week. - Kendine gel! Bütün hafta bir şey yapmadın.

kendine gel
behave yourself

Behave yourself, and you'll get something nice. - Kendine gelirsen, hoş bir şey alırsın.

I want you to behave yourself. - Kendine gelmeni istiyorum.

kendine gel
(Konuşma Dili) 1. Come to your senses! 2. Pull yourself together!
kendine gel
get a hold of yourself
kendine geldi
she is herself again
kendine gelmek
1. to regain consciousness, come to. 2. to pull oneself together, regain one's self-control
kendine gelmek
collect oneself
kendine gelmek
come to life
kendine gelmek
recover oneself
kendine gelmek
perk
kendine gelmek
a) to come round, to come to b) to pull oneself together c) to behave oneself
kendine gelmek
come to
kendine gelmek
pull round
kendine gelmek
come to one's senses
kendine gelmek
be oneself again
kendine gelmek
perk up
kendine gelmesini sağlamak
pull round
kendine getirmek
bring through
kendine getirmek
bring smb. to his senses
kendine getirmek
bring round
kendine güven
aplomb
kendine güven
self-reliance
kendine güven
assurance, self-assurance
kendine güven
self confidence

Self confidence is the key to success. - Kendine güven başarının anahtarıdır.

kendine güven
self-assurance
kendine güven
assuredness
kendine güven
ego
kendine güven
self-sufficiency
kendine güven
assertiveness
kendine güvenen
self-assured
kendine güvenen
self reliant
kendine güvenen
reliant
kendine güvenerek
confidently
kendine güvenerek
crousely
kendine güveni artmak
to take heart
kendine güveni kalmamak
lose one's self confidence
kendine güveni olmayan
distrustful of oneself
kendine güvenini yitirmek
lose one's self confidence
kendine güvenli
self-confident
kendine güvenme
self-confidence, self-reliance
kendine güvenmek
to be sure of oneself
kendine güvenmeyen
nonassertive
kendine güvenmeyiş
self distrust
kendine güvensiz
unassured
kendine güvensizlik
lack of self confidence
kendine güvensizlik
diffidence
kendine hakim
passionless
kendine hakim
continent
kendine hakim ol
snap out of it
kendine hakim olamama
incontinence
kendine hakim olamayan
ungoverned
kendine hakim olamayan
unruled
kendine hakim olan
self-contained
kendine hakim olma
self control
kendine hakim olma
self restraint
kendine hakim olma
poise
kendine hakim olma
sangfroid
kendine hakim olma
self command
kendine hakim olma
self-possession
kendine hakim olmak
get hold of oneself
kendine hakim olmak
be in possession of oneself
kendine hakim olmak
possess oneself
kendine hayranlık
self love
kendine hayranlık
narcissism
kendine hayranlık
egomania
kendine hayranlık
egotism
kendine hâkim
self-possessed
kendine hâkim olmak
control oneself
kendine hâkim olmak
to simmer down
kendine hâkimiyet
self-control
kendine iyi bakmak
do oneself well
kendine iyi bakmak
do oneself proud
kendine iş edinmek
(deyim) make a study of something
kendine iş edinmek
(deyim) make one's business
kendine işkence
self torture
kendine işkence
self torment
kendine kıyak yapmak
permit oneself smth
kendine mal etmek
to appropriate
kendine mâletme
seizin
kendine mâletme
seisin
kendine mâletme
appropriation
kendine mâletme
arrogation
kendine mâletmek
appropriate
kendine mâletmek
commandeer
kendine mâletmek
embezzle
kendine mâletmek
arrogate to oneself
kendine saklamak
keep in one's bosom
kendine saygı
self respect
kendine saygısı olmak
do oneself proud
kendine saygısı olmak
respect oneself
kendine sağlamak
sew up
kendine söz vermek
pledge oneself
kendine toz kondurmamak
think no small of oneself
kendine yedirememek
to be unable to bring oneself to
kendine yeten
self sufficient
kendine yeten
(Hukuk) self-sufficient
kendine yeterlik
(Hukuk) self sufficiency
kendine yetme
self-sufficiency
kendine yol açmak
worm one's way
kendine yükleme
self-attribution
kendine ziyafet çekmek
regale oneself on
kendine çeki düzen vermek
straight oneself up
kendine çeki düzen vermek
preen
kendine çeki düzen vermek
1. to tidy oneself up. 2. to put one's life and affairs in order
kendine çeki düzen vermek
primp
kendine çeki düzen vermek
spruce oneself up
kendine çeki düzen vermek
freshen up
kendine çeki düzen vermek
tidy oneself up
kendine çeki düzen vermek
tidy up
kendine çevirmek
introvert
kendine çok güvenen
overconfident

Tom was overconfident. - Tom kendine çok güvenendi.

kendine çok güvenen
self assertive
kendine çok güvenen
assertive
kendine çok güvenen
presuming
kendine çok güvenen
presumptuous
kendine çok güvenme
assurance
kendine özen göstermek
look after oneself
kendine özgü
(Hukuk) sui generis
kendine özgü
unique
English - English

Definition of kendine in English English dictionary

kendi
A container of Asian derivation, usually handleless, used to hold liquid with a broad opening on top for inserting liquid and usually only one spout for pouring
Turkish - Turkish

Definition of kendine in Turkish Turkish dictionary

kendine müslüman
İslâm dininin paylaşmak ve yardımlaşmaya verdiği önemi gözardı ederek sadece kendi menfaatini gözeten müslüman tipi
kendine müslüman
Bencil, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden

Usta sen hep kendine müslüman yaşıyorsun.

kendine has
Kendine özgü
kendine mahsus
Kendine özgü
kendine özgü
Bir kimse veya şeye özgü olan, kendine mahsus, kendine has
kendi kendine
Başkasının yardımı ve ortaklığı olmadan
kendi kendine
Kendisine

Kendisine Fransızca öğretti. - Kendi kendine Fransızca öğrendi.

kendi kendine
Yalnız başına
kendi kendine
Kimseye danışmaksızın; kimseyle ilgisi, ilişkisi olmadan
kendi kendine
Kendiliğinden
kendi
İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarar: "Kendi ülkemizde kendimizi yok edeceklerdi."- R. E. Ünaydın
kendi
Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatır
kendi
Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirtir: "Kendi yapacağı işi bırakır, âleme öğüt vermeye kalkar."- B. Felek. "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılır
kendi
Kişisel: "Bizim için ölüm, yani kendi dünyamızın ölümü kâinatın en mühim hadisesidir."- A. Ş. Hisar
Kendine çekmek
celp etmek
kendi
Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirtir
kendi
İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarar
kendi
"Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılır
kendi
İyelik eki almış bulunan isimlerden önce eksiz olarak iyelik düşüncesini pekiştirir, kişisel