an entirety

listen to the pronunciation of an entirety
English - Turkish

Definition of an entirety in English Turkish dictionary

whole
{s} bütün

Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir. - Karam is the best student in the whole school.

Her cumartesi bütün evi temizleriz. - Every Saturday we clean the whole house.

whole
{i} tüm

Kanada civarında bir yerde birkaç dönüm karla ilgili iki ulusun savaşta olduğunu ve bu güzel savaşa tüm Kanada'nın değdiğinden daha çok para harcadıklarını bilirsiniz. - You know that two nations are at war about a few acres of snow somewhere around Canada, and that they are spending on this beautiful war more than the whole of Canada is worth.

Bu pencere tüm şehre bakıyor. - This window overlooks the whole city.

entirety
tamlık/bütün
whole
{i} toplam

Bütün, parçaların toplamından daha büyüktür. - The whole is greater than the sum of the parts.

whole
tamamen

Tamamen yeni bir dünya. - It's a whole new world.

O, bir şişe sütü tamamen içti. - He drank a whole bottle of milk.

entirety
külliyet
entirety
tamamen
whole
bütünlüklü
whole
sağlığı yerinde
whole
{s} yarasız beresiz
whole
tek parça
entirety
bütün

Soruyu bütünü ile inceleyin. - Examine the question in its entirety.

Bütünüyle bunu incelememiz gerekiyor. - We need to view this in its entirety.

entirety
tümlük
entirety
tüm
entirety
bütünlük
entirety
tamlık
entirety
in its entirety bütünü ile
whole
{s} sağlam
whole
{s} 1. tam; bütün, tüm: He stayed there for a whole week. Tam bir hafta orada kaldı. She talked the whole time. Hep konuştu. Give me your whole
whole
şişe kanı
whole
{s} toplu

İlk olarak bir C kursu aldığım zaman sınıfta açıklanan tek bir şeyi anlayamadım. Allah'a şükür ki bütün topluluğun nasıl çalıştığını bana açıklamak için bir programcı olan bir arkadaşım var. - When I first took a C course, I couldn't understand a single thing explained in class. Thank God I got a friend of mine who's a programmer to explain to me how the whole caboodle works.

Gruplar ya küçük bir toplulukla ya da tüm dünya ile bir ilgi paylaşmak için iyi bir yoldur. - Groups are a good way to share an interest with either a small community or the whole world.

whole
go the whole hog bir işi tam yapmak
whole
(sıfat) bütün, toplu, tüm, tam, sağlam, sağlıklı, yarasız beresiz, öz
whole
iyileşmiş
whole
tam şey
whole
sağ

Sen gençsin. Senin önünde sağlıklı bir hayat var. - You're young. You have your whole life ahead of you.

Sağlığımı geri kazanmak tam bir yılımı aldı. - It took me a whole year to recover my health.

whole
tam; bütün, tüm: He stayed there for a whole week. Tam bir hafta orada kaldı. She talked the whole time. Hep konuştu. Give me your whole
whole
sonuna kadar uğraşmak
an entirety

    Hyphenation

    an en·tire·ty

    Turkish pronunciation

    ın întayırti

    Pronunciation

    /ən ənˈtīərtē/ /ən ɪnˈtaɪɜrtiː/

    Videos

    ... entirety of the web. ...
    ... His top adviser on immigration is the guy who designed the Arizona law, the entirety ...

    Word of the day

    arterious
Favorites