böyle

listen to the pronunciation of böyle
Turkish - English
so
that

I am surprised that she refused such a good offer. - Onun böyle güzel bir teklifi reddetmesine şaşırdım.

I doubt that Tom would ever consider driving such a small car. - Tom'un şimdiye kadar böyle küçük bir araba sürmeyi düşüneceğinden şüpheliyim.

as such

He is a scholar, and ought to be treated as such. - O bir bilim adamı ve ona böyle davranılmalı.

He is a gentleman and ought to be treated as such. - O bir beyefendi ve böyle davranılması gerekiyor.

thusly
gradually
tolerable
this

Pollutants like this derive mainly from the combustion of fuel in car engines. - Böyle kirleticiler çoğunlukla otomobil motorlarındaki yakıt tüketiminden kaynaklanmaktadır.

In a dictionary like this one there should be at least two sentences with fridge. - Böyle bir sözlükte buzdolabı ile ilgili en az iki cümle olmalıdır.

such

We must consider the question of whether we can afford such huge sums for armaments. - Böylesine büyük bir silahlanma için paramızın olup olmadığı sorusunu göz önüne almalıyız.

I've never seen such a wonderful sunset. - Böyle harika bir günbatımı hiç görmemiştim.

this kind of

In this kind of weather it's best if I stay at home and don't go outside. - Böyle bir havada en iyisi evde kalıp dışarı çıkmamak.

We used to think that was why this kind of thing happened. - Eskiden böyle şeylerin bu sebepten olduğunu zannederdik.

like this

In a dictionary like this one there should be at least two sentences with fridge. - Böyle bir sözlükte buzdolabı ile ilgili en az iki cümle olmalıdır.

I think it's unlikely that a situation like this one would ever occur again. - Böyle bir durumun tekrar olacağının olası olmadığını düşünüyorum.

so, such, thus, like this, in this way
thus

Thus, the tyrant succeeded in conquering the kingdom. - Böylece despot hükümdar, krallığı fetihte başarılı oldu.

Thus they decided that I was innocent. - Böylece masum olduğuma karar verdiler.

of a sort
sic
of sorts
thus and so
such a

I've never seen such a wonderful sunset. - Böyle harika bir günbatımı hiç görmemiştim.

I have never seen such a beautiful girl. - Böyle güzel bir kız hiç görmedim.

like that

It's unusual for you to do something like that. - Senin böyle bir şey yapman alışılmadık bir durum.

Who would do something like that? - Böyle bir şeyi kim yapardı?

{f} ferry
şöyle böyle
so so
böyle bir şey
such a thing
böyle biri
such a one
böyle böyle
in this way
böyle iken
anyhow
böyle olmakla birlikte
as well as
böyle olsa bile
even so
böyle yapmak adettir
it is usual to do so
böyle yapmakla
by doing so
böyle giderse
if it goes like that
böyle sürerse
if it goes on like that
Böyle gelmiş böyle gider
That's life, It's inevitable
böyle bir durumda
on such an occasion
böyle bir nesne yok
(Bilgisayar) no such object
böyle bir oylum yok
(Bilgisayar) no such volume
böyle bir zamanda
at such a time
böyle bir şey
somewhere about
böyle bir şey olamaz
nothing of the kind may happen
böyle böyle
1. in this way (often used to avoid repeating reported speech). 2. by and by, gradually
böyle değilse
if this is not the case
böyle gelmiş böyle gider
that's life. it's inevitable
böyle gelmiş böyle gider
It's always been this way and it always will be
böyle giderse
at this/that rate
böyle iken
anyhow, even though
böyle metinde aynen
sic
böyle olmakla beraber
but yet
böyle olmasını istememek
not mean to do so
böyle olsun istememek
not mean to do so
böyle olunca since this is
the way it is, therefore, so
böyle söylüyor
it goes like this
böyle söylüyorlar
as the story goes
böyle tablo yok
(Bilgisayar) no such table
böyle tipler
people of that ilk
böyle yaparak
in so doing
böyle yapmak istememek
not mean to do so
böyle zamanlarda
at times like these
böyle üst yok
(Bilgisayar) no such parent
bundan böyle
hereafter
durum böyle
there it is
işte böyle
like this
işte böyle
Now you see how it is
işte böyle
like that
bundan böyle
no longer
bundan böyle
from this day forth
bundan böyle
from now onward
bundan böyle
herein after
bundan böyle
hence forth
bundan böyle
in future
bundan böyle bundan sonra
from this time forth
hal böyle iken
and yet
hal böyle iken
with this
hal böyle olunca
under the circumstances
hep böyle
all along
işte hayat böyle!
that's life
olur böyle şeyler
c'est la vie
şöyle böyle
not too bad
şöyle böyle
in a fashion
şöyle böyle
patchy
şöyle böyle
rightness
şöyle böyle
mediocre
şöyle böyle
tolerable
şöyle böyle
no great shakes
şöyle böyle geçinmek
manage
ama öyle ama böyle
one way or another
öyle böyle
so that
öyle yada böyle
one way or another
ben böyle sanıyorum
that's my way of thinking
bir öyle bir böyle
chopping and changing
bir öyle bir böyle olan
uncertain
bu böyle sökmez
this will never do
bu da ne böyle
wtf (what the fuck)
bu halin ne böyle
what a sight you are
bu iş böyle yürümez
this will never do
bundan böyle
henceforward
bundan böyle
from that day forth
bundan böyle
henceforwards
bundan böyle
from now on, henceforth
bundan böyle
from now on

From now on, try to arrive on time. - Bundan böyle zamanında gelmeye çalış.

Tom will do that this way from now on. - Tom bundan böyle bunu bu şekilde yapacaktır.

bundan böyle
henceforth
bundan böyle
from now on, henceforward, henceforth
bundan böyle
(Hukuk) hereinafter
bundan böyle
no more
durum böyle değildir
that is not the ease
durum böyle iken
at this conjunction
durum böyle olunca
in/under the circumstances
eğer bu böyle ise
if this be so
ha öyle ha böyle
much of a muchness
hangi rüzgâr attı buraya/böyle
(Konuşma Dili) What on earth brought you here?/Where have you been all this time?
hep böyle kal
clean living
kader böyle imiş
That is the way it was fated to be
keyifim böyle istiyor
I just feel like doing it; that's all
kâh öyle kâh böyle olan
seesaw
kâh öyle kâh böyle olmak
seesaw
takdir böyle imiş
(Konuşma Dili) This is the way it was fated to be
velev ki even if ...: Böyle birisini, velev ki dünya güzeli olsun, evime sokmam
I won't allow such a person in my house, even if she's the most beautiful creature on earth!
ya öyle ya da böyle
in one's way or another
öyle de battık böyle de
in for a penny in for a penny
öyle ya da böyle
(Konuşma Dili) one way and another
öyle ya da böyle
(Konuşma Dili) one way or another
öyle ya da böyle
rain or shine

Rain or shine, I will go. - Öyle ya da böyle gideceğim.

Rain or shine, the postman delivers the mail. - Öyle ya da böyle, postacı postayı dağıtır.

öyle ya da böyle
by hook or crook
şöyle böyle
a) fair, mediocre, tolerable, indifferent b) so so, after a fashion
şöyle böyle
middling
şöyle böyle
all right
şöyle böyle
1. so-so, fair to middling. 2. approximately, roughly
şöyle böyle
indifferent
şöyle ya da böyle
by hook or by crook
şöyle ya da böyle
one way or the other
Turkish - Turkish
Bu yolda, bu biçimde: "Böyle acıklı şeyleri ne diye yazıyorum bilmem ki?"- A. Gündüz
Bu derece: "Böyle bir sevmek görülmemiştir."- A. İlhan. İçinde "ne", "nasıl" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğinde o cümlede anlatılan şeyin hoş karşılanmadığını veya ona şaşıldığını anlatan bir söz: "Maşallah, dedi, nereden teşrif böyle?"- P. Safa
Bunun gibi, buna benzer: "Ah Şaban'ın böyle bir çocuğu, böyle bir karısı olsaydı!"- H. E. Adıvar
Bu derece
İçinde "ne", "nasıl" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğinde, o cümlede anlatılan şeyin hoş karşılanmadığını veya ona şaşıldığını anlatır
Bunun gibi, buna benzer
Bu yolda, bu biçimde
böyle böyle
Böylelikle
şöyle böyle
Ne iyi ne kötü, orta derecede, âdeta
şöyle böyle
Aşağı yukarı, hemen hemen, yaklaşık olarak
böyle
Favorites