hoşlanmak

listen to the pronunciation of hoşlanmak
Turkish - English
like
enjoy
to like, be pleased with; to enjoy
relish
delight
be attracted
take to
affect
fancy
have a liking for smb
be taken with
be taken by
be pleased with
to like, to enjoy, to go for sb/sth, to care for sb, to relish
care
take a fancy to
click
be partial to
dig
cotton to
bask
rejoice in
be fond of
savour
take kindly to
care for
go for
fancy to
rejoice
take a shine to smb
hoşlanma
{i} liking

I cannot help liking him in spite of his many faults. - Çok sayıda hatasına rağmen ondan hoşlanmamak elimde değil.

Just saying you don't like fish because of the bones is not really a good reason for not liking fish. - Kemiklerin balıklardan hoşlanmamak için gerçekten iyi bir neden olmadığından dolayı sadece balıklardan hoşlanmadığını söylüyorsun.

hoşlanma
{i} enjoying
hoşlan
enjoy

Felicja enjoys watching TV. - Felicja, TV izlemekten hoşlanır.

Most young adults enjoy going out at night. - Çoğu genç yetişkin geceleyin dışarı çıkmaktan hoşlanır.

hoşlanma
fancy

Somehow I have taken a fancy to that girl. - Her nedense o kızdan hoşlanmaya başladım.

hoşlanma
enjoyment
birinden hoşlanmak
take a shine to
hoşlanma
enjoy

Tom didn't enjoy the concert at all. - Tom konserden hiç hoşlanmadı.

I'm surprised that Beth didn't enjoy her time at the farm. - Beth'in çiftlikteki zamanından hoşlanmadığına şaşırdım.

hoşlan
care for

I don't care for sports. - Sporlardan hoşlanmam.

I do not much care for this kind of drink. - Bu tür içkiden fazla hoşlanmam.

hoşlan
{f} liking

Just saying you don't like fish because of the bones is not really a good reason for not liking fish. - Kemiklerin balıklardan hoşlanmamak için gerçekten iyi bir neden olmadığından dolayı sadece balıklardan hoşlanmadığını söylüyorsun.

I cannot help liking him in spite of his many faults. - Çok sayıda hatasına rağmen ondan hoşlanmamak elimde değil.

hoşlanma
bond
hoşlanma
dislike

I disliked the idea of the necessary call, but it had to be done. - Gerekli arama fikrinden hoşlanmadım, fakat o yapılmalıydı.

He is such a bad person that everybody dislikes him. - O kadar kötü birisi ki kimse ondan hoşlanmaz.

hoşlanma
zest
hoşlanma
{i} delectation
resmiyetten hoşlanmak
stand on ceremony
Turkish - Turkish
Hoşuna gitmek, hoş bulmak, sevmek: "Bilirsiniz ki ben, politika işlerinden hiç hoşlanmam."- B. Felek
Hoşuna gitmek, hoş bulmak, sevmek
(Osmanlı Dönemi) TEVECCÜH
hazzetmek
Hoşlanma
hazzetme
hoşlanma
Hoşlanmak işi
hoşlanmak
Favorites