bolluk

listen to the pronunciation of bolluk
Turkish - English
wideness
abundance

In times of abundance, remember the times of famine. - Bolluk zamanlarında kıtlık zamanlarını hatırla.

She lives in abundance. - Bolluk içinde yaşıyor.

wealth
plenitude
exuberance
depth
redundancy
plentitude
(İnşaat) float
abundancy
lushness
surplus
lashings
fullness
(Hukuk) plenty, abundance, prosperity
looseness
abundance, plenty
plenty
fleshpots
exuberancy
plenty, abundance, amplitude, profusion, opulence
affluence
effusiveness
effusion
copiousness
stores
fleshpot
plentifulness
amplitude
ampleness
glut
cornucopia
fulness
wideness, looseness
bonanza
flood
{i} luxuriancy
{i} largeness
oodles
store
luxuriance
plenteousness
stack
bounteousness
profusion
prodigality
opulence
{i} rankness
{i} prolificacy
horn of plenty
overflowing
plentiful
{i} plethora
{i} prolificness
{i} profuseness
{i} prosperity
{i} superfluity
{i} handsomeness
{i} richness
bol
{s} abundant

Australia is abundant in minerals. - Avustralya'da mineraller bol miktarda bulunur.

Alpine flowers are abundant there. - Alp çiçekleri burada boldur.

bol
ample

Why do you keep saying there's ample time? - Niçin bol zaman olduğunu söylemeyi sürdürüyorsun?

We have ample time to catch our train. - Trenimizi yakalamak için bol zamanımız var.

bol
wide

The original qipao was wide and loose. - Orijinal qipao geniş ve boldu.

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

bol
{s} loose

My pants are very loose because I've lost much weight. - Pantolonum çok bol, çünkü çok kilo verdim.

Tom wore a long, loose-fitting coat. - Tom uzun bol ceket giydi.

bolluk (çok olma)
copiousness
bolluk bereket ülkesi
a land of milk and honey
bolluk boynuzu
cornucopia, horn of plenty
bolluk ekonomisi
(Ticaret) affluent economy
bolluk göstergesi
(Denizbilim) index of abundance
bolluk göstergesi
(Denizbilim) abundance index
bolluk içerisinde yaşamak
ride the gravy train
bolluk içinde
in profusion
bolluk içinde
in fortune's lap
bolluk içinde büyütmek
cocker up
bolluk içinde yaşamak
live in opulence
bolluk içinde yaşamak
luxuriate
bolluk içinde yaşamak
go the pace
bolluk içinde yaşamak
ride the gravy train
bolluk motivasyonu
(Pisikoloji, Ruhbilim) abundancy motivation
bolluk oranı
abundance ratio
bolluk simgesi
horn
bolluk teorisi
abudance theory
bolluk yabancılaşması
(Pisikoloji, Ruhbilim) affluent alienation
bolluk zonu
(Jeoloji) epibole
bolluk zonu
(Jeoloji) acmezone
bolluk zonu
(Jeoloji) peak zone
bol
{s} generous

Tom is generous and kind. - Tom eli bol ve naziktir.

The portions at that restaurant are generous. - O restorandaki porsiyonlar bol.

bol
copious

I found the suites capacious, the sofas commodious, the sandwiches copious. - Ben, suitleri ferah, kanapeleri geniş sandviçleri bol buldum.

Tom drinks copious amounts of alcohol. - Tom bol miktarda alkol içer.

aşırı bolluk
superabundance
bol
bountiful

The rice we harvested is bountiful. - Bizim biçtiğimiz pirinç boldur.

bol
full

The dress has a full skirt. - Elbisenin bol bir eteği var.

She is still full of energy. - O hala bol enerji var.

bol
hefty
bol
{s} flush
bol
{s} plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

We have a plentiful supply of water. - Bol miktarda suyumuz var.

bol
wealthy
bol
{s} affluent
bol
plenty of

We have had plenty of snow this year. - Bu yıl bol karımız vardı.

We have had plenty of rain this year. - Bu yıl bol yağmur vardı.

bol
redundant
bol
luxuriant
bol
galore
bol
plenty

There are plenty of fresh eggs on the table. - Masada bol miktarda taze yumurta var.

You promised that there would be plenty of hedgehogs in the village! - Köyde bol miktarda kirpi olacağına söz verdin!

bol
(Tıp) bol
bol
plentitude
bol
voluminous
bol
heft
bol
rich
bol
opulent
bol
caboodle
bol
large

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

He endowed the college with a large sum of money. - O, üniversiteye bol miktarda para bağışladı.

bol
hearty
bol
lush
bol
abounding
bol
{s} riotous
bol
liberal
bol
{s} rank
bol
plentiful, abundant, opulent, profuse, copious, ample; loose, wide
bol
fecund
bol
effusive
bol
bounteous
bol
wide and loose-fitting; too large
bol
exuberant
bol
claret cup
bol
handsome
bol
lavish
bol
baggy

These jeans are baggy. - Bu pantolon torba gibi bol.

Mary wore a long baggy T-shirt down to her knees. - Mary dizlerine kadar uzanan uzun bol bir tişört giyiyordu.

bol
plentiful, abundant, ample, copious
bol
{s} unsparing
bol
{s} unstinted
bol
{s} profuse

I apologized profusely for my being late. - Geç kaldığım için bolca özür diledim.

Tom was sweating profusely. - Tom bol bol terliyordu.

bol
{s} plenteous
bol
{s} prodigal
bol
affluence
bol
superabundant
nerede bu bolluk?/ bu yoğurdun bolluğu? What makes you
think this thing'll be so easy to do?/It's not as easy as you think!
sonsuz ışık ve bolluk ülkesinden kimse
Hyperborean
tabii bolluk
(Kimya) natural abundance
English - English

Definition of bolluk in English English dictionary

bol
bolognese
BOL
(Ticaret) (bill of lading) A document created for a given shipment that indicates the contents and destination, and forms a contractual basis for claims or resolution with the carrier if required
bol
BOLometers technical device (astronomy)
bol
Begin Of Life
bol
Oak Lawn Branch Library
bol
Bill of Lading transport or Document used to acknowledge receipt of goods; may also be used to serve as a contract for the cargo
bol
Bill of Lading Document used to acknowledge receipt of goods; may also serve as a contract for the transport of cargo
bol
[Welsh belly] Also as 'bwl'
bol
Beginning of Life
bol
Bill of Lading (BOL) refers to the document on which a carrier acknowledges receipt of materials loaded onto the truck
Turkish - Turkish
Bol olma durumu
Her şeyin bol olduğu zaman: "Hep eski bolluk zamanlarında yapılmış büyük vezir konaklarına rastlanırdı."- A. Ş. Hisar
Fazlalık: "Öteden beri dergileri kaplayan şiir bolluğundan ürkerim."- N. Cumalı
Her şeyin bol olduğu (yer): "Onu gittiği yere bolluk ve mutluluk getiren uğurlu bir yaratık olarak düşünmeye başladı."- H. E. Adıvar
Her şeyin bol olduğu zaman
Fazlalık
Her şeyin bol olduğu (yer)
(Osmanlı Dönemi) SERRA
(Osmanlı Dönemi) CEVEF
(Osmanlı Dönemi) NEFES
(Osmanlı Dönemi) YESAR
(Osmanlı Dönemi) VEFR
(Osmanlı Dönemi) bereket
Bol
geniş
Bol
gani
Bol
(Osmanlı Dönemi) CÜFAL
bol
Tahta döşeme
bol
Nicelik bakımından olağandan veya alışılandan çok, kıt karşıtı: "Demek ki zeytinin bol ve ucuz olduğu bir yerdeymiş."- B. Felek. Özel bir cam içinde likör, şarap, meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içki
bol
özel bir cam kap içinde likör, şarap, meyve ve madensuyu karıştırılarak hazırlanan içki
bol
şarap, likör ve madensuyuna meyve doğranarak özel bir cam kap içinde yapılan içki
bol
İçine girecek şeyin boyutlarından daha büyük veya geniş olan, dar karşıtı
bol
Özel bir cam içinde likör, şarap, meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içki
bol
İçine girecek şeyin boyutlarından daha büyük veya geniş olan, dar karşıtı: "Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm."- P. Safa
bol
Olağandan veya alışılandan çok, kıt karşıtı
bol
Likör, şarap, meyve suyu ve soda ile yapılan bir içki
bol
özel bir cam kap içinde likör, şarap, meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içkiye verilen ad
English - Turkish

Definition of bolluk in English Turkish dictionary

bol
(Tıp) bol
bolluk
Favorites