She began to grumble and then to weep.
- Söylenmeye ve ardından ağlamaya başladı.
It doesn't matter what he said.
- Söylediği şeyin hiçbir önemi yok.
You didn't do a very good job, I said.
- Çok iyi bir iş yapmadığını söyledim.
At the age of six he had learned to use the typewriter and told the teacher that he did not need to learn to write by hand.
- Altı yaşında o, daktiloyu kullanmayı öğrendi ve öğretmenine el ile yazmayı öğrenmesine gerek kalmadığını söyledi.
He told me that his father was dead.
- O bana babasının öldüğünü söyledi.
It is said that her father was killed in a traffic accident.
- Babasının bir trafik kazasında öldüğü söylenmektedir.
It is said that Kazu is the best soccer player in Japan.
- Kazu'nun Japonya'da en iyi futbol oyuncusu olduğu söylenmektedir.
Some doctors say something to please their patients.
- Bazı doktorlar hastalarını memnun etmek için bir şeyler söylerler.
I've got nothing to say to him.
- Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.
I'm confident that Tom will do what he says he'll do.
- Tom'un yapacağını söylediği şeyi yapacağına eminim.
I told you that in confidence, so why did you tell Jane about it?
- Onu sana sır olarak söyledim, öyleyse niçin Jane'e ondan bahsettin?
Please tell me your address.
- Lütfen adresini bana söyle.
Could you please tell me why you love her?
- Onu neden sevdiğini lütfen bana söyler misin?
He began by saying that he would not speak very long.
- O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.
What you are saying does not make sense.
- Söylediğinin anlamı yok.
He opened his mouth as if to speak, but didn't say anything.
- Konuşacakmış gibi ağzını açtı ama hiçbir şey söylemedi.
Tom kept his mouth shut and didn't tell anyone what had happened.
- Tom ağzını kapalı tuttu ve ne olduğunu kimseye söylemedi.