çalışma

listen to the pronunciation of çalışma
Turkish - English
study

Before going to study in Paris, I must brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

I like studying history. - Tarih çalışmayı severim.

running

Running a farm is difficult. - Bir çiftlikte çalışmak zordur.

I want to start running. - Çalışmaya başlamak istiyorum.

labour
working

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

After the hatchet job my boss did on my proposal, I'm not sure how long I want to keep on working here. - Teklifimle ilgili patronumun yaptığı ağır eleştiriden sonra, burada çalışmayı ne kadar süre sürdürmek istediğimden emin değilim.

work

Before going to work in Paris I need to brush up my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

Before going to work in Paris I must freshen up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

labor

Is this the Department of Labor? - Burası Çalışma Bakanlığı mı?

The laborers are murmuring against their working conditions. - İşçiler çalışma şartlarına karşı söyleniyorlar.

{i} studying

I like studying history. - Tarih çalışmayı severim.

When did you begin studying English? - İngilizce çalışmaya ne zaman başladınız?

practice

She practices playing the piano regularly. - O düzenli olarak piyano çalışması yapar.

Mike doesn't practice basketball on Monday. - Mike Pazartesi basketbol çalışmaz.

exercise

He requires that the laboratory exercises be handed in before the final exam. - O, laboratuar çalışmalarının sınavı öncesinde teslim edilmesini şart koşuyor.

work, working, labour, labor; running, working, operation; study; training
workout
priming
study, studying. Ç
work, working
praxis
labour [Brit.]
job of work
starting

She lost no time in starting to work on new project. - O, yeni proje üzerinde çalışmaya başlamada hiç zaman kaybetmedi.

gear
training

Tom does weight training. - Tom ağırlık çalışması yapar.

(Hukuk) labour, work
action
movement
(Askeri) effort

Study takes a lot of energy, but it is worth the effort. - Çalışma çok fazla enerji alır fakat bu çabaya değer.

Why do these elderly politicians spend so much time and effort trying to get reelected? Their lives are not likely to last much longer. - Bu yaşlı politikacılar neden yeniden seçilmeye çalışmak için bu kadar çok zaman ve emek harcıyorlar? Hayatlarının çok daha uzun sürmesi muhtemel değildir.

employment

Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment. - Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

mission

From 1859, Protestant missionaries from America started to arrive, and the Catholic and Russian Orthodox churches also became actively involved in missionary work. - 1859'dan itibaren, Amerika'dan Protestan misyonerler gelmeye başladı ve Katolik ve de Rus Ortodoks kiliseleri de misyonerlik çalışmalarına aktif olarak dahil oldular.

She devoted herself to mission work in Africa. - Kendini Afrika'da ki misyon çalışmasına adadı.

(Bilgisayar) execution
start

I started working for this company last year. - Geçen yıl bu şirket için çalışmaya başladım.

Tom didn't start to study French until he was thirty. - Tom otuzuna kadar Fransızca çalışmaya başlamadı.

operational test
endeavor

I wish her the very best in her future endeavors. - Gelecekteki çalışmalarında ona en iyisini diliyorum.

I wish him the very best in his future endeavors. - Gelecekteki çalışmalarında ona en iyisini diliyorum.

job

She can't make up her mind whether to get a job or to go on to college. - Çalışmak ya da üniversiteye gitmek arasında karar veremiyorum.

This job involves lots of hard work. - Bu iş çok çalışma gerektirir.

field

That is not my field of work. - O benim çalışma alanım değil.

Tom's field of study is law. - Tom'un çalışma alanı hukuktur.

operation

The University of Coimbra was established in 1290. It is one of the oldest universities in continuous operation in the world. - Coimbra Üniversitesi 1290 yılında kurulmuştur. Avrupa'da ve dünyada sürekli çalışmakta olan en eski üniversitelerinden biridir.

slaving
motion
human activity
in working
reading

I plan to try reading some other books. - Diğer bazı kitapları okumaya çalışmayı planlıyorum.

workings
çalışmak
work

You don't have to work today. - Bugün çalışmak zorunda değilsin.

They had been working together for common interests. - Ortak çıkarları için birlikte çalışmaktaydılar.

çalışmak
{f} labor

I wish to work in the laboratory some day. - Ben, bir gün laboratuvarda çalışmak istiyorum.

çalışmak
study

Did you stay home to study for the test? - Teste çalışmak için evde kaldın mı?

I didn't feel like studying because the noise outside was getting on my nerves. - Dışarıdaki gürültü sinirime dokunduğu için canım çalışmak istemedi.

çalışma saatlerini yazmak
schedule
çalışma masası
writing table
çalışma odası
study

He often shuts himself up in the study and writes things like this. - Sık sık kendini çalışma odasına kapatır ve böyle şeyler yazar.

The author killed himself in his study. - Yazar çalışma odasında kendini öldürdü.

çalışma zamanı
uptime
çalışma alanı
field

Tom's field of study is law. - Tom'un çalışma alanı hukuktur.

What's your major field of study? - Ana çalışma alanınız nedir?

çalışma arkadaşı
colleague
çalışma ekonomisi
labor economics
çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri
Labor economy and Industrial relationship
çalışma grubu
(Eğitim) Study group
çalışma usulü
working procedure
Çalışma Bakanlığı
(Askeri) Department of Labor
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
(Hukuk) Ministry of Labour and Social Security
çalışma akımı
working current, operating current
çalışma alanı
work area, workspace
çalışma alanı
(sanat) workshop
çalışma bakanlığı
Ministry of Labor
çalışma belleği
working storage
çalışma dosyası
working file
çalışma dökümü
running order
çalışma düzeni
working order

Everything is in perfect working order. - Her şey mükemmel çalışma düzeni içinde.

çalışma eğrisi
dynamic characteristic
çalışma gerilimi
operating voltage
çalışma grubu
shift
çalışma grupları
(Hukuk) study groups, working groups
çalışma günü
workday
çalışma günü
working day
çalışma günü
weekday
çalışma izni
work permit

You can't get a job here without a work permit. - Bir çalışma izni olmadan burada bir iş bulamazsın.

çalışma kampı
labor camp
çalışma koşulları
working conditions
çalışma kâğıdı
work sheet
çalışma kütüğü
working file
çalışma kılavuzu
workbook
çalışma masaları
bureaux
çalışma masası
bureau
çalışma masası
desk

That desk is too small for Meg. - O çalışma masası Meg için çok küçük.

They approach the front desk. - Onlar ön çalışma masasına yaklaşıyorlar.

çalışma masası
worktable
çalışma noktası
operating point
çalışma odası
snuggery
çalışma odası
library
çalışma odası
workroom, study, den
çalışma potansiyeli
work force
çalışma psikolojisi
industrial psychology
çalışma saati
working hour
çalışma saatleri
working hours, office hours
çalışma saatleri sonrası
after hours
çalışma sürdürmek
carry on a work
çalışma sürdürmek
carry on a study
çalışma sürdürmek
continue a work
çalışma sıcaklığı
working temperature
çalışma sırası
spell
çalışma sırası
running order
çalışma takımı
working group
çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Ministry of Labor and Social Security
çalışma ve sosyal işler
(Hukuk) labour and social affairs
çalışma yapmak
work out
çalışma yapmak
study

I'm too tired to do study. - Çalışma yapmak için çok yorgunum.

çalışma yapmak
exercise
çalışma yazmaçları
working registers
çalışma yeri
workstation
çalışma çağındaki nüfus
population in working age
çalışma şartları
working conditions
çalışma şartları kötü işyeri
sweatshop
çalışma şartı
working condition
çalışma şeridi
work tape
sınav öncesi yoğun çalışma
cram
çalışmak
{f} practice

I have to practice the piano every day. - Ben her gün piyano çalışmak zorundayım.

çalışmak
operate

A satellite has to operate in space within massive temperature differences. - Bir uydu uzayda büyük sıcaklık farklılıkları içinde çalışmak zorundadır.

çalışmak
{f} endeavor
çalış
{f} working

He had an accident while working. - O çalışırken bir kaza yaptı.

While working, he had an accident. - O çalışırken bir kaza yaptı.

çalışmak
go
fazla çalışma
overwork

He is tired from overwork. - O, fazla çalışmaktan dolayı yorgundur.

Tom's father died from overwork five years ago. - Tom'un babası beş yıl önce fazla çalışmaktan öldü.

ikili çalışma
(Dilbilim) pair work
yoğun çalışma
priming
çalış
{f} studied

If he studied hard, he could pass the exam. - Sıkı çalışsa, sınavı geçebilir.

If she studied hard, she could pass the exam. - Sıkı çalışsa, sınavı geçebilir.

çalış
{f} functioning

His eyes stopped functioning due to old age. - Gözleri yaşlılık nedeniyle çalışmayı durdurdu.

The liver is no longer functioning. - Karaciğer artık çalışmıyor.

çalışmak
{i} endeavour
çalışmak
function
çalışmak
{f} struggle
bilimsel çalışma
scientific study
bilimsel çalışma
scientific work
bilimsel çalışma
fieldwork
birlikte çalışma
cooperation
birlikte çalışma
interworking
birlikte çalışma
collaborate
birlikte çalışma
collaboration
dayanak çalışma koşulları
(Bilgisayar,Teknik) reference operating conditions
deneysel çalışma
experimental study
ders çalışma
study
ekip halinde çalışma ruhu
team spirit
emniyetli çalışma yükü
(Askeri,Teknik) safe working load
esnek çalışma
flexible working
evde çalışma
(Ticaret) homework
evde çalışma
teleworking
evden çalışma
teleworking
gönüllü çalışma
voluntary work
gönüllü çalışma
volunteer work
kesik çalışma
(İnşaat) jog
kesintili çalışma
(Bilgisayar,Teknik) intermittent duty
kesintisiz çalışma
uninterrupted duty
kusurlu çalışma
malfunction
model çalışma
model study
part-time çalışma
part-time employment
tele-çalışma
telecommuting
toplumsal çalışma
social work
yıllık çalışma
annual work
çalış
(Sanat) touch

I'm trying to get in touch with her sister. - Kız kardeşiyle temasa geçmeye çalışıyorum.

I tried to get in touch with the police. - Polisle bağlantı kurmaya çalıştım.

çalış
(Muzik) execution
çalışma yapmak
workout
çalışmak
start

I want to start learning French. Can you recommend me any materials to study with? - Fransızca öğrenmeye başlamak istiyorum. Çalışmak için bana biraz malzeme tavsiye edebilir misin?

çalışmak
(deyim) go out of action
çalışmak
tick
çalışmak
come on
çalış
{f} labor

I wish to work in the laboratory some day. - Ben, bir gün laboratuvarda çalışmak istiyorum.

The laborers are murmuring against their working conditions. - İşçiler çalışma şartlarına karşı söyleniyorlar.

çalış
{f} wrought
çalış
{f} worked

They worked jointly on this project. - Onlar bu projede beraber çalıştılar.

Child as he was, he worked hard to help his mother. - O,çocukken,annesine yardım etmek için sıkı çalıştı.

çalış
{f} studying

I'm studying English at home. - Evde İngilizce çalışıyorum.

But then he fell in love with Jane Wilde, a student studying languages in London. - Ama sonra o Londra'da dilleri çalışan bir öğrenci olan Jane Wilde'a aşık oldu.

çalış
{f} attempt

We'll attempt to start the class soon. - Yakında sınıfı başlatmak için çalışacağız.

Tom attempted to predict the results. - Tom sonuçları tahmin etmeye çalıştı.

çalış
{f} study

Before going to study in Paris, I have to brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.

Before going to study in Paris, I must brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

çalış
{f} work

While working, she had an accident. - O çalışırken bir kaza yaptı.

She had an accident while working. - O çalışırken bir kaza yaptı.

çalış
{f} run

The number of cars running in the city has increased. - Şehirde çalışan arabaların sayısı arttı.

How many times does the bus run each day? - Otobüs her gün kaç kez çalışır?

çalış
{f} labour
çalışmak
serve

She serves as the club treasurer. - Kulüp saymanı olarak çalışmaktadır.

çalışmak
ply
çalışmak
strive
çalışmak
practise
çalışmak
Labour
çalışmak
attempt
çalışmak
try

I doubt that Tom is even interested in trying to learn Russian. - Tom'un Rusça öğrenmeye çalışmakla ilgilendiğinden bile şüpheliyim.

Getting your message across is much more important than trying to say it exactly like a native speaker would say it. - Mesajınızı anlatmak bir yerlinin tam olarak söyleyeceği gibi onu söylemeye çalışmaktan çok daha önemlidir.

çalışmak
catch

You might want to try to catch an earlier train. - Bir önceki treni yakalamaya çalışmak isteyebilirsin.

Tom has to study hard and catch up with the other students in his class. - Tom çok çalışmak ve sınıfındaki diğer öğrencilere yetişmek zorunda.

serbest çalışma
free running
istihbarat çalışma grubu; birimler arası çalışma grubu
(Askeri) intelligence working group; interagency working group
çalış
labored

They labored day after day. - Onlar üst üste her gün çalıştılar.

They labored over the budget for the fiscal year 1997. - Onlar 1997 mali yılı için bütçe üzerinde çalıştılar.

çalışmak
(yapmaya) try
çalışmak
to try or strive (to do something)
çalışmak
start up
çalışmak
(mekanizma) catch
çalışmak
aim at
çalışmak
to work, to labour, to labor; to study; to try, to strive, to attempt, to eneavour, to seek; to run, to work, to operate, to function, to go; (araba, motor) to start
çalışmak
(motor vb.) fire
çalışmak
(for a machine) to operate, run, work, go. çalışıp çabalamak to try hard, do all one can
çalışmak
(motor) start
çalışmak
( e) aim
çalışmak
run

I want to run for president. - Devlet başkanı için çalışmak istiyorum.

Running a farm is difficult. - Bir çiftlikte çalışmak zordur.

çalışmak
yoke
çalışmalar
studies

He dedicated himself to biology studies for almost ten years. - On yıldır kendini biyoloji çalışmalarına adadı.

Have you made progress in your studies? - Çalışmalarında ilerleme kaydettin mi?

çalışmalar
works

I have seen neither of his works. - Onun çalışmalarından hiçbirini görmedim.

His latest works are on temporary display. - Onun en son çalışmaları geçici sergide.

Turkish - Turkish
İşe başlama saati
Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi
Çalışmak işi, emek, sa'y
Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması
Çalışmak işi, emek, say: "Kendilerine iyi bir çalışma fırsatı verdim."- Y. K. Karaosmanoğlu
Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün
çalışma karnesi
İşveren tarafından çalışma hayatına başlayan işçiye verilen, onun işçilik durumunu gösterir belge
çalışma barışı
İş huzuru
çalışma belgesi
Bir iş yerinde veya alanında çalışılabileceğini gösterir belge
çalışma dolabı
Üst yüzeyinde çalışma tablası bulunan, ön yüzeyinde kapak ve çekmeceleri olan mobilya
çalışma gezisi
Bir iş bağlama veya ön anlaşma yapmak üzere çıkılan gezi
çalışma günü
Tatil günleri dışında kalan ve çalışılabilen her gün, iş günü
çalışma hayatı
İş hayatı
çalışma izni
Resmî kuruluşlardan bir konuda iş yapmak için alınan izin, çalışma ruhsatı
çalışma masası
Üzerinde iş yapılan masa
çalışma odası
İçinde iş yapılan oda
çalışma ruhsatı
Çalışma izni
çalışma saati
Belirlenmiş, planlanmış çalışma zamanı, iş saati
çalışma saatleri
İşin başlama ve bitiş anı arasındaki saatler, iş saatleri
çalışma yöntemi
Bir çalışma veya iş süresinde izlenen bilimsel ve metodik yöntem
çalış
Çalma işi veya biçimi: "Her muganninin okuyuşu, her çalanın çalışı yine şahsidir ve ayrıdır."- Y. K. Beyatlı
çalış
Çalma işi veya biçimi
çalışmak
Bir şeyi öğrenmek veya yapmak için emek vermek
çalışmak
İşe yarar durumda olmak veya işlemekte bulunmak
çalışmak
Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak. İşi veya görevi olmak, bulunmak: "Kışları onun mandırasında çalışıyor."- H. Taner
çalışmak
Bir şeyi öğrenmek veya yapmak için emek vermek: "Dar ve sapa yollardan hızla yürümeğe çalışıyorduk."- A. H. Tanpınar
çalışmak
Bir şeyi yapmak için gereken çarelere başvurmak, o şeyi gerçekleştirmek için kendini zorlamak, çaba harcamak: "Olduğundan fazla yaşlı görünmeye çalıştığını sezdim."- R. H. Karay
çalışmak
Bir şeyi yapmak için gereken çarelere başvurmak, o şeyi gerçekleştirmek için kendini zorlamak, çaba harcamak
çalışmak
Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak
çalışmak
İş üzerinde bulunmak
çalışmak
Makine veya aletler işe yarar durumda olmak veya işlemekte bulunmak
çalışmak
İşi veya görevi olmak
çalışma
Favorites