tarafına

listen to the pronunciation of tarafına
Türkisch - Englisch
side to
taraf
{i} party

I intend to take my position as a third party. - Üçüncü bir taraf olarak pozisyon almaya niyetliyim.

The party was organized by Mac. - Parti Mac tarafından organize edildi.

taraf
side

The apples on the other side of the wall are the sweetest. - Duvarın diğer tarafındaki elmalar en tatlıdır.

Canada is on the north side of America. - Kanada, Amerika'nın kuzey tarafındadır.

taraf
way

Ladies and gentlemen, please come this way. - Hanımefendiler ve beyefendiler, lütfen bu tarafa gelin.

Tom had a propensity for looking the other way when spoken to. - Tom'un, kendisiyle konuşulduğunda başka bir tarafa bakma huyu vardı.

taraf
part

The party was organized by Mac. - Parti Mac tarafından organize edildi.

I intend to take my position as a third party. - Üçüncü bir taraf olarak pozisyon almaya niyetliyim.

tarafına geçmek
range oneself on the side of
tarafına geçmek
range oneself with
tarafına çekmek
win smb. round
tarafına çevirmek
range
taraf
{i} facet
taraf
{i} end

Tom dog paddled toward the shallow end of the pool. - Tom havuzun sığ tarafına doğru köpekleme yüzdü.

The two sides must reach an agreement in principle by the end of June. - Haziran ayı sonuna kadar tarafların ilke anlaşmasına varmaları gereklidir.

taraf
{i} hand

You'll see the bank on the left hand side of the hospital. - Hastanenin sol tarafında bankayı göreceksin.

Tom can't swim at all. On the other hand, he is a good baseball player. - Tom hiç yüzemez. Diğer taraftan, o iyi bir beyzbol oyuncusudur.

taraf
district
taraf
streak
taraf
(Ticaret) stakeholder
taraf
outside

The wall is white on the outside and green on the inside. - Duvar dış tarafta beyaz ve içeride yeşil.

I was distracted by those protesters outside. - Benim dışarıda bu protestocular tarafından dikkatim dağıtıldı.

taraf
backside
taraf
favour
taraf
behalf

I'm calling you on behalf of Mr. Simon. - Bay Simon tarafından arıyorum sizi.

denklemin diğer tarafına geçirme
transposition
denklemin öbür tarafına geçirmek
transpose
en hassas tarafına hitabetmek
pull at smb.'s heartstrings
her tarafına
all around, throughout
kendi tarafına çekmek
win over
sancak tarafına
starboard
taraf
used in formal language to show the agent of a passive verb: Bu nişan büyük babama padişah tarafından ihsan edilmiş. This medal was bestowed on my grandfather by the sultan. Ancak belediye encümeni tarafından onaylanmış ruhsatlar geçerli sayılacaktır. Only those permits which have received the approval of the municipal council will be deemed valid
taraf
{i} contractor
taraf
side; aspect; direction; district; part
taraf
party (to a contract, in a legal proceeding); litigant
taraf
used in formal language to indicate a person: Merhum zevcinizin evrakı tarafınıza gönderilmiştir. The papers of your late husband have been forwarded to you
taraf
(denklem) member
taraf
used with an adjective: Ucuz tarafından bir ayakkabı istiyorum. I want a cheap pair of shoes. Bunları ucuz tarafından aldın, değil mi? You bought these on the cheap, didn't you?
taraf
side (one particular side, position, or group as opposed to another): işin kötü tarafı the unpleasant side of the matter. Bizim taraf maçı kazandı. Our side won the match. Onun baba tarafında delilik var. There's madness on his father's side of the family. O meseleye ne taraftan bakarsan bak halledilmesi imkânsız. No matter how you look at it, that problem remains insoluble. Herif bir taraftan parasızlıktan yakınıyor, öbür taraftan kalkıp karısına kürk manto alıyor! The fellow complains about his lack of money, and then he ups and buys his wife a fur coat! öte taraftan on the other hand
taraf
side; part, portion; area, region; direction: Sandığın üst tarafı ceviz. The top part of the chest is walnut. Şehrin o tarafında oturuyor. She lives over in that part of town. Ne taraftansın? What part of the country are you from? Fatih taraflarında bir yerde oturuyor. He lives somewhere in the neighborhood of Fatih. Seni her tarafta aradım. I've been looking for you everywhere. Boğaz'ın Asya tarafında on the Asian side of the Bosphorus. Sağ tarafına bak! Look to your right! Rüzgâr ne taraftan esiyor? What direction's the wind blowing from? Nehir tarafına doğru gidiyordu. He was heading towards the river
taraf
behalf: Dayım tarafından geliyorum, sizden bir ricası var. I've come on behalf of my uncle to ask a favor of you
yolun karşı tarafına
astride of a road
yolun karşı tarafına
astride a road
Türkisch - Türkisch
Ona
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Yer, memleket, ülke. Kıt'a
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Yan, yön
Taraf
(Osmanlı Dönemi) HAVZA
Taraf
(Osmanlı Dönemi) HİZA
Taraf
(Osmanlı Dönemi) KIT'A
taraf
Yön, yan, doğrultu: "Deniz tarafındaki çayırdan bir sürü koyun geçiyor."- M. Ş. Esendal
taraf
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri: "Dört tarafı kesme billur kapaklı bir eski saat..."- R. H. Karay
taraf
Yöre, yer
taraf
Yön, yan, doğrultu
taraf
Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi
taraf
Yöre, yer: "Üsküdar tarafındaki evlerin camları kor gibi parlıyordu."- H. Taner. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
taraf
İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
taraf
Bir şeyin belli bölümü, kısmı
taraf
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri
tarafına
Favoriten