kendi

listen to the pronunciation of kendi
Turkish - English
own

This is a picture of her own painting. - Bu, onun kendi çizimi olan bir resimdir.

I saw it with my own eyes. - Onu kendi gözlerimle gördüm.

self

Tom doesn't seem to have any self-confidence. - Tom kendine güveni var gibi görünmüyor.

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

respective

Both Fadil and Layla continued to climb their respective career ladders. - Hem Fadıl hem de Leyla, kendi kariyer merdivenlerini tırmanmaya devam ettiler.

Tom and Mary spoke in their respective languages. - Tom ve Mary kendi dillerinde konuştu.

him

He gathered his children around him. - O, çocuklarını kendi etrafına topladı.

He taught himself French. - Kendisine Fransızca öğretti.

herself

She wears high heels to make herself look taller. - O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.

She soon adjusted herself to village life. - Kısa sürede kendini köy hayatına alıştırdı.

oneself

It's very difficult to know oneself. - Kendini bilmek çok zordur.

It is more difficult to defend oneself than to defend someone else. Those who doubt it may look at lawyers. - Kendini savunmak başka birini savunmaktan daha zordur. Şüphe edenler avukatlarına bakabilirler.

auto

Tom was signing autographs in front of the theater. - Tom tiyatronun önünde kendi el yazısıyla imza atıyordu.

In the automotive industry of the 1970's, Japan beat the U.S. at its own game. - 1970'lerin otomotiv endüstrisinde Japonya kendi oyununda ABD'yi yendi.

himself

He said NO to himself. He said YES aloud. - Kendisine HAYIR dedi. Yüksek sesle EVET dedi.

He taught himself French. - Kendisine Fransızca öğretti.

its

No definition of poetry is adequate unless it be poetry itself. - Onun kendisi şiir olmadıkça, şiirle ilgili hiçbir tanım yeterli değildir.

The candle went out by itself. - Mum kendiliğinden söndü.

of one's own
itself

No definition of poetry is adequate unless it be poetry itself. - Onun kendisi şiir olmadıkça, şiirle ilgili hiçbir tanım yeterli değildir.

If it were not for books, each generation would have to rediscover for itself the truths of the past. - Kitaplar olmasaydı, her nesil kendisi için geçmişin gerçeklerini yeniden keşfetmek zorunda kalacaktı.

her

I showed her my room. - Ona kendi odamı gösterdim.

Yumi went there by herself. - Yumi oraya kendi gitti.

auto-
personally
he; she
self; own; in person
self, oneself
{s} simple

First of all, please do a simple self-introduction. - Her şeyden önce, lütfen basit bir kendini tanıtım yap.

Worse than a simple fool is a fool believing himself intelligent. - Kendini zeki sanan bir aptal, basit bir aptaldan daha kötüdür.

several

Tom speaks several languages fluently, but for his job, he only translates into his native language. - Tom birkaç dili akıcı olarak konuşur fakat onun işi gereği, o sadece kendi ana diline çeviri yapar.

John helped himself to several pieces of pie without asking. - John sormadan birkaç adet pastayı kendisi aldı.

my own

From my own experience, illness often comes from sleeplessness. - Benim kendi deneyimlerinden, hastalık çoğunlukla uykusuzluktan kaynaklanıyor.

This is a picture of my own painting. - Bu kendi yaptığım bir resimdir.

pwn
one's own
to own

I hope to own my own house someday. - Bir gün kendi evime sahip olmayı umuyorum.

his own
eigen
he
kendi kendine
by herself

I didn't tell her. She found out by herself. - Ona söylemedim. O kendi kendine öğrendi.

kendi kendine
by himself
kendi kendine
on one's own
kendi kendine
by itself

The machine works by itself. - Makine kendi kendine çalışır.

You have only to stand in front of the door. It will open by itself. - Sen sadece kapının önünde durmak zorundasın. O kendi kendine açılacak.

kendi kendine
by oneself
kendi bahçesinde yetişen
homegrown
kendi isteğiyle
voluntarily

Tom didn't sign the confession voluntarily. - Tom itirafı kendi isteğiyle imzalamadı.

kendi kendime
on my own

I finished the job on my own. - İşi kendi kendime bitirdim.

kendi kendime
by myself

I'm never happier than when I'm by myself. - Kendi kendime olmanın mutluluğu başka hiçbir şeyde yok.

I cannot go up the stairs by myself. I'm old and I need an elevator. - Kendi kendime merdivenlerden yukarı çıkamam. Ben yaşlıyım ve bir asansöre ihtiyacım var.

kendi kendime
to myself

Sometimes I am an enigma to myself. - Bazen kendi kendime anlaşılmaz oluyorum.

I said to myself, That's a good idea. - Kendi kendime Bu iyi bir fikir. dedim.

kendi kendine yeten
self-contained
kendi kendini imha etmek
destruct
kendi suyunda pişirmek
stew
kendi halinde
simple
kendi halinde
composed
kendi içinde
in itself

Playing cards is not in itself harmful. - İskambil oynamak kendi içinde zararlı değildir.

This substance is not poisonous in itself. - Bu madde kendi içinde zehirli değildir.

kendi kendime
on my own hook
kendi kendine
on your own
kendi kendine
on one's own hook
kendi kendine
oneself
kendi kendine abartma
self-aggrandizement
kendi kendine acıma
self-pity
kendi kendine işleyen
(Askeri) self acting
kendi kendine kalmış
on his own
kendi kendine konuşmak
huddle with oneself
kendi kendine konuşmak
soliloquize
kendi kendine konuşmak
speak aside
kendi kendine konuşmak
talk to oneself
kendi kendine olan
self inflicted
kendi kendine psikanaliz
(Pisikoloji, Ruhbilim) self-analysis
kendi kendine sönen
self-extinguishing
kendi kendine söylenmek
murmur
kendi kendine temizleme
(Çevre) self purification
kendi kendine yapabilir
self-efficacy
kendi kendine yardım
self-help
kendi kendine yardım
self help
kendi kendine yeten
self contained
kendi kendine yeten
complacent
kendi kendine yeterli
(Askeri) self-contained
kendi kendine yetme
self help
kendi kendine öğrenme
self learning
Kendi düşen ağlamaz
(Atasözü) As you make your bed, you'll lie on it
kendi ayakları üzerinden durmak
(deyim) Stand on one's own (two) feet, stand on one's own bottom
kendi bildiğini okumak
own way to
kendi biten, kendi kendine yetişen bitki
own ends, self-grown plant
kendi imkanlarıyla
through/with one's own meansin one's own capacity
kendi isteğiyle
of one's own accord
kendi kendine
By oneself, on one's own
kendi kendine sormak
to ask himself
kendi ne
what their
kendi seçimi
self selected
kendi yerine geçilen kimse
Nobody can replace their
kendi yerine hacca gidilmiş olan
Go to his place of pilgrimage that have been
kendi üstüne dökmek
pour on to his
kendi adına
(Hukuk) on its behalf
kendi adına
on one's own
kendi adına konuşmak
speak for oneself
kendi alanına gelmek
come into one's own
kendi aleminde yaşamak
to live in one's own world
kendi ayakları üzerinde durmak
stand on one's own legs
kendi başına
1. of one's own accord. 2. without anyone's help, single-handedly
kendi başına
by himself
kendi başına
on one's tod
kendi başına
by one's own
kendi başına
on one's own, by himself
kendi bildiğini okumak
to get one's own way, to have one's own way
kendi bildiğini okuyan
bullheaded
kendi derdine düşmek
to be preoccupied with one's own troubles
kendi derdine düşmek
to be completely taken up with one's own troubles
kendi dinine çevirmek
proselytize
kendi dünyasında yaşamak
to live in a world of one's own
kendi ekmeği ile oynamak
quarrel with one's bread and butter
kendi el yazısı
autograph

Tom was signing autographs in front of the theater. - Tom tiyatronun önünde kendi el yazısıyla imza atıyordu.

kendi eliyle
with one's own hand
kendi eliyle
himself, with his own hand
kendi eliyle atarak (imza)
autographically
kendi etrafında dönmek
whirl about
kendi etrafında dönmek
whirl round
kendi eviniz gibi bulun
Make yourself at home
kendi gelen
that comes one's way by chance
kendi geçimini sağlayan
independent
kendi geçimini sağlayan kimse
man of independent means
kendi geçimini sağlayan kimse
independent gentleman
kendi göbeğini kendi kesmek
pull oneself up by one's own bootstraps
kendi göbeğini kendi kesmek
(Konuşma Dili) to do it all on one's own, do it without getting help from anybody
kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür
(Konuşma Dili) He doesn't see the beam in his own eye, but he sees the mote in the eye of another person
kendi gözüyle
with one's own eyes
kendi gözüyle görmek
be an eyewitness
kendi gırtlağını kesmek
cut one's own throat
kendi hakkında
of oneself
kendi halinde
placid
kendi halinde
unobtrusive
kendi halinde
simple-hearted
kendi halinde
harmless, quiet
kendi halinde insanlar
simple folks
kendi halindelik
philosophy
kendi halinden memnun
self complacent
kendi haline bırakmak
let be
kendi haline bırakmak
leave alone
kendi haline bırakmak
let it ride
kendi haline bırakmak
let smth. ride
kendi haline bırakmak
to leave (someone) to his own devices; to let (a thing) take care of itself
kendi haline bırakılmış
adrift
kendi haline kalmak
be all adrift
kendi havasına gitmek/ havasında olmak
to do what strikes one's fancy
kendi havasında olmak
to do what one feel likes doing
kendi hayat hikâyesi
autobiography
kendi hesabına
on one's own
kendi hesabına
on one's tod
kendi hesabına
on one's own account
kendi ihtiyacını kendi üreten
self supplier
kendi iradesiyle
of one's own volition
kendi isteğiyle
willingly
kendi içine çevirmek
introvert
kendi işinde yenmek
out herod
kendi işine bak
mind your own business
kendi işini kendi gören kimse
do it yourselfer
kendi işini kendi görmek
to paddle one's own canoe
kendi işini kendi görmek
pull oneself up by one's own bootstraps
kendi işini kendin gör
do it yourself or go without
kendi kaderini kendi çizmek
(deyim) be the captain of one's soul
kendi kazdığı kuyuya düşmek
be hoist with one's own petard
kendi kazdığı kuyuya düşmek
hoist with one's own petard
kendi kazdığı kuyuya kendi düşmek
to be hoist with one's own petard
kendi kendine
1. on one's own responsibility; of one's own accord. 2. alone, by oneself, without help. 3. to oneself. 4. theat. as an aside
kendi kendine
a) by oneself, on one's own b) automatically
kendi kendine
aside
kendi kendine akabilen
self flowable
kendi kendine algılama
self-perceiving
kendi kendine algılayan
self-perceiving
kendi kendine algılayış
self-perceiving
kendi kendine anlamak
self understand
kendi kendine başarıya ulaşmış
self-made
kendi kendine bulmak
(deyim) find oneself in
kendi kendine devam eden
self-sustaining
kendi kendine devam eden
self sustaining
kendi kendine doyan
self saturating
kendi kendine durma
(Çevre) coastdown
kendi kendine döllenme
(açmayan çiçekte) cleistogamic
kendi kendine döllenme
self pollination
kendi kendine döllenme
self-pollination
kendi kendine enerjilenme
(Otomotiv) self-energizing
kendi kendine gelin güvey olmak
to count one's chickens before they're hatched, build castles in Spain
kendi kendine gerçekleştirme
self realization
kendi kendine giden
drive yourself
kendi kendine gitmek
coasting
kendi kendine gülme
chuckle
kendi kendine gülmek
chuckle
kendi kendine hareket edemeyen uçak
(Askeri) non-self deployment aircraft
kendi kendine hareket eden
(Askeri) self-sustained
kendi kendine havalanma
self aeration
kendi kendine hipnoz
(Pisikoloji, Ruhbilim) autohypnosis
kendi kendine hizmet eden
self serving
kendi kendine hızlanan
self-accelerating
kendi kendine ilk yardım
(Askeri) self aid
kendi kendine kapanan
self closing
kendi kendine karar veren
self determining
kendi kendine konuşma
soliloquy
kendi kendine kuruma
(Madencilik) self-desiccation
kendi kendine kıkırdayarak
chucklingly
kendi kendine merkezleme
(Otomotiv) self centering
kendi kendine merkezleme
(Otomotiv) self-centring
kendi kendine olan
self-inflicted
kendi kendine olan
automatic
kendi kendine oluşmuş
self-created
kendi kendine oral seks yapma
autofellatio
kendi kendine patlağını kapatan
(lâstik) self-sealing
kendi kendine sertlik verme
self-annealing
kendi kendine söylenen sözler
aside
kendi kendine söz vermek
pledge oneself
kendi kendine tahliye
self discharging
kendi kendine tapma
self-worship
kendi kendine tasfiye
(Ticaret) self liquidation
kendi kendine tekrarlamak
soliloquize
kendi kendine telkin
self-command
kendi kendine telkin
autosuggestibility
kendi kendine telkin
self suggestion
kendi kendine telkin
autosuggestion
kendi kendine test çıkışı
self test output
kendi kendine tozlaşma
autogamy
kendi kendine tutuşma
self ignition
kendi kendine uyanış
self-awakening
kendi kendine uygulayan
self executing
kendi kendine yerleşen
(İnşaat) self consolidating
kendi kendine yeten
self-supporting
kendi kendine yeten millet
(Politika, Siyaset) self sufficient nation
kendi kendine yeten ülke
(Kanun) autarky
kendi kendine yeterli olma
(Ticaret) self-sufficiency
kendi kendine yetmek
be thrown upon one's own resources
kendi kendine yetmek
become self-sufficient
kendi kendine yetmek
be thrown upon oneself
kendi kendine yüklenen
self-loading
kendi kendine zarar veren
self destructive
kendi kendine zarar verme
self-destruction
English - English
A container of Asian derivation, usually handleless, used to hold liquid with a broad opening on top for inserting liquid and usually only one spout for pouring
Turkish - Turkish
Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirtir: "Kendi yapacağı işi bırakır, âleme öğüt vermeye kalkar."- B. Felek. "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılır
Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatır
İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarar: "Kendi ülkemizde kendimizi yok edeceklerdi."- R. E. Ünaydın
Kişisel: "Bizim için ölüm, yani kendi dünyamızın ölümü kâinatın en mühim hadisesidir."- A. Ş. Hisar
İyelik eki almış bulunan isimlerden önce eksiz olarak iyelik düşüncesini pekiştirir, kişisel
Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirtir
"Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılır
İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarar
kendi başına
Başkasının payı veya yardımı olmaksızın
kendi başına
Kimseye sormadan
kendi halinde
Hiçbir şeye karışmayan, sessiz
kendi kendine
Yalnız başına
kendi kendine
Başkasının yardımı ve ortaklığı olmadan
kendi kendine
Kendiliğinden
kendi kendine
Kendisine

Kendisine Fransızca öğretti. - Kendi kendine Fransızca öğrendi.

kendi kendine
Kimseye danışmaksızın; kimseyle ilgisi, ilişkisi olmadan
kendi
Favorites