şaşırt

listen to the pronunciation of şaşırt
Turkish - English
bewilder
{f} bewildered
{f} amazed

He amazed everyone by passing his driving test. - Sürücü sınavını geçerek herkesi şaşırttı.

I was amazed at his abrupt resignation. - Onun ani istifası beni şaşırttı.

{f} stumping
amaze

Her cleverness often amazes me. - Onun akıllılığı sık sık beni şaşırtır.

The circus amazed and delighted the children. - Sirkler çocukları şaşırttı ve sevindirdi.

{f} surprise

My decision to study abroad surprised my parents. - Yurtdışında okuma kararım ebeveynlerimi şaşırttı.

His words surprised me. - Onun sözleri beni şaşırttı.

flabbergast
{f} nonplusing
{f} bewildering
take aback
perplexed
{f} flabbergasted
astonish

The astonishing blow finished the match. - Şaşırtıcı darbe maçı bitirdi.

The fearful noise astonished anyone coming for the first time. - Korkunç gürültü ilk defa gelen birini şaşırttı.

{f} astonishing

She was astonishingly beautiful. - O, şaşırtıcı şekilde güzeldi.

The astonishing blow finished the match. - Şaşırtıcı darbe maçı bitirdi.

{f} amazing

It is amazing that you won the prize. - Ödülü kazanman şaşırtıcı.

It's amazing how much trouble Tom is able to get into. - Tom'un başını bu kadar çok belaya sokması şaşırtıcı.

dumbfound
confuse

His words confused me. - Onun sözleri beni şaşırttı.

You're trying to confuse me. - Beni şaşırtmaya uğraşıyorsun.

taken aback
{f} puzzling

I can see how that would be puzzling. - Bunun ne kadar şaşırtıcı olacağını görebiliyorum.

This is quite puzzling. - Bu oldukça şaşırtıcı.

mesmerize
{f} surprised

The news surprised him as much as it did me. - Haber onu, beni şaşırttığı kadar, çok şaşırttı.

Her silence surprised me. - Onun sessizliği beni şaşırttı.

make flustered
nonplus
{f} astounded
bedevil
{f} dumbfounded
dumfound
{f} confounded
{f} dumfounding
{f} mystified
{f} confounding
{f} baffle

That just baffles me. - O sadece beni şaşırtıyor.

His memory baffles me. - Onun belleği beni şaşırtıyor.

mystify
{f} surprising

It's surprising that you haven't heard anything about her wedding. - Onun düğünü hakkında bir şey duymamış olman şaşırtıcı.

Surprisingly enough, he turned out to be a thief. - Şaşırtıcı şekilde, onun bir hırsız olduğu ortaya çıktı.

took aback
obfuscate
{f} astonished

The fearful noise astonished anyone coming for the first time. - Korkunç gürültü ilk defa gelen birini şaşırttı.

{f} dumbfounding
{f} puzzle

His behavior puzzled me. - Onun davranışı beni şaşırttı.

How he escaped still puzzles us. - Onun nasıl kaçtığı hâlâ bizi şaşırtıyor.

make confused
{f} puzzled

His behavior puzzled me. - Onun davranışı beni şaşırttı.

He was puzzled by the question. - Soru onu şaşırtmıştı.

{f} baffling
{f} mystifying
baffled
takeaback
takenaback
take#aback
disconcert
perplex

Sami asked Layla a perplexing question. - Sami, Leyla'ya şaşırtıcı bir soru sordu.

tookaback
şaşır
befuddle
şaşır
surprize at
şaşır
surprize by
şaşır
be amazed at
şaşır
befuddled
şaşırt
Favorites