ifadesiz

listen to the pronunciation of ifadesiz
Turkish - English
blank

Tom's face suddenly went blank. - Tom'un yüzü aniden ifadesizleşti.

expressionless

Her face is always expressionless. - Onun yüzü her zaman ifadesiz.

vacant
inexpressive
straight faced
unmarked
vacuous
dead pan
unmeaning
deadpan, expressionless
toneless
sphinxlike
in repose
unexpressive
ifade
statement

Kathleen's statements turned out to be true. - Kathleen'in ifadelerinin gerçek olduğu çıktı.

She acknowledged that my statement was true. - O, benim ifademin gerçek olduğunu kabul etti.

ifade
expression

Tom watched them hurry through the doors, a disagreeable expression on his face. - Tom, yüzünde tatsız bir ifade, onların kapılardan acele ile girişini izledi.

He looked at me with a strange expression. - Bana garip bir ifadeyle baktı.

ifadesiz bakış
a blank look
ifadesiz surat
poker face
ifadesiz yüz
dead pan
ifade
expression; expression, look; statement, evidence, deposition, testimony
ifade
{i} term
ifade
{i} utterance
ifade
{i} phrase

Look up the phrase in your dictionary. - İfadeye sözlüğünüzden bakın.

He explained the literal meaning of the phrase. - O, ifadenin tam anlamını açıkladı.

ifade
(Kanun) plea

Express yourself as you please! - İstediğiniz gibi kendinizi ifade edin.

I'm not sure I know what you're getting at. Please express it differently if you can. - Ne ima ettiğini bildiğimden emin değilim. Lütfen mümkünse onu farklı biçimde ifade et.

ifade
connotation
ifade
expo
ifade
(Kanun) assertion
ifade
affirmation
ifade
dixit
ifade
testimony

Layla's conflicting testimony confused the court. - Leyla'nın çelişkili ifadesi mahkemeyi şaşırttı.

Layla's testimony shocked the court. - Leyla'nın ifadesi mahkemeyi şok etti.

ifade
mention
ifade
wording

I admit, my wording is a bit direct. - İfademin biraz doğrudan olduğunu itiraf ediyorum.

I have to think about it. I'll try to find another wording. - Düşünmek zorundayım. Başka bir ifade tarzı bulmayı deneyeceğim.

ifade
expressional
ifade
strain
ifade
evidence

The evidence corresponds to his previous statement. - Kanıt, bir önceki ifadeye karşılık gelir.

ifade
sign

Expressing your feelings is not a sign of weakness. - Duygularını ifade etmek, zayıflık belirtisi değildir.

Men sometimes perceive expressing emotions as a sign of weakness. - Erkekler duyguları ifade etmeyi bazen bir zayıflık işareti olarak algılarlar.

güzel ama ifadesiz yüzlü kimse
wax doll
ifade
{i} locution
ifade
slang affair, business
ifade
enunciation
ifade
deposition
ifade
recital of fact
ifade
voice

There was a scornful note in his voice. - Sesinde küçümseyen bir ifade vardı.

ifade
{i} recital
ifade
{i} denotation
ifade
proposition
ifade
note

There was a scornful note in his voice. - Sesinde küçümseyen bir ifade vardı.

ifade
import

I cannot express enough the importance of grammatical accuracy. - Gramer doğruluğunun önemini yeterince ifade edemem.

Sami's testimony was extremely important. - Sami'nin ifadesi son derece önemliydi.

ifade
law testimony; deposition
ifade
declaration
ifade
signification
ifade
(facial) expression
ifade
expression, way of expressing oneself; way of speaking; way of writing
ifade
embodiment
ifade
what someone says: Münci'nin ifadesine göre evde kimse yoktu. According to Münci, no one was in the house
Turkish - Turkish

Definition of ifadesiz in Turkish Turkish dictionary

ifade
Mahkemede tanık ve sanıkların olay hakkında sözlü açıklamaları
ifade
Mahkemede tanık ve sanıkların olay hakkında sözlü açıklamaları: "Onun ifadesini henüz dosyada görmedim."- A. İlhan
ifade
Anlatım
ifade
Deyiş
ifade
Bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin bütünü: "Sakalı yeni çıkmış yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu."- S. F. Abasıyanık
ifade
Dışa vurum
ifade
Deyiş: "Not ettiklerimi bir ağzın ifadesi şekline sokarak size okutacağım."- S. M. Alus
ifade
Bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin bütünü
ifâde
(Osmanlı Dönemi) ifâdenin güzelliği
İFADE
(Osmanlı Dönemi) Anlatmak. Söylemek
İFADE
(Osmanlı Dönemi) Fayda vermek, fayda tutmak
ifadesiz
Favorites