şaşırt

listen to the pronunciation of şaşırt
Türkisch - Englisch
bewilder
{f} bewildered
{f} amazed

He amazed everyone by passing his driving test. - Sürücü sınavını geçerek herkesi şaşırttı.

It amazed us that she had been to Brazil alone. - Brezilya'ya tek başına gitmesi bizi şaşırttı.

{f} stumping
amaze

His memory amazes me. - Onun hafızası beni şaşırtıyor.

I was amazed at his abrupt resignation. - Onun ani istifası beni şaşırttı.

{f} surprise

The news surprised him as much as it did me. - Haber onu, beni şaşırttığı kadar, çok şaşırttı.

My decision to study abroad surprised my parents. - Yurtdışında okuma kararım ebeveynlerimi şaşırttı.

flabbergast
{f} nonplusing
{f} bewildering
take aback
perplexed
{f} flabbergasted
astonish

Your ignorance is astonishing! - Senin cehaletin şaşırtıcı!

The fearful noise astonished anyone coming for the first time. - Korkunç gürültü ilk defa gelen birini şaşırttı.

{f} astonishing

The astonishing blow finished the match. - Şaşırtıcı darbe maçı bitirdi.

Your ignorance is astonishing. - Cehaletiniz şaşırtıcı.

{f} amazing

It is amazing that you won the prize. - Ödülü kazanman şaşırtıcı.

It's amazing how much trouble Tom is able to get into. - Tom'un başını bu kadar çok belaya sokması şaşırtıcı.

dumbfound
confuse

I didn't mean to confuse him. - Onu şaşırtmak istemedim.

His words confused me. - Onun sözleri beni şaşırttı.

taken aback
{f} puzzling

It was puzzling to me. - Benim için şaşırtıcıydı.

I can see how that would be puzzling. - Bunun ne kadar şaşırtıcı olacağını görebiliyorum.

mesmerize
{f} surprised

The news surprised him as much as it did me. - Haber onu, beni şaşırttığı kadar, çok şaşırttı.

What surprised me most about that accident is how fast the lawyers arrived on the scene. - Kaza hakkında beni en çok şaşırtan şey avukatların olay yerine ne kadar çabuk varmalarıydı.

make flustered
nonplus
{f} astounded
bedevil
{f} dumbfounded
dumfound
{f} confounded
{f} dumfounding
{f} mystified
{f} confounding
{f} baffle

His memory baffles me. - Onun belleği beni şaşırtıyor.

That just baffles me. - O sadece beni şaşırtıyor.

mystify
{f} surprising

It is surprising that your wife should object. - Karının itiraz etmesi şaşırtıcı.

It's surprising that you haven't heard anything about her wedding. - Onun düğünü hakkında bir şey duymamış olman şaşırtıcı.

took aback
obfuscate
{f} astonished

The fearful noise astonished anyone coming for the first time. - Korkunç gürültü ilk defa gelen birini şaşırttı.

{f} dumbfounding
{f} puzzle

He was puzzled by the question. - Soru onu şaşırtmıştı.

What puzzled us was that he said he would not attend the meeting. - Bizi şaşırtan şey onun toplantıya katılmayacağını söylemesiydi.

make confused
{f} puzzled

His behavior puzzled me. - Onun davranışı beni şaşırttı.

What puzzled us was that he said he would not attend the meeting. - Bizi şaşırtan şey onun toplantıya katılmayacağını söylemesiydi.

{f} baffling
{f} mystifying
baffled
takeaback
takenaback
take#aback
disconcert
perplex

Sami asked Layla a perplexing question. - Sami, Leyla'ya şaşırtıcı bir soru sordu.

tookaback
şaşır
befuddle
şaşır
surprize at
şaşır
surprize by
şaşır
be amazed at
şaşır
befuddled
şaşırt
Favoriten