içten

listen to the pronunciation of içten
Turkish - English

Definition of içten in Turkish English dictionary

iç
interior

She has aspirations to become an interior decorator. - Onun iç dekaratör olma özlemleri var.

He studied interior decoration. - O, iç dekorasyon eğitimi aldı.

iç
{s} domestic

The Government's domestic policy was announced. - Hükümetin iç politikası açıklandı.

I prefer to buy domestic rather than foreign products. - Yabancı ürünler yerine yerli ürünler almayı için tercih ederim.

<span class="word-self">içtenspan>
candid
iç
inner

Jupiter has four inner satellies: Metis, Adrastea, Amalthea, and Thebe. Their orbits are very close to the planet. - Jüpiterin dört iç uydusu vardır: Metis, Adrastea, Amalthea ve Thebe. Onların uyduları gezegene çok yakındır.

I had my wallet stolen from my inner pocket. - İç cebimden cüzdanımı çaldırdım.

<span class="word-self">içtenspan>
sincere

He is usually straightforward and sincere and thereby gains the confidence of those who meet him. - O genellikle doğru sözlü ve içten ve bu sebeple onunla tanışanların güvenini kazanır.

At first, he sounded very sincere. - İlk başta, o çok içten görünüyordu.

iç
{s} internal

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

Tom is bleeding internally. - Tom'un iç kanaması var.

<span class="word-self">içtenspan>
frank
iç
{i} inside

There are two zombies inside my house. - Evimin içinde iki tane zombi var.

Outside of a dog, a book is man's best friend. Inside of a dog, it's too dark to read. - Bir köpeğin dışında, bir kitap insanın en iyi arkadaşıdır. Bir köpeğin içinde, okumak için çok karanlıktır.

iç
intrinsic
<span class="word-self">içtenspan>
{s} familiar

On the one hand he is kind to everyone, but on the other hand he never behaves with too much familiarity. - Bir taraftan o herkese naziktir fakat diğer taraftan çok fazla içtenlikle davranmaz.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} internal

Internal combustion engines burn a mixture of fuel and air. - İçten yanmalı motorlar, yakıt ve hava karışımını yakarlar.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} interior
iç
interrior
<span class="word-self">içtenspan>
profoundly
<span class="word-self">içtenspan>
deeply

I deeply appreciate your advice and kindness. - Tavsiyen ve nezaketin için içten minnettarım.

I love him more deeply than any other man. - Ben onu herhangi başka adamdan daha içten seviyorum.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} honest

I honestly think it's better to be a failure at something you love than to be a success at something you hate. - Nefret ettiğin bir şeyde başarılı olmaktansa sevdiğin bir şeyde başarısız olmanın daha iyi olduğunu içtenlikle düşünüyorum.

<span class="word-self">içtenspan>
sincerely

I sincerely hope not. - Ben içtenlikle ummuyorum.

I sincerely hope that you will soon recover from your illness. - İçtenlikle umuyorum ki yakında hastalığından iyileşeceksin.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} genuine
iç
interior equipment
iç
offal
iç
internus
iç
intestines
iç
stomach

They took Tom to the hospital to have his stomach pumped because he ate something poisonous. - Zehirli bir şey yediği için, onlar Tom'u midesini pompalatmak için hastaneye götürdüler.

You shouldn't drink on an empty stomach. - Boş bir mideyle içki içmemelisin.

iç
indoor

I stayed indoors because it rained. - Yağmur yağdığı için evde kaldım.

Keep the kids indoors. - Çocukları içeride tutun.

<span class="word-self">içtenspan>
outright
<span class="word-self">içtenspan>
(deyim) from the bottom of one's heart
<span class="word-self">içtenspan>
expansive
<span class="word-self">içtenspan>
chummy
<span class="word-self">içtenspan>
outspoken
<span class="word-self">içtenspan>
kind

On the one hand he is kind to everyone, but on the other hand he never behaves with too much familiarity. - Bir taraftan o herkese naziktir fakat diğer taraftan çok fazla içtenlikle davranmaz.

I deeply appreciate your advice and kindness. - Tavsiyen ve nezaketin için içten minnettarım.

<span class="word-self">içtenspan>
from the inside
iç
{f} swig

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

iç
in
iç
knock back
iç
{i} within

I will answer within three days. - Üç gün içinde cevap vereceğim.

She will be back within a week. - O bir hafta içinde geri dönecek.

iç
endo-
iç
intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

iç
inland
iç
{f} drink

I'll buy you a drink. - Sana bir içecek ısmarlayacağım.

Do you have alcohol-free drinks? - Alkolsüz içecekleriniz var mı ?

iç
quaff
iç
{f} drinking

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

Drinking much is dangerous. - Çok fazla içmek tehlikelidir.

iç
drank

To make up for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than he should have. - Hastanedeki kötü deneyimlerini telafi etmek için, Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

<span class="word-self">içtenspan>
heartfelt

Peter sent heartfelt wishes to his parents. - Peter anne ve babasına içten dileklerini iletti.

Where did you acquire your deepest, most heartfelt beliefs? - Sen en derin, en içten inançlarını nerede edindin?

<span class="word-self">içtenspan>
authentic
<span class="word-self">içtenspan>
warm

She extended a warm welcome to them. - Onları çok içten bir biçimde karşıladı.

He embraced his son warmly. - O, oğlunu içtenlikle kucakladı.

<span class="word-self">içtenspan>
inly
<span class="word-self">içtenspan>
inboard
<span class="word-self">içtenspan>
hearty

They gave us a hearty welcome when we arrived. - Vardığımızda bizi içten karşıladılar.

The whole town accorded a hearty welcome to the visitor. - Bütün kasaba ziyaretçiye içten bir karşılama yaptı.

<span class="word-self">içtenspan>
affable
<span class="word-self">içtenspan>
free
<span class="word-self">içtenspan>
cordial

They greeted each other cordially. - Birbirlerini içtenlikle selamladılar.

<span class="word-self">içtenspan>
artless
<span class="word-self">içtenspan>
deep

She bowed deeply to me. - O beni içten selamladı.

Tom looked deep into Mary's eyes. - Tom Mary'nin gözlerine içten baktı.

<span class="word-self">içtenspan>
friendly
<span class="word-self">içtenspan>
internally
<span class="word-self">içtenspan>
devout
<span class="word-self">içtenspan>
unreserved
<span class="word-self">içtenspan>
openhearted
<span class="word-self">içtenspan>
true

True beauty comes from within. - Gerçek güzellik içten gelir.

<span class="word-self">içtenspan>
heart-to-heart
<span class="word-self">içtenspan>
on the level
<span class="word-self">içtenspan>
simple
iç
stuffing
iç
bowels
<span class="word-self">içtenspan>
gut
<span class="word-self">içtenspan>
heartiest
<span class="word-self">içtenspan>
internality
<span class="word-self">içtenspan>
heartedly
iç
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
iç
the interior, the inside, the inner part or surface
iç
domestic, internal (as opposed to foreign)
iç
core
iç
inward

You need to look inward. - İçeriye bakman gerek.

A ghost is an outward and visible sign of an inward fear. - Bir hayalet içe dönük bir korkunun dışa dönük ve görünür işaretidir.

iç
intestine
iç
inland (as opposed to coastal)
iç
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
iç
inner, inside; interior; internal
iç
guts

Tom doesn't have the guts to do that. - Tom'un onu yapmak için cesareti yok.

No one seems to have the guts to do that anymore. - Artık hiç kimsenin onu yapmak için cesareti var gibi görünmüyor.

iç
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
iç
insides, innards (internal organs of a person or animal)
iç
inlying
iç
civil

Davis did not want civil war. - Davis, iç savaş istemiyordu.

There was a danger of civil war. - Bir iç savaş tehlikesi vardı.

iç
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
iç
refill

Tom grabbed his mug and walked into the kitchen to get a refill. - Tom kupasını aldı ve yeniden doldurmak için mutfağa gitti.

Tom held out his cup for a refill. - Tom yeniden doldurulması için fincanını uzattı.

iç
(Hukuk) domestic, inner, internal
iç
inside , internal , intrinsic
iç
endo
iç
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

iç
biennial
iç
knockback
iç
entrails
iç
inset
iç
breast

2005 was a bad year for music sector. Because Kylie Minogue caught breast cancer. - 2005, müzik sektörü için kötü bir yıldı. Çünkü Kylie Minogue meme kanserine yakalandı.

I'd like to have a test for breast cancer. - Göğüs kanseri için bir test yaptırmak istiyorum.

iç
juvenilia
iç
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

<span class="word-self">içtenspan>
sincere, candid, frank, outspoken, openhearted, friendly, affable; true, unaffected, cordial, warm, heartfelt, hearty, devout; from within, from the inside
<span class="word-self">içtenspan>
heart to heart
<span class="word-self">içtenspan>
truly

I sincerely, truly believe that. - İçtenlikle, gerçekten ona inanıyorum.

<span class="word-self">içtenspan>
sincerely, unfeignedly
<span class="word-self">içtenspan>
honest to god
<span class="word-self">içtenspan>
earnest
<span class="word-self">içtenspan>
bona fide
<span class="word-self">içtenspan>
forthright
<span class="word-self">içtenspan>
bluff
<span class="word-self">içtenspan>
hail fellow well met
<span class="word-self">içtenspan>
inwardly
<span class="word-self">içtenspan>
childlike
<span class="word-self">içtenspan>
faithful
<span class="word-self">içtenspan>
kindly
<span class="word-self">içtenspan>
heart whole
<span class="word-self">içtenspan>
sincere, heartfelt, unfeigned
<span class="word-self">içtenspan>
from within: Onları içten yıkacağız. We are going to destroy them from within
<span class="word-self">içtenspan>
honest to goodness
<span class="word-self">içtenspan>
{s} unfeigned
<span class="word-self">içtenspan>
earnest(1)
<span class="word-self">içtenspan>
{s} undesigning
<span class="word-self">içtenspan>
{s} ingenuous
<span class="word-self">içtenspan>
true hearted
<span class="word-self">içtenspan>
heartwarming
<span class="word-self">içtenspan>
{s} open
<span class="word-self">içtenspan>
willing
<span class="word-self">içtenspan>
open armed
<span class="word-self">içtenspan>
sidesplitting
<span class="word-self">içtenspan>
{s} unaffected
<span class="word-self">içtenspan>
whole hearted
<span class="word-self">içtenspan>
wholehearted
<span class="word-self">içtenspan>
open hearted
<span class="word-self">içtenspan>
{s} truthful
Turkish - Turkish

Definition of içten in Turkish Turkish dictionary

iç
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
iç
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
iç
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
iç
Harem dairesi
iç
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
iç
Muhteva

Portakallar yüksek vitamin muhtevasına sahiptir. - Portakalların yüksek vitamin içeriği vardır.

Şayet bir şeyi anlamıyorsanız, onun muhtevasının farkında olmamanızdandır. - Eğer bir şeyi anlamıyorsanız, onun içeriğinin farkında olmamanızdandır.

iç
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
iç
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
iç
Mide, bağırsak, karın
iç
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
iç
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
iç
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
iç
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
iç
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
iç
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
iç
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
iç
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
iç
Ten ile dış giysiler arası
iç
derun
<span class="word-self">içtenspan>
Samimi
<span class="word-self">içtenspan>
En önemli, can alıcı noktadan
<span class="word-self">içtenspan>
Yürekten, candan, samimi davranarak: "Yumuşak ve içten sürdürdü konuşmasını."- T. Buğra
<span class="word-self">içtenspan>
Yürekten, candan, samimî (davranarak)
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR
İçten
derinden