şekilde

listen to the pronunciation of şekilde
Turkish - English
in such a manner that
in such a way that
in the manner that
in manner
aynı şekilde
likewise

Yet Japan is still not sufficiently understood by other countries, and the Japanese, likewise, find foreigners difficult to understand. - Ancak Japonya hâlâ diğer ülkeler tarafından yeterince anlaşılamamıştır, ve Japonlar, aynı şekilde, yabancıları anlamayı zor bulmuştur.

şekil
{i} figure

I can't make out these figures. - Bu şekilleri anlayamam.

These figures don't add up. - Bu şekiller toplanmaz.

düzgün bir şekilde
properly

Tom doesn't know how to treat his employees properly. - Tom çalışanlarına düzgün bir şekilde nasıl davranacağını bilmiyor.

Tom knew how to properly dispose of motor oil and never dumped it down the storm drain. - Tom motor yağını nasıl düzgün bir şekilde atacağını ve asla rögara atmadığını biliyordu.

uygun bir şekilde
properly

I don't know how to speak French properly. - Uygun bir şekilde nasıl Fransızca konuşulduğunu bilmiyorum.

Are you unable to see properly? - Uygun bir şekilde göremiyor musun?

şekil
mold
basit bir şekilde
simply
beklenmedik bir şekilde
unexpectedly
nazik bir şekilde
gently
şekil
shape

Modern bridges are similar in shape. - Modern köprüler şekil olarak benzer.

It is said that cats can change shape. - Kedilerin şekil değiştirebildikleri söylenilmektedir.

şekil
image
şekil
mould
şekil
form

A form appeared from over there. - Oradan bir şekil ortaya çıktı.

Communication takes many forms. - İletişim birçok şekiller alır.

şekil
pattern

Patterns of married life are changing a lot. - Evlilik yaşam şekilleri çok değişiyor.

sade bir şekilde
simply

Would you please explain it more simply? - Lütfen onu daha sade bir şekilde açıklar mısın?

aynı şekilde karşılık verilmek
retaliate
berbat bir şekilde
badly

He badly exaggerated his ability to achieve a breakthrough. - O bir atılımı gerçekleştirmek için yeteneğini berbat bir şekilde abarttı.

The badly burnt pilot was still in the cockpit. - Berbat bir şekilde yanmış pilot hâlâ pilot kabinindeydi.

bilinçli bir şekilde
consciously
ciddi bir şekilde
severely

The storm severely damaged the crops. - Fırtına ürünlere ciddi bir şekilde zarar verdi.

Such a thing is considered theft and it has to be punished severely. - Böyle bir şey hırsızlık olarak kabul edilir ve ciddi bir şekilde cezalandırılmak zorundadır.

dikkatli bir şekilde
rigorously
dinç bir şekilde
vigorously
hiçbir şekilde
at all

I don't agree with your methods at all. - Senin metodlarınla hiçbir şekilde aynı fikirde değilim.

Tom doesn't look at all convinced. - Tom hiçbir şekilde ikna olmuş gibi görünmüyor.

komik bir şekilde
ridiculously
kusursuz bir şekilde
flawlessly
mükemmel bir şekilde
flawlessly
o şekilde
like that

What gives you the right to talk to me like that? - Benimle o şekilde konuşma hakkını sana kim veriyor?

Do you want to leave it like that? - Onu o şekilde bırakmak ister misin?

suçsuz bir şekilde
innocently
tutumlu bir şekilde
economically
yetersiz şekilde
inadequately
yumuşacık bir şekilde
smoothly
zorlayıcı bir şekilde
(Hukuk) drastically
şekil
{i} contour
geçecek şekilde
past

Tom stayed up past his usual bedtime. - Tom her zamanki yatma saatini geçecek şekilde yatmadı.

kararlı bir şekilde
firmly

I shall never forgive Gilbert Blythe, said Anne firmly. - Anne kararlı bir şekilde Gilbert Blythe'ı asla affetmeyeceğim dedi.

-ecek bir şekilde
so as to
adil bir şekilde
justly
adil bir şekilde
impartially
adil bir şekilde
fairly
adil bir şekilde davranmak
do justice
aptal bir şekilde
witlessly
belirgin bir şekilde
prominently
belirsiz olmayacak şekilde
unambiguously
benzer şekilde
in a similar vein
benzer şekilde
accordingly
benzer şekilde
similarly

All of you behave similarly. - Hepiniz benzer şekilde davranıyorsunuz.

benzer şekilde
correlatively
benzersiz bir şekilde
incomparably
berbat bir şekilde
terribily
bilinçli bir şekilde
facultatively
ciddi bir şekilde
staidly
cimri bir şekilde
shabbily
dengeli şekilde
evenly
derin bir şekilde
abstrusely
dikkatli bir şekilde
over
dikkatli bir şekilde
shyly
dikkatli şekilde
carefully
dindar bir şekilde
piously
dindar bir şekilde
devoutly
dindar bir şekilde
godly
durgun bir şekilde
lifelessly
duygusal bir şekilde
sentimentally
dürüst bir şekilde
fair and square
dürüst bir şekilde
aboveboard
düzgün bir şekilde
correctly
efemine bir şekilde
effeminately
eliptik şekilde
elliptically
emniyetli bir şekilde
securely
en iyi şekilde kullanan
optimize
en iyi şekilde kullanan
optimise
en iyi şekilde kullanma
(Bilgisayar) optimize
en iyi şekilde kullanılan
optimised
en iyi şekilde kullanılan
optimized
en iyi şekilde yararlanmak
make the most of
engelleyici bir şekilde
frustratingly
erdemli bir şekilde
virtuously
esnek bir şekilde
flexibly
estetik bir şekilde
aesthetically
etkileyici bir şekilde
movingly
etkili bir şekilde
effectually
etkili bir şekilde
tellingly
etkili bir şekilde
effectively
etkin şekilde
efficiently
etkin şekilde
actively
evcil bir şekilde
tamely
farklı bir şekilde
otherwise
farklı şekilde
differently

Tom should have handled the situation differently. - Tom durumu daha farklı şekilde ele almalıydı.

Tom should have done things differently. - Tom işleri farklı şekilde yapmalıydı.

feci şekilde
tragicly
garip bir şekilde
exotically
garip bir şekilde
spookily
gereken şekilde
drinking
giderek artan bir şekilde
increasingly
gururlu bir şekilde
pontifically
güvenilir bir şekilde
reliably
güçlü bir şekilde
influentially
güçlü bir şekilde
powerfully
hakaret edici bir şekilde
offensively
hassas bir şekilde
sensitively
hevesli bir şekilde
fervently
hilesiz bir şekilde
artlessly
hissiz bir şekilde
numbly
huysuz bir şekilde
perversely
huysuz bir şekilde
acrimoniously
hırslı bir şekilde
ambitiously
hırslı bir şekilde
envyingly
ikna edici şekilde
persuasively
inanılmaz bir şekilde
incredibly
incelikli bir şekilde
deliberately
incitici bir şekilde
hurtfully
isimsiz bir şekilde
anonymously
istekli bir şekilde
wishfully
istenilen şekilde
at will
kederli bir şekilde
sorrowfully
kinci bir şekilde
revengefully
komplike bir şekilde
confusingly
korkunç bir şekilde
appallingly
korkunç bir şekilde
terribly

I'm terribly ashamed of this. - Bundan korkunç bir şekilde utanıyorum.

Sami missed Layla terribly. - Sami, Leyla'yı korkunç bir şekilde özlüyordu.

korkunç bir şekilde
direly
korkunç bir şekilde
horridly
korkunç bir şekilde
horribly

Everything went horribly wrong. - Her şey korkunç bir şekilde yanlış gitti.

korkunç şekilde
awesomely
korkutucu bir şekilde
frighteningly
korkutucu şekilde
frighteningly
kusursuz bir şekilde
faultlessly
kutsal bir şekilde
solemnly
kırık bir şekilde
effeminately
kısır bir şekilde
barrenly
kızgın bir şekilde
wrathfully
lezzetli bir şekilde
appetizingly
makul bir şekilde
sensibly
makul bir şekilde
sanely
makul şekilde
as well
memnun eder şekilde
satisfactorily
mucizevi şekilde
miraculously
muhafazakar bir şekilde
conservatively
muhtemel şekilde
prospectively
mutlu bir şekilde
blithely
mutlu bir şekilde
happily

The two young girls smiled happily. - İki genç kız mutlu bir şekilde gülümsedi.

The girl is reading happily. - Kız mutlu bir şekilde okuyor.

mutlu bir şekilde yaşamak
tick
mükemmel bir şekilde
wonderingly
mükemmel bir şekilde
gloriously
narin bir şekilde
ethereally
nazik bir şekilde
sociably
nazik bir şekilde
thoughtfully
nazik bir şekilde
courteously
nesnel bir şekilde
impartially
nesnel bir şekilde
objectively
olumlu bir şekilde
positively
patlamak (olumlu bir şekilde)
boom
pratik bir şekilde
practically
rahat bir şekilde oturmak
settle down
samimi bir şekilde
warmly
sinirlendirici bir şekilde
gallingly
sivri bir şekilde
pungently
sıkıcı bir şekilde
flatly
tehdit edici bir şekilde
minaciously
tehlikeli bir şekilde
precariously
tehlikesiz bir şekilde
benignly
tembel bir şekilde
vacuously
temiz bir şekilde
cleanly
tertemiz bir şekilde
immaculately
tiksindirici bir şekilde
heinously
tiksindirici bir şekilde
shockingly
tutumlu bir şekilde
thriftily
uygunsuz bir şekilde
unbecomingly
uygunsuz bir şekilde
improperly
uykulu bir şekilde
sleepily
uykusu gelmiş bir şekilde
sleepily
uyumlu bir şekilde
comply
verimli bir şekilde
productively
verimli bir şekilde
plentifully
verimli bir şekilde
efficiently

Tom is a good employee. He gets things done quickly and efficiently. - Tom iyi bir çalışandır. O işleri hızlı ve verimli bir şekilde yaptırır.

John runs the family business very efficiently. - John aile şirketini çok verimli bir şekilde işletiyor.

yeteneksiz bir şekilde
ineptly
yeterli şekilde
adequately
yeterli şekilde
sufficiently
yorgun bir şekilde
wearily
yıkıcı bir şekilde
destructively
zarif bir şekilde
graciously
zevkli bir şekilde
tastefully
zevkli bir şekilde
tastily
çok düzenli bir şekilde
in apple-pie order
üzgün bir şekilde
wretchedly
şekil
printing
şekil
vein
şekil
(Tıp) forme
şekil
delineate
şekil
cast
şekil
format
ağır şekilde
seriously

Barney was wounded seriously. - Barney ağır şekilde yaralandı.

şekil
line

The refugee crossed the line safely. - Mülteciler güvenli bir şekilde sınır çizgisini geçtiler.

At the bus stop, people waited in orderly lines, but as soon as the bus pulled up, the line broke up. - Otobüs durağında,insanlar düzgün bir şekilde sırada beklediler.Filhakika otobüs durur durmaz sıra bozuldu.

şekil
configuration
şekil
diagram
şekil
conformation
şekil
face

The victim's body was lying face down on the rug. - Kurbanın vücudu halı üzerinde yüzü aşağıya bakacak şekilde yatıyordu.

If you talk to me that way again, I'm going to smash your face in. - Benimle tekrar o şekilde konuşursan, yüzünü parçalayacağım.

şekil
outline
bu şekilde
in this manner

The accident happened in this manner. - Kaza bu şekilde oldu.

düzenli bir şekilde
on a regular basis
meydan vermeyecek şekilde
not to give chance - "Don't give them a chance to run away!"not to allow (something to happen) - "We ought not to allow that building to be torn down."no room for any flexibility
pratik bir şekilde
in a practical way
şekil
{i} wise

A wise man would not act in that way. - Akıllı bir adam bu şekilde hareket etmezdi.

şekil
turn

Hanako turned out to be a surprisingly nice person. - Hanako'nun şaşırtıcı şekilde hoş bir insan olduğu ortaya çıktı.

The plane turned sharply to the right just before it crashed. - Uçak gürültüyle yere çakılmadan hemen önce, keskin bir şekilde sağa döndü.

şekil
figure , shape
şekil
way, manner
şekil
diagram, figure, illustration
şekil
semblance
şekil
kind, sort, variety
şekil
morpho
şekil
condition, state
şekil
illustration
şekil
shape, form; diagram, figure; way, manner
şekil
eidolon
şekil
feature
şekil
figuration
şekil
{i} modality
şekil
effigy
şekil
shadow
şekil
model
şekil
species
Turkish - Turkish

Definition of şekilde in Turkish Turkish dictionary

ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Şebih ve misil
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) (Şekl) Biçim, dış görünüş. Çehre. Tarz. Formül
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Geo: Bir veya daha fazla hudut vasıtasiyle mahdut ve mahsur olan şey
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Bir adamın tab' ve hevasına muvafık olan şey
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Gr: Yazıya nokta, hareke ve i'rab koymak
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Suret. Surette benzerlik
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Hey'et
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Muhtelif, müşkil işlerin her biri
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Edb: Aruz ıstılahında mısraların sayısına ve kafiyelerin sırasına göre ortaya çıkan şekil
ŞEKİL
(Osmanlı Dönemi) Birşeyin gerek hissedilen ve gerek mevhum sureti
Şekil
(Osmanlı Dönemi) BÂB
şekil
motif
şekil
Davranış biçimi, tutum, yol, tarz
şekil
Bazı matematiksel varlıkların gösterilmesine yarayan resim
şekil
Bir kavramın, düşüncenin, olayın veya işin değişik oluş biçimi: "Yalnızlığın şekilleri vardır, kimsesiz bir yerde yalnızlık, sosyete ve kalabalık içinde yalnızlık."- R. N. Güntekin
şekil
Bir kavramın, düşüncenin, olayın veya işin değişik oluş biçimi
şekil
Anlatım biçimi
şekil
Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, biçim: "Dünyayı alıp avcuna bir gün Tanrım / Avcunda bu dünyaya bir şekil ver."- A. N. Asya
şekil
Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, biçim
şekil
Biçim
şekil
Bir konuyu açıklamaya yarayan resim
şekil
Anlatım biçimi: "Ne yapıp yapmış, bu havai konuşmayı röportaj şekline sokmuştu."- Y. K. Karaosmanoğlu
şekil
Olma biçimi, durum, hâl
şekil
Toplumsal bir bütünün kuruluş biçimi
şekilde
Favorites