I respect the elderly.
- Yaşlılara saygı duyarım.
Tom gave his seat to an elderly lady.
- Tom yaşlı bir bayana koltuğunu verdi.
Layla and Sami have both aged up.
- Leyla ve Sami'nin ikisi de yaşlıdırlar.
The organization is concerned with the welfare of the aged.
- Organizasyon yaşlıların refahı ile ilgilidir.
The old man lives by himself.
- Yaşlı adam tek başına yaşıyor.
Yumi Ishiyama is the oldest member of Team Lyoko.
- Yumi Ishiyama, Lyoko takımının en yaşlı üyesidir.
You must respect senior citizens.
- Yaşlı vatandaşlara saygı göstermelisin.
The senior citizens' spirits were high in spite of the bad weather.
- Yaşlıların ruhları kötü havaya rağmen yüksekti.
You must respect senior citizens.
- Yaşlı vatandaşlara saygı göstermelisin.
She gave her seat to a senior citizen.
- Yaşlı birine yerini verdi.
The old man was hard of hearing.
- Yaşlı adam duymakta zorlanıyor.
The old man lives by himself.
- Yaşlı adam tek başına yaşıyor.
Who is that old woman?
- O yaşlı kadın kimdir?
They say that I'm an old woman.
- Onlar benim yaşlı bir kadın olduğumu söylüyorlar.
I respect the elderly.
- Yaşlılara saygı duyarım.
The police officer on duty sensed an elderly man coming up behind him.
- Görevli memur arkasından yaşlı bir adamın geldiğini hissetti.
Old-timers might argue the Internet was freest during the Usenet days.
- Yaşlılar, Usenet günlerinde internetin daha özgür olduğunu iddia edebilirler.
Because of his age, my grandfather doesn't hear well.
- Dedem yaşından dolayı pek iyi duyamıyor.
His niece is attractive and mature for her age.
- Onun kız yeğeni çekici ve yaşına göre olgundur.
I wet the bed until I was ten years old.
- Ben on yaşına kadar yatağı ıslatırdım.
Tom's eyes were wet with tears.
- Tom'un gözleri göz yaşları yüzünden ıslaktı.
He is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
She looks young, but she's actually older than you are.
- O genç görünüyor, ama o aslında senden daha yaşlıdır.
My father will soon be forty years old.
- Babam yakında kırk yaşında olacak.
Sam is two years younger than Tom.
- Sam Tom'dan iki yaş küçük.
Such fishes as carp and trout live in fresh water.
- Sazan ve alabalık gibi balıklar tatlı suda yaşar.
Fish such as carp and trout live in fresh water.
- Sazan ve alabalık gibi balıklar tatlı suda yaşar.
Older people are often afraid of trying new things.
- Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.
The older you get, the more difficult it becomes to learn a new language.
- Ne kadar yaşlanırsan, yeni bir dili öğrenmek o kadar zor olur.
Sam is two years younger than Tom.
- Sam Tom'dan iki yaş küçük.
He is five years younger than me.
- O, benden beş yaş küçük.
The eldest of the three boys is Tom.
- Üç çocuktan en yaşlısı Tom'dur.
He is the eldest in his class.
- O sınıfında en yaşlıdır.
My mother looked at me with tears in her eyes.
- Annem gözlerinde yaşlarla bana baktı.
This song is so moving that it brings tears to my eyes.
- Bu şarkı o kadar acıklı ki gözlerimi yaşarttı.
The best time of life is when you are young.
- Yaşamın en iyi zamanı genç olduğun zamandır.
The best time of life is when we are young.
- Yaşamın en iyi zamanı genç olduğumuz zamandır.
My parents taught me to respect my elders.
- Annem ve babam bana yaşlılara saygı göstermeyi öğretti.
You must be polite to your elders.
- Yaşlılarınıza karşı kibar olmalısınız.