bağlı

listen to the pronunciation of bağlı
Turkish - English

Definition of bağlı in Turkish English dictionary

bağlı
connected

Tom hasn't connected to the Internet yet. - Tom henüz internet'e bağlı değildi.

I know Tom is connected. - Tom'un bağlı olduğunu biliyorum.

bağ
connection

Why are you telling me about hippos all of the sudden? I don't see the connection between that and your twelve red goldfishes. - Birdebire su aygırlarını bana niçin anlatıyorsun? O ve senin on iki kırmızı akvaryum balığının arasındaki bağlantıyı anlamıyorum.

He got the job by virtue of his father's connections. - O, babasının bağlantıları sayesinde işi aldı.

bağlı
bound

He was bound hand and foot. - Onun eli kolu bağlıydı.

The body and the mind of man are so closely bound together that whatever affects one affects the other. - İnsanın beden ve aklı birbirine öylesine bağlıdır ki birini etkileyen diğerini de etkiler.

bağ
link

Tom linked to my website from his blog. - Tom bloğundan benim siteme bağlandı.

It is a prevalent belief, according to a nationwide poll in the United States, that Muslims are linked with terrorism. - ABD'de ülke çapındaki bir ankete göre Müslümanların terörle bağlantılı olduğu yaygın bir inançtır.

bağ
{i} vineyard
bağ
bond

Which is longer, a single bond or a double bond? - Hangisi daha uzun? Bir tek bağ mı yoksa bir çift bağ mı?

You can't destroy the precious bond between mother and child. - Anne ve çocuk arasındaki değerli bağları yok edemezsiniz.

bağlı
faithful
bağ
tie

I can't tie a very good knot. - Ben çok iyi bir fiyonk bağlayamam.

They tied the thief to the tree. - Onlar hırsızı ağaca bağladılar.

bağlı
attached

I'm really attached to my mother. - Anneme gerçekten bağlıyım.

He is deeply attached to her. - O, ona derinden bağlıdır.

bağ
{i} relationship
bağ
{i} daughter

I shall win the king's daughter! they both cried. - Kralın kızını kazanmalıyım! diye bağırdı ikisi de.

Mary felt guilty about yelling at her daughter. - Mary onun kızına bağırmakla ilgili kendini suçlu hissetti.

bağlı
dependent

We are dependent on each other. - Biz birbirimize bağlıyız.

Tom is still dependent on his parents. - Tom hâlâ anne ve babasına bağlıdır

bağlı
{s} affiliated

I'm not affiliated with any party. - Ben herhangi bir partiye bağlı değilim.

The college is affiliated with the university. - Kolej üniversite ile bağlı.

bağlı
tied

He demanded that the savage dog be kept tied up. - O, vahşi köpeğin bağlı tutulmasını istedi.

We were tied to our decision because we signed the contract. - Sözleşme imzaladığımız için kararımıza bağlıydık.

bağ
nexus
bağ
tie, cord; bandage; bunch, sheaf; relation, connection; bond; ligament; impediment, restraint
bağ
string

He bound the package with a string. - O paketi bir iple bağladı.

Mother tied up three pencils with a piece of string. - Annem bir parça ip ile üç kurşun kalemi bağladı.

bağ
{i} noose
bağ
as
bağ
{i} knot

Check all the loose knots and fasten them tight. - Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.

I showed Tom how to tie some knots. - Bazı düğümleri nasıl bağlayacağımı Tom'a gösterdim.

bağ
{i} cord

A developing embryo connects to the placenta via the umbilical cord. - Gelişmekte olan bir embriyo, göbek kordonu yoluyla plasentaya bağlanır.

He connected the cord to the machine. - O, kordonu makineye bağladı.

bağ
chain

The prisoner is in chains. - Tutsak zincirle bağlıydı.

The world's tropical rainforests are critical links in the ecological chain of life on the planet. - Dünyadaki tropikal yağmur ormanları, gezegende yaşamın ekolojik zincirine kritik bağlantılıdır.

bağ
so
bağ
{i} lace

Tom bought new laces for his shoes. - Tom ayakkabıları için yeni bağcıklar aldı.

Excuse me, your laces are untied. - Affedersiniz, bağcıklarınız çözülmüş.

bağlı
devoted

Tom and Mary are both very devoted parents. - Tom ve Mary ikisi de ebeveynlerine çok bağlılar.

Tom and Mary are very devoted to each other. - Tom ve Mary birbirlerine çok bağlılar.

bağlı
under

The royal jewels are kept under lock and key. - Kraliyet mücevherleri kilit ve anahtara bağlı tutulur.

bağlı
copulate
bağlı
{s} corded
bağlı
{s} conditional
bağlı
{s} laced
bağlı
adjective
bağlı
associated with
bağlı
cohesive
bağ
contact

I think it's time for me to contact her. - Sanırım onunla bağlantı kurmamın zamanıdır.

He comes into contact with all kinds of people. - Her türlü insanla bağlantı kurar.

bağ
(Bilgisayar,Teknik) connector
bağ
(Bilgisayar) hyperlink
bağ
(Biyoloji) isthmus
bağ
restraint
bağ
interconnect

Everything is interconnected. - Her şey birbirine bağlıdır.

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

bağ
couple
bağ
(Askeri) ammunition clip
bağ
though

Have you ever thought about donating your organs after you die? - Öldükten sonra hiç organlarınızı bağışlamayı düşündünüz mü?

She thought that she could become economically independent from her parents if she went to college. - Eğer üniversiteye gidebilirse ebeveynlerinden ekonomik olarak bağımsız olabileceğini düşündü.

bağ
(İnşaat) anchorage
bağlı
conjugate
bağlı
impotent
bağlı
coupled
bağlı
reliant
bağlı
attendant
bağlı
(Bilgisayar) linked

Starch degradation is linked to a Circadian clock. - Nişasta bozulması bir Sirkadyen saate bağlıdır.

The defendant was romantically linked with the judge. - Sanık yargıç ile romantik olarak bağlıydı.

bağlı
spellbound
bağlı
under the influence of
bağlı
subordinate to
bağlı
inferior to
bağlı
(Ticaret) affiliate

Tom is not affiliated with Disneyland. - Tom, Disneyland'a bağlı değildir.

The college is affiliated with the university. - Kolej üniversite ile bağlı.

bağlı
engaged
bağ
like

Would you like to exchange links? - Bağlantıları değiştirmek ister misin?

What did the experimental set-up look like? What was connected to what and how? - Deneysel kurulum neye benziyordu? Ne neye ve nasıl bağlıydı?

bağ
ligature

Sami used a ligature to strangle Layla. - Sami, Leyla'yı boğmak için bir bağlama ipi kullandı.

bağ
ligament

I tore a ligament in my knee and had to have surgery. - Dizimde bir bağ yırttım ve ameliyat olmak zorundaydım.

He tore his ligament. - O, bağ dokusunu yırttı.

bağ
brace
bağ
fastener

Push buttons are a practical fastener for children's clothes. - İtmeli düğmeler, çocuk kıyafetleri için pratik bir bağlayıcıdır.

bağ
yoke
bağlı
dependant
bağlı
subject
bağlı
legato
bağlı
subordinative
bağlı
relative
bağlı
appendant
bağlı
loyal

I pledged my loyalty to him. - Ona olan bağlılığımı taahhüt ettim.

This shows his loyalty to his friends. - Bu, onun, arkadaşlarına olan bağlılığını gösteriyor.

bağlı
due to

His success was mostly due to good luck. - Onun başarısı çoğunlukla iyi şansa bağlıydı.

bağlı
appurtenant
bağlı
appertaining
bağlı
hand in hand
bağlı
inseparable
bağlı
fast

Remain in your seats with your seat belts fastened. - Emniyet kemerleriniz bağlı şekilde koltuklarınızda kalın.

bağlı
adherente
bağlı
fitted
bağlı
affiliated to
Bağlı
(Tıp) ligamentous
bağ
correlate
bağ
fascia
bağ
copulation
bağ
desmo
bağ
noose; relation
bağ
bandage
bağ
fastening
bağ
vinculum
bağ
binder
bağ
connexion
bağ
linkup
bağ
poet. garden; orchard
bağ
copula
bağ
alliance
bağ
header
bağ
linkage
bağ
trabecula
bağ
{i} relation

Health is the greatest gift; satisfaction the greatest wealth; fidelity the greatest relation. - En büyük nimet sağlık, en büyük zenginlik kanaat, en büyük bağ da vefadır.

bağ
{f} binding

It's not legally binding. - O yasal olarak bağlayıcı değil.

This agreement is binding on all parties. - Bu anlaşma tüm tarafları bağlıyor.

bağ
whether

Whether you pick the Lions or Tigers to win, the result will be a toss-up because both teams are equally strong. - Kazanmak için ister Lions'ları ister Tiger'ları seç, sonucu şansa bağlıdır. Çünkü her iki takım eşit olarak güçlüdür.

Your success depends on whether you pass the STEP examination or not. - Sizin başarınız STEP sınavını geçip geçmemenize bağlıdır.

bağ
bridle
bağ
{i} truss
bağ
till
bağ
coupling
bağ
while

Fasten your seat belt while driving. - Araba sürerken emniyet kemerini bağla.

He tied his dog up to the tree while he went into the store. - O dükkana giderken köpeğini ağaca bağladı

bağ
neither
bağ
whereas
bağ
whence
bağ
hitch

He hitched the caravan to his car. - O, karavanı arabasına bağladı.

Tom tied his horse to the hitching post. - Tom atını bağlama direğine bağladı.

bağ
fasten

She advised him to fasten his seat belt. - O ona emniyet kemerini bağlamasını tavsiye etti.

Fasten your seat belt when you drive. - Araba kullanırken emniyet kemerinizi bağlayın.

bağ
beginnings
bağ
lest
bağ
than

On Children's Day, more than 50 bicycles were donated. - Çocuklar Günü'nde 50'den fazla bisiklet bağışlandı.

Thank you for the link. - Bağlantı için teşekkürler.

bağ
{i} bonding
bağ
syndesmo
bağlı
affiliated with, related to, connected with
bağlı
tied, bound; dependent (on), contingent (on/upon); related (to), connected (with); faithful, devoted, loyal; impotent, spellbound
bağlı
incidental
bağlı
conjoint
bağlı
(man) whom a magic spell has made sexually impotent
bağlı
closed (road, door); blocked by or with
bağlı
tied (to), bound (to); linked with, connected to, attached to
bağlı
adhesive
bağlı
amenable
bağlı
banded
bağlı
germane
bağlı
committed to; devoted to; faithful to
bağlı
consequent
bağlı
dependent upon
bağlı
bonded
bağlı
adherent
bağlı
hooked
bağlı
obligate
bağlı
{s} related

The identity is related to the place. - Kimlik yere bağlıdır.

bağlı
incident

The two incidents are connected with each other. - İki olay birbirine bağlı.

bağlı
{s} subordinate
bağlı
feudatory
bağlı
subject to

We are subject to the Constitution of Japan. - Biz Japonya anayasasına bağlıyız.

bağlı
appertain
bağlı
contingent
bağlı
(İnşaat) respective
bağlı
{s} observant
Turkish - Turkish

Definition of bağlı in Turkish Turkish dictionary

BAĞ
(Osmanlı Dönemi) f. Büyük bahçe. Bostan
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asması
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asmaları bulunan yer
Bağlı
(Hukuk) MÜTEVAKKIF
Bağlı
(Hukuk) VABESTE
Bağlı
(Hukuk) MERBUT
Bağlı
(Hukuk) MÜLZEM
bağ
Meyve bahçesi
bağ
Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm
bağ
Asmalık
bağ
İlgi, ilişki, rabıta
bağ
Sargı
bağ
Bağlam, deste, demet. İlgi, ilişki, rabıta: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."- Anayasa
bağ
Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılan yay biçimindeki işaret. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası: "Üzümünü ye de bağını sorma."- Atasözü
bağ
Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti
bağ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel gibi düğümlenebilir nesne
bağ
Bağlam, deste, demet
bağ
üzüm bahçesi
bağ
üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu, üzüm yetiştirilen toprak parçası
bağ
Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası
bağlı
Sadık
bağlı
Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek)
bağlı
Bir bağ ile tutturulmuş olan: "Günlerden beri bağlı duran demir, sert bir hırıltıyla denize daldı."- Halikarnas Balıkçısı
bağlı
Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı veya aşk gibi duygularla bağlanan, tutkun
bağlı
Bir bağ ile tutturulmuş olan
bağlı
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste
bağlı
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste: "Ekinlerin gürleşmesi yağmura bağlıdır, Sevincimiz üzüntümüz / Hep sana bağlı."- B. Necatigil
bağlı
Sınırlanmış, sınırlı
bağlı
Kapatılmış olan, kapalı
bağlı
Sadık: "Türkiye Cumhuriyeti Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."- Anayasa
bağlı
Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan